• 557 syf.
    ·Beğendi·9/10·
    Çok güzel bir kitap Dünya klasiklerinden ve John Steinbeck in en büyük eseri ve bu kitap ona Pulitzer ödülünü kazandırmışYayınlsndığında şok etkisi yarattı ve bir çok tartışmaya neden oldu Büyük buhran döneminde krizler ve kapitalleşme yüzünden yoksullaşan yığınların ayakta kalma mücadelesini anlatıyor Açlık sefalet ve zorbalıklar yüzünden evini terk etmek zorunda kalan bir işçi ailesinin dramını dile getiriyor
    Bu kitap kapitalizme getirdiği eleştiriler açısından da önemli Altı çizilerek okunması gereken kitaplardan Okurken kanınız dönüyor insanın insana yaptığı zulmünden tiksiniyorsunuz Aç gözlülüğün ve hırsın bitmez bir cehennem olduğuna şahit olup bu cehennemin yaktığı masum insanlarla siz de yanıyorsunuz ve ne kadar adaletsiz ve acımasız bir dünyada pardon cehennemde yaşadığınızı anlıyorsunuz Kitap çok sarsıcı okurken boğazına bir şeylerin düğümlendiğini hissediyor acıyla kıvranıyorsunuz ve insanın yaşama içgüdüsünün çekiciliğine şaşıp kalıyorsunuzSadece bu kadar mı Tabi ki hayır Kapitalizm denilen sistemin kölelikten de berbat bir şey olduğuna canınınz yana yana şahit oluyorsunuz Ve sonra dönüp kendi acımasız yanınızla yüzleşiyorsunuz Sokakta dilencilik yapan çocukları parklarda bir bank üstünde uyumaya çalışan üstü başı perişan insanlardan suçlu suçlu gözlerinizi kaçırışınızı ve bunları ben düzeltemem ki diye vicdanınızı rahatlatmaya çalışılınız hatırlıyorsunuz ve utanıyorsunuz kendinizden ve yine kendinizin temsil ettiği insanlıktan Kıvranıyorsunuz kutsal bir sancıyı çeker gibi kıvranıyorsunuz Peki bütün bunlar size ne mi kazandırıyor İnsanlık tabi ki birazcık da olsa insanlık
    İyi okumalar
    Varolun
  • 120 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Eugene Ionesco

    Ben sizin gergedanlaştıramadıklarınızdanım..

    Yalan aynada gördükleriniz.
    Git gide susan, sessizleşen, acımasızlaşan koca bir topluluk oluyorsunuz.
    Her göz yumuşta biraz daha birbirinize benziyorsunuz.
    Suskunsunuz..sustukça gaddarlaşıyorsunuz.

    Ezerek, yok ederek, çiğneyerek..
    Hükmetmeye çalışarak, ben bilirim diyerek..
    Onurunuzdan vazgeçerek,
    Sadece tüketmeye programlanmışsınız.
    Ama anlamıyorum..neden duymuyorsunuz..canlı cesetlerinizdeki leş kokusunu?

    Ben sizin gergedanlaştıramadıklarınızdanım.
    "TESLİM OLMUYORUM!"

    Sizin gibi korkmuyorum yalnız kalmaktan..


    Mine Söğüt, cehennemin kapılarını sonuna kadar aralıyor. Göğüs kafesinizin yırtıldığını farzedin mesela..
    Şiddetli ve en yüksek perdeden haykıran çığlıklarıyla kulaklarınızı sağır ediyor.
    Sonra bütün sesler yerini kesik kesik bir çınlamaya bırakıyor.
    Mideniz bulanıyor, huzurunuz kaçıyor..tepe taklak oluyorsunuz.
    Ama direnmeniz lazım.

    O kadar güçlü bir kalem ki; çok uzun cümlelere, o cümleleri allayıp pullayıp süslemeye hiç ihtiyacı yok.

    Hayatlarımızdaki enteresan ayrıntıları cımbızlayıp birleştirmiş.
    Kadınların derisini yüzen en yakışıklı adam, çocuk gözlerini size dikip içinizi delmeyi başarabiliyor mesela.

    Pembe rujlu bir kadın talaş böreğini küçük küçük parçalara bölüyor.
    Kokuşmuş cesetler dolaşıyor ortalıkta.
    Ya da kanatlı bir çocuk annesi kendini okşasın diye bekliyor bekliyor..

    Bir kadın içeriden kilitliyor odanın kapısını.
    Sigara dumanları arasından bir sürü adam belirip kayboluyor.
    Kapının eşiğinde yine küçük bir çocuk..bekliyor bekliyor..

    Kah lağım deliğinde, kah gemi güvertesinde, sinmiş, susmuş, pes etmiş..ufaldıkça yok sayılmış insanların hikayeleri bunlar.
    Ve iğrenç renkleri, kokuları ve sesleriyle gergedanların.

    Hâlâ umut var mı içinizde?
    Peki..hep birlikte söyleyelim;

    "Lağımlardan çıktığımız gün..deli ölecek..şehir düşecek. "

    Yer yer üçüncü sayfa olaylarını okuyor gibi hissediyorsunuz.
    İyiye dair ne varsa eze eze ilerliyor satırlar.
    İnsanlık açık kalmış pencereden uçup gidiverecek diye ödünüz kopuyor.
    Bu kitap öyle bir öfkeyle dolu ki, yazar son sayfada sebebi hakkında bir ekleme yapmayı unutmamış ;

    "Gelmiş geçmiş tüm faşist iktidarlara ve o iktidarların peşine canı gönülden takılıp duran şu insanlığa da öfkelidir. "

    Çünkü zaman kaygan, şekilsiz, uçucu.
    Katiller, caniler, zalimler bir ölüp bin doğuyorlar.

    Her şey başa dönüyor tekrar tekrar.
    Bu öyle bir cehennem ki ölünmüyor.
    Yandıkça tazelenen cesetlerimiz var, yandıkça tükenen umudumuza inat.


    Ben sizin gergedanlaştıramadıklarınızdanım.
    Ölümün kokusu yok ellerimde.
    Dokunduğum her şeyi mundar etmiyorum.
    Tüketmiyorum.

    "Son insanım ben..sonuna kadar insan kalacağım. Teslim olmuyorum!"
    Eugene Ionesco




    Keyifli okumalar..:)
  • 112 syf.
    ·3 günde·Beğendi·10/10
    “Cehennem acı çektiğimiz yer değil, acı çektiğimizi kimsenin duymadığı yerdir”

    Hepimiz ötekiyiz bir başkasına ait olan "öteki". Bence varoluş sancısı tanımsızsa ruhda, bireyde "öteki" kendine.
    Efendim Toni Morrison bu güne kadar yazdığı bütün kitap ve hikyalerinde var olan konu-karekterini analiz etmekte. öteki olmanın o mücadele sancılarını örenkleyerek aktarmış bize. Morrison kısacası bütün eserlerinin içini açmış bize.
    Ve teşekürler Morrison seni tanımak çok güzel :)
  • 192 syf.
    ·10 günde·6/10
    Merhaba Arkadaşlar
    Fantastik tarz bir kitap yorumu geldim sizlere bu sefer...Konu olarak çok farklıydı beğendim. Başlarda biraz sıkıldım karakterlerin hayatlarına fazla değinilmiş gibi geldi konudan uzaklaştırdi beni sanki ama sonlara doğru heyecan verici olmaya başladı.
    .
    Türkiye'den Filipinler 'e uzanan macera dolu bir hikâye.Yillar önce kaybolan kuzeninin peşinden giden Levent'i bekleyen sır dolu bir yolculuk..
    Sürekli olarak Aswang denilen bir yaratiktan bahsedilince Levent merak edip konunun üzerine gidiyor .
    Acaba neydi bu Aswang?
    Sizlerde merak ettiniz dimi bende arka kapakta görünce acaba ne ki diye çok düşündüm ve kitabi okuyunca anladım...
    Sizler de bu serüveni merak ediyorsanız okumanızı tavsiye ederim ️
  • 480 syf.
    ·Puan vermedi
    II.Abdülhamid dönemi,hem "batılılaşma" adımlarının atıldığı hem de Osmanlı Devleti hakimiyetinin sürdüğü,arada kalınmış bir dönem.
    Sinekli Bakkal romanı da bu arada kalınmışlığı yansıtan güzel bir roman.
    Kahramanımız Rabia,babasının sürgün edilmesinden dolayı,annesi ve dedesiyle birlikte yaşar.İmam olan dedesi onu cehennem,zebani,azap...gibi terimlerle korkutarak büyütür.Hafız olan Rabia'yı sesinin güzelliğinden dolayı camilere,saraylara...mevlit okuması için gönderir.Saray eşrafından Sabiha Hanım ile tanışınca hayatının değişme evreleri başlar.Babası da sürgünden dönünce hayatı bambaşka bir yolda ilerler.Bir yanda sarayın ihtişamı,rahatlığı,musikî ile yapılan eğlenceler,babasının tiyatro merakı diğer yanda Rabia'nın dedesinin onu büyütürken uyguladığı baskı.Rabia adeta içinde yaşadığı dönemi temsil etmektedir.
    Tüm bunların yanında Rabia,inandığı değerlerden taviz vermeyen,ne istediğini bilen bir karakter.Bu yönüyle çok sevdim Rabia'yı.
    Selim İleri'nin son söz olarak kaleme aldığı şu cümle ise kitabı tam olarak özetlemektedir,"Doğu ve Batı çatışması, Sinekli Bakkal'da ,sanat ve kültür aracılığıyla yatışır,dinginliğe kavuşur."
    Kalınlığına rağmen okuması kolay,akıcı bir kitap.
  • 192 syf.
    ·2 günde·Beğendi·10/10
    Aşk gerçekten cehennemi yaşarken kendini cennette hissetmekmiydi?
    Kitabın kurgusu ve hikayesi çok hoşuma gitti yakın zamanda okuduğum ve sonunu merakla beklediğim bir kitap oldu. Yazarın bizi anlatmaya çalıştığım Aşk aslında gerçekten insanın gözünü kör edebilen bir his mi dedirtti. Mutlaka okuyun derim elinize aldığınızda bitirmeden bırakamayacağınıza eminim.
  • 976 syf.
    ·6 günde·9/10
    "Yaşam yolumuzun ortasında
    karanlık bir ormanda buldum kendimi,
    çünkü doğru yol gitmişti.
    Ah, içimdeki korkuyu
    tazeleyen, balta girmemiş o sarp, güçlü
    ormanı anlatabilmek ne zor!" (s. 35)

    https://i.ibb.co/kmFt6KP/1.jpg

    Derken bir ormanda buldum kendimi ben de Dante gibi. Yürüyordum. Belki de Dante'nin ilk kez 9 yaşındayken gördüğü Beatrice'e dediği gibi, ben de kimsenin kimse için yazmamış olduğu şeyleri 1000kitap'a yazabilmek için yürüyordum.

    https://i.ibb.co/xHrxYkD/2.jpg

    O anda beklenmedik bir şey oldu. Karşıma Vergilius'un Aeneas kitabı çıkmıştı. Nasıl olduğunu anlamadım. Bu ormanda, sadece ölülerin bulunduğu bu diyarda bir kitabın ne işi olabilirdi?

    https://i.ibb.co/McVgQTn/3.jpg

    Bana şöyle dedi Aeneas: Seni cehennem, araf ve cennetten önceki son durağa götüreceğim Oğuz, gel. Dünyevi zevklerden hiçbirinin anlamının artık kalmadığı bir yere götüreceğim. Senin de ölülerden değil esas dirilerden korktuğunu biliyorum, o yüzden bu yolda senin rehberin olacağım! İlahi Komedya'yı hakkıyla anlayabilmek için benim rehberliğime ihtiyacın var Oğuz...

    Vergilius bana bunları derken, ölüler diyarının kapısına geldiğimizde bu kapıda bekçilik yapan üç başlı köpek Kerberos'un yerine teknik yetersizliklerden dolayı üç başlı kedi olan Ketberos'un olduğunu gördük:

    https://i.ibb.co/JvxYJqF/4.jpg

    Yolumuza devam ettik ve Vergilius beni rahmetli anneannemle dedemin mezarının başına götürdü. Dante ile Vergilius işte tam da bu noktada buluşmuştu. Ölülerin dilinden en iyi anlayan iki adamla birlikte bir mezarın başındayım, belki de hayatın en büyük ve en açık spoiler'ını yiyordum.

    https://i.ibb.co/g9QVVjr/5.jpg

    İlahi Komedya'ya ölülerin artık konuşamayacağını ve hiçbir ölüden haber alınamadığını söyledim. Bana inanmadı. Hatta o anda bana tam olarak şunları söyledi...

    İlahi Komedya: Yanılıyorsun Oğuz, eğer bir çeşit vecd hali ile kendinden geçip ruhunun dünyevi zevklerinden sen de kurtulursan ölüler diyarını sen de ziyaret edebilirsin. Ben öyle yapmadım mı kitabımda, okumadın mı beni? Cehennem, araf ve cennetteki insanların durumunu anlattım. İnsan, dünyada yaptığı ne varsa öldükten sonra da eksiksiz olarak karşılığını alır. Ne ekersen onu biçersin, bu böyledir.

    Oğuz: Peki, seni ve ölüler diyarını tam olarak anlayabilmek için hangi kitapları okumam gerekli İlahi Komedya?

    İlahi Komedya: https://i.ibb.co/qy1Fxzv/6.jpg
    İşte, bu fotoğraf sana yardımcı olacaktır. Dönüşümler 1-15, Aeneas ve şiir kitabım olan Yeni Hayat'ı okursan eminim ki İlahi Komedya'yı çok daha anlayarak okursun. Çünkü benim için hayat, Hristiyanlık'taki teslisler içindeki teslisler bütününden ibarettir. Baba, Oğul, Kutsal Ruh gibi sen de bu 3 kitabı okursan beni daha iyi anlarsın. Çünkü Beatrice ile de ilk olarak 9 yaşında karşılaşmıştım. Bu 9 sayısını da 3'ün karesi ile bağdaştırmıştım. Teslis ve Hz. İsa'nın bizi kurtuluşa götüreceği inancı benim için çok önemlidir Oğuz.

    O anda ölüler diyarından şöyle bir uzağa baktım...

    https://i.ibb.co/s1fh6Sj/7.jpg

    Herkes isterdi manzaralı mezarım olsun, sen benim manzarasız mezarımdın demişti Dante de Beatrice'e. Çünkü en derinine gömmüştü onu. Anneannemle dedem de belki şu an aynı yerdeydi, Dante ile Beatrice'in tam da şimdi olduğu gibi.

    https://i.ibb.co/nb1GshJ/8.jpg

    Peki, bizim gömüleceğimiz yer nerede? Anneanne? Dede? Siz söyleyin bana... Cehenneme mi yoksa cennete mi gideceğim?

    Anneannem: ...
    Dedem: ...

    Yahu Dante, sen kitabında o kadar kişinin cehenneme ya da cennete gideceğine karar vermişsin. Cevap versene bana... Biz nereye gideceğiz? Ölüler diyarından haber yok mu? Bildiklerin sadece İtalya tarihindeki kişiler ile mi kısıtlı? Sadece Caroberto, Cunizza, Lorenzo, Valerius, Mucius, Porsenna, Piccarda, Costanza, Donati, Forese, Corso, Francesco gibi insanların mı öldükten sonra nereye gideceğine karar verebiliyorsun? Nereye gideceğim, söylesene be adam?!

    https://i.ibb.co/dm0Qc2B/9.jpg

    Komedyanın anlamı, cehennem bölümünün ürkütücü olmasına karşılık bu şiirin, komedilerde olduğu gibi mutlu sonla sonuçlanmasından dolayı olduğunu ben de biliyorum. Peki bu inceleme neden bu kitap gibi mutlu bir sonla sonuçlanmıyor? Konuşsana ulan İlahi Komedya!

    https://i.ibb.co/LZQ1M4n/10.jpg

    O anda etrafta ne Vergilius, ne Dante, ne de Beatrice kalmıştı. Oğuz da o an ne olduğunu bilmiyordu. 11 İhlas, 1 Fatiha okumaya gelmişken karşısındaki kitap ona resmen meydan okuyordu. İlahi Komedya o anda çıldırmış bir şekilde üstüne geldi, Oğuz'un gözünün en son görebildiği açıdan sadece "İLAH" kelimesi okunabiliyordu...

    https://i.ibb.co/4fTY5Hn/11.jpg

    Sonra da dünyası çeşitli renklere büründü. O anı anlatmaya kelimeleri yetmedi. Dante'nin de İlahi Komedya'nın sonundaki anı anlatmaya kelimeleri yetmemişti. Hristiyanlık'taki üç dinsel erdem olan sevgi, inanç ve umudun renkleri miydi bunlar? Cehennem, araf ve cennetin renklerinin mi bir temsiliydi yoksa?

    https://i.ibb.co/8Yzsj2v/12.jpg

    Anneanne, dede, lütfen söyleyin. Neden hiçbir ölüden haber gelmiyor? Dante'nin kafasına göre ölüleri cehenneme ve cennete yollaması bana çok garip geliyor, bari siz söyleyin. Siz şu an neredesiniz? Ruhunuzla beraber mi yatıyorsunuz burada? Ruh denen bir şey var mı, yoksa sadece bedenlerimizle mi dirileceğiz? Neden ölüler diyarından hiçbir ses gelmiyor? Hayatımın en büyük spoiler'ını yemeye geldim buraya. Biliyorum, ben de buz gibi bir toprağın içinde gözlerim kapalı bir şekilde yatacağım. Biliyorum, ben de İlahi Komedya'da anlatılan ruhların ektiği şeyleri biçeceğim. Biliyorum, benim de kendi iradem var ve dünyevi zevkler yerine esas kalıcı hayat uğruna çalışmam gerektiğini biliyorum... Peki, şu an neden böyle oldu? Lütfen cevap verin...

    Sen şimdi neredesin, ey Vergilius? Bana asıl şimdi cevap ver! Sana asıl şimdi ihtiyacım var rehberim ey Vergilius! Nerelerdesin ki? Ansızın yok oluverdin! Neredesin, ey cevap veren, neredesin, ey bana ölümü çok gören?

    "Cevap versenize!
    Niçin susuyorsunuz? Niçin?
    Yok mu bir cevap veren?
    Kimse cevap vermiyor mu?
    Kimse, hiç kimse cevap vermiyor mu?"
    Kapıların Dışında