10/10
·432 syf.··
2026 24. kitabı
·
6 günde okudu
·
Okunma: 22 Nisan 2026 05:38
Çok, çok çok sevdim... Taylor Jenkins Reid'in en sevilen kitaplarından biri olmasına şaşmalı. Önce biraz konusundan bahsedip sonra kitap ile ilgili fikirlerimi söyleyeceğim. Kitap, yaşlanmış ve efsaneleşmiş Hollywood yıldızı Evelyn Hugo’nun hayat hikâyesini anlatmak istemesiyle başlıyor. Evelyn hayat hikayesini anlatmak için özellikle genç ve pek tanınmayan bir dergi editörü olan Monique Grant’ı seçmesiyle de şekilleniyor. Ve kitaptan kazanacağı bütün tekifin onun olacağını söylüyor ama bir şartı var. Her şey dürüstlükle anlatılacak ve o ölmeden o kitap basılmayacak. Tabii ki Evelyn'in, Monique'yi seçmesi boşuna değil bir sebebi ve kitap ilerledikçe bu ortaya çıkıyor. O yüzden ortada bir gizem de mevcut. Evelyn her gün evine gelen Monique'ye baştan başlayarak hikayesini anlatmaya başlıyor. Yedi kocasının da ayrı ayrı hikayelerini okuyoruz, hepsini okumak çok ilgi çekiciydi. Ama aslında perde arkasında gizenen çok büyük bir aşk var. Spoiler olmaması için çok ayrıntı veremiyorum. Harry ile o kadar güzel bir dostlukları vardı ki bayıldım. Zaten en sevdiğim kocası oydu diyebilirim. Hayatında pek çok hata yapmış ve ona pek çok hata yapılan bir karakterdi. Bazen iyi bir şey yapmaya çalışırken bile maalesef ki kötü sonuçlar doğurdu. Celia ile yaşadıkları şeylerde ikisinin de hatalı olduğu yerler olduğunu düşünüyorum. Toplumun değer yargıları, kariyerlerini koruma isteği, dikkat dağıtma çabaları onların ilişkisini daha kırılgan ve yıkıcı yaptı. Kitabın en sevdiğim kısımlarından biri bir insanın hayatını doğrusuyla yanlışıyla anlatabilme başarısıydı. Evelyn dışarıdan mükemmel gibi görünen ama herkes gibi kusurları, eksikleri, yanlışları olan bir karakter ve kendini iyi biri olarak lanse etmiyor. Monique'den istediği de bu, onu nasıl anladıysa öyle anlatması. Herkesin gidip onun
Evelyn Hugo’nun Yedi KocasıTaylor Jenkins Reid · Yabancı Yayınları · 20204,320 okunma
Puan vermedi·512 syf.··
2023 718. kitabı
Selam! "Gece Sirki" kitabının yorumuyla karşınızdayım. Kitap, yurtdışında popüler olmasına rağmen ülkemizde pek çok kişinin okumadığı bir kitap. Okuyanlar arasında da beğenenlerin sayısı oldukça az. Ancak ben kitabı beğendim. Kitap neredeyse 300 sayfa boyunca oldukça yavaş ilerliyor ve gereksiz karakterlerle, zaman atlamalarıyla dolu olduğu için zihin karmaşası yaratabiliyor. Benim de kafam bir ara o kadar karıştı ki arkadaşlarıma sormak durumunda kaldım, "Bu kitapta neler oluyor?" diye. Bu açıdan benim için gereğinden fazla karmaşık bir yapıya sahipti. Eğer okumayı düşünüyorsanız bunları göz önünde bulundurmanızı tavsiye ederim. Kitabı sevmemin en büyük sebebi Marco ve Celia'nın yaşadığı aşk hikayesi. Bunun yanı sıra düello hazırlıkları ve sirk ortamı da çok güzeldi benim için. Orijinal bir kurguya sahip olduğunu düşünmem ve kitabı beğenmememe rağmen daha iyi işlenebileceğini düşünüyorum. Bu nedenle bir puan kırmaya karar verdim. Daha fazlasını kırmak istemedim. Benim için 4 puandan daha azı ya da çoğu olmayan bir kitaptı.
Fantastik
Gece SirkiErin Morgenstern · Pegasus Yayınları · 2012442 okunma
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
8/10
·512 syf.··
2026 37. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 22 Nisan 2026 20:58
Kitabı okurken tarih başlıklarına dikkat etmek, karakterlerin hangi aşamada olduğunu anlamanıza yardımcı olacaktır; çünkü hikaye çizgisel bir zaman diliminde ilerlemiyor. ~ Kitap hakkında en çok sevdiğim şey kesinlikle atmosferiydi. Kitabı okurken sirkin her köşesini, her çadırını, hatta o büyülü sessizliğini bile zihnimde canlandırabildim. Bu açıdan gerçekten çok etkileyiciydi. Kitapla ilgili bazı yorumlarda, özellikle daha genç okurlara hitap ettiği ya da yüzeysel kaldığı gibi eleştiriler gördüm. Ama ben buna pek katılmıyorum. Çünkü aslında hikâye, karakterlerin uzun bir zaman dilimine yayılan hayatlarını anlatıyor. Onları çocukluklarından başlayarak büyürken, değişirken ve olgunlaşırken görüyoruz. Sayfalar ilerledikçe sadece olaylar değil, karakterlerin yaşları ve bakış açıları da büyüyor. Bu yüzden bence düşündüğünden daha katmanlı bir anlatımı var. Hikâyenin başlangıcında aslında her şeyi tetikleyen şey bir rekabet. Ancak bu rekabet zamanla bambaşka bir yere evriliyor. İlginç olan şu ki, bu dönüşüm doğrudan aynı kişiler üzerinden ilerlemiyor; yani rekabetin başladığı noktadaki yapı, aşkın ortaya çıkışıyla birebir örtüşmüyor. Bu da hikâyeye farklı bir derinlik katıyor. Kitapta bir aşk teması var ama kesinlikle ön planda değil. Birçok şey belki aşk etrafında şekilleniyor ama her şey onun için var diyemeyiz. Bu yüzden okuru boğan bir aşk hikâyesi beklemiyor. Daha çok, içinde aşk da olan ama merkezinde büyü, atmosfer ve o gizemli dünyanın yer aldığı bir anlatı var. Benim tek eksik hissettiğim nokta, ana karakterler Celia ve Marco’yu birlikte daha fazla görememekti. Aralarındaki bağı daha çok sahnede, daha fazla diyalogla okumak isterdim. Bu, hikâyeyi benim için çok daha güçlü hale getirebilirdi. Bir de küçük bir uyarı: Diyette olanlar için tehlikeli bir kitap
Gece SirkiErin Morgenstern · Pegasus Yayınları · 2012442 okunma
8/10
·190 syf.··
Beğendi
·
2026 20. kitabı
Her şey Hercule Poirot'un sevgili asistanının işlerinde hata yapmaya başlamasıyla başladı. Çünkü kadın işinde son derece titizken bunlar normal değildi. Asistanı Poirot'ya kız kardeşinin müdürlük yaptığı yurtta yaşadığı tuhaf olayları anlatınca dedektifimiz oradaki gizemi sezdi ve işin peşine düştü. İngiltere'deki her yurt gibi birden fazla öğrenci barındıran yurtta son zamanlarda hırsızlık olayları meydana gelir. Çalınan eşyalar birbirinden çok alakasız ve bağlantısızdır. En değerli eşyadan tutun en değersize kadar... Poirot yurda yaptığı bi ziyarette bu olayın polise aktarılması gerektiğini söyleyince yumak işin başındaki ip ortaya çıktı. Yurttaki öğrencilerden Celia neden eşyaları aldığını itiraf eder. Fakat olay sadece bundan ibaret değildir ve dediğim gibi o yumak kısmın karışık, düğümlerle, sırlarla dolu kısmının başıdır. Çünkü Celia kayıp eşyaların hangilerini aldığını ve ne nedenle aldığını söyleyince Poirot bu işin arkasında biri yada birileri olduğunu anlar. Kısa bi süre sonrada Celia'nın intihar süsü verilen ölümü yurtta bir katilin varlığını belirgenleştirir. Ardı arkası kesilmeyecek bir şekilde iki ölüm daha gerçekleşir. Poirot ve diğer dedektifler olayı en ince ayrıntısına kadar soruşturur... Katil kendisine, zekasına hayran ve bir kere öldürmenin zevkini tatmış biridir. Gerçekten çok kusursuz bir olaymış gibi kurgulanmış fakat Poirot'un dikkatinden kaçmayacak hatalar yapar. Kitabı soluksuz okudum ve yine bir Agatha klasiği diyorum çünkü suçluyu en sona saklayıp öyle bağlantılar ve nedenler kurdu ki ağzım açık kaldı!!! Küçük bir hırsızlık olayı, geçmişten gelen katil ve büyük bir esrar çetesine bağlanan hırs, kendini beğenmişlik tutkunu bir hikaye! Eğer sizde Agatha kalemi seviyorsunuz şiddetle okuyun diyorum efendim, çok çok zevkliydi!
Üç Yanlış Üç CesetAgatha Christie · Altın Kitaplar · 20183,752 okunma
8/10
·352 syf.··
2026 32. kitabı
Bu kitaba tam dark romance diyemeyiz bence tabiki herkese göre değişir bu. kitap bana göre fazla hızlıydı kız çabuk kabullendi gibi birde bazı şeyler birbirini tutmuyor gibime geliyor araya sıkıştırmalık bir kitap bence
DuygusuzCelia Aaron · Pukka Yayınları · 2024901 okunma
Samuel Beckett Külliyatı #7
7/10
·192 syf.··
Beğendi
·
2026 42. kitabı
·
21 saatte okudu
·
Okunma: 12 Nisan 2026 16:03
Murphy’nin hayattaki tek bir amacı vardır: Bedeninden ve dış dünyadan tamamen kopup kendi zihnine kaçmak. Dış dünyanın o büyük, çiçek açan, vızıldayan karmaşasından iğrenir. Toplumun ondan beklediği o saçma sapan çalış, para kazan, saygın ol dayatmalarından kurtulmak için kendini çırılçıplak sallanan bir sandalyeye bağlar ve sallanarak bir tür transa, zihinsel bir hiçliğe, sadece kendisiyle baş başa kaldığı o küçük dünyasına ulaşmaya çalışır. Bununla da sınırlı malmaz; insanlarla yüz yüze gelmemek için o atölyenin rutubetli duvarları arasına kapanan, dışarıdaki gerçek hayatın kaosundan kaçıp dünyayı sadece kendisine postalanan o fotoğraflardaki donuk yüzlere indirgeyen asosyal bir zihnin yaşadığı klostrofobik kriz, tam olarak Murphy’nin bu sallanan sandalyesinde vücut bulur. Atölye, tıpkı Murphy'nin kendi zihnine kurduğu o sığınak gibi, hem dışarıdaki o tahammül edilmez kalabalıktan (müşterilerden, "İnsan ve ''Herkes''"ten) koruyan kusursuz bir kalkan hem de insanı yavaş yavaş felç eden bir hapishanedir. Murphy'nin sandalyede sallanırken hissettiği o uyuşukluk, bir ressamın insan yüzlerinden kaçarak sadece boyaların ve fırçaların o mekanik ritmine gömüldüğü anki uyuşukluğun ta kendisidir. Romanın en trajikomik kırılması ise gerçekliğin o kaba gerçekliğinde gelir: Murphy, sadece kirasını ödemek, sevgilisi Celia'yı susturmak ve bedensel olarak hayatta kalmak için o çok tiksindiği çarka boyun eğmek, bir iş bulmak zorundadır. Kendini bir akıl hastanesinde hasta bakıcı olarak bulur. Bana göre işin çarpıcı yanı, Murphy oradaki akıl hastalarına büyük bir imrenmeyle bakar; çünkü hastalar, dış dünyayla bağlarını tamamen koparmış, o muazzam ve mutlak izolasyonu başarmışlardır. Sanatçının sanatsal bir ilham veya coşkudan tamamen yoksunken, salt kirayı ödeyebilmek için o nefret ettiği
MurphySamuel Beckett · Ayrıntı Yayınları · 2015678 okunma