Puan vermedi·192 syf.··
Beğendi
·
2026 14. kitabı
·
58 günde okudu
·
Okunma: 27 Haziran 2026 08:07
“Halk için tasarlandığı iddia edilen bir sistem, nasıl olur da sürekli olarak halktan başka herkese hizmet eden sonuçlar üretir?” Bazı kitaplar okunduğu anda bitmez; zihinde tartışılmaya devam eder. Demokrasi Oyunu da demokrasiyi sadece seçimlerden ibaret görmeyip, sistemlerin nasıl şekillendiğini, nasıl dönüştüğünü ve bazen kendi araçlarıyla nasıl zarar görebildiğini sorgulayan bir çalışma. Kitap; demokratik sistemlerin otoriter hareketler tarafından nasıl ele geçirilebildiğini tarihsel örneklerle inceliyor. Hitler ve Mussolini gibi diktatörlerin seçim mekanizmalarını kendi iktidarlarını güçlendirmek için nasıl kullandıkları, yakın tarihte ise popülizm ve lider merkezli siyasetin demokrasi üzerindeki etkileri ele alınıyor. Bunun yanında Irak, Afganistan, Suriye ve Libya örnekleri üzerinden “demokrasi getirme” söylemiyle yapılan müdahalelerin sonuçları ve uluslararası siyasetteki çelişkiler tartışılıyor. Kitapta beni en çok düşündüren noktalardan biri ise şu: Demokrasi yalnızca sandığa indirgenebilir mi? Yoksa gerçek demokrasi; bireyin onurunu, özgürlüğünü, katılımını ve uzun vadeli ortak faydayı gözeten kurumlarla mı mümkün olabilir? Kitabın da vurguladığı gibi, siyaseti ve iktidarı sorgulamak rahatsız edici olabilir. Çünkü bazen büyümenin yolu, bize öğretilenleri yeniden düşünmekten geçer. Demokrasi Oyunu, okuru seçimlere, siyasetçilere ve kurumlara daha farklı bir gözle bakmaya davet ediyor. Bittiğinde elinizde sadece bir kitap değil; demokrasi, güç ve toplum üzerine yeni sorular kalıyor. Bu kitabı okurken aklımda kalan en güçlü soru: Bir sistemin adı demokrasi olduğunda, gerçekten demokratik kalması için hangi değerlere ihtiyaç vardır?
Demokrasi OyunuAhmet Aydın · Az Kitap · 20255 okunma
Güçlü Bir Kadının Hikâyesi
9/10
·626 syf.··
2026 17. kitabı
·
7 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 00:00
Toplanın Jane Eyre 'in incelemesini yapıyorum. Okuduktan sonra sevdiğim birçok kitabın pabucunu dama atan kitabın yani. Hayruş ✮⋆˙ bunun için en sevdiğim İngiliz klasiği demiştii, muhtemelen benim de bir süre öyle olacak. Konusuyla başlayalım, Jane Eyre öksüz yetim bir kızdır. Kimsesiz kalınca dayısı ona sahip çıkar, onu öz çocuklarından ayırmaz. Ama dayısı Mr. Reed de ölünce, Jane de kendisini en başından beri istemeyen yengesi Mrs. Reed ve üç kuzeniyle bir başına kalır. Hep dışlanır, erkek kuzeninden şiddet görür, iftiraya uğrar ve bunun sonucunda cezalandırılır. En büyük isteği bu evden bir an önce ayrılmaktır. Mrs. Reed, on yaşına gelen Jane'i Lowood ismindeki yatılı okula yollar ve tatillerde dahi orada kalmasını ister. Lowood'un imkanları da şahane değildir ama Jane, yengesi ve acımasız kuzenleriyle yaşamaktansa buradaki yoksulluğa ve disipline katlanır. Pek çok zorluğa rağmen burada eğitimli, yetenekli, hanımefendi bir genç kız haline gelir. Altı yıl öğrencilik, iki yıl ise öğretmenlik yaptıktan sonra on sekiz yaşına geldiğinde, en sevdiği öğretmeni de evlenip okuldan ayrıldığında kendisini Lowood'a bağlayan hiçbir şey olmadığına karar verir. Halihazırda çok özgür ruhlu olan Jane buradan ayrılmak, daha uzak yerlere gitmek ve bağımsız bir şekilde hayatını sürdürmek ister. Gazeteye verdiği mürebbiyelik ilanına aldığı cevapla Thornfield Malikanesi'ne doğru yola çıkar. Burada, aslen Fransız olan Adèle Varens ismindeki küçük bir kıza mürebbiyelik yapacaktır. Tabii malikanenin sahibi olan Mr. Rochester ve o hayatına girdikten sonra yaşayacaklarından bihaberdir. Burada duralım ve yorumlara geçelim. İngiliz edebiyatı eserimiz Victoria döneminde geçiyor. Bazılarımızın bugünlerde; tarzıyla, giyimiyle, verdiği nostaljik hisle "keşke o zamanlarda yaşasaydık" dediği
Jane EyreCharlotte Brontë · Can Yayınları · 202042,3bin okunma
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Puan vermedi·188 syf.·
2026 428. kitabı
Hayalim ve özgürlüğüm daralıyor. Muzaffer Oruçoğlu Oruçoğlu yine kendine has üslubuyla kurmacasını zıtlıklarla besliyor. Avustralya'da, ait olunmayan bir kültürün içinde, birbirine tezat göçmen karakterlerin dünyasında, güzel ile çirkin, doğru ile yanlış, ciddi ile gülünç olan iç içe geçiyor. Net yargılar silikleşirken çelişkiler açığa çıkıyor. Oruçoğlu Çıplak ve Özgür olmanın reçetesini sunmaktan ziyade okurları Çıplak ve Özgür bir tartışmanın içine çekiyor. Yazarın saklanmaksızın karakterleriyle aynı göz hizasında durduğu, samimi ve cesur bir okuma sizi bekliyor. Çıplak ve Özgür Türk Yazar ve Ressam olan Muzaffer Oruçoğlu'nun kaleminden okuduk sıradışı kitabı...
Edebiyat & Roman
Çıplak ve ÖzgürMuzaffer Oruçoğlu · Belge Yayınları · 20206 okunma
10/10
·992 syf.··
Beğendi
·
2026 36. kitabı
·
11 günde okudu
·
Okunma: 17 Haziran 2026 18:06
Herkesin öve öve bitiremediği kitabı ben de biraz daha övmeye geldim. Kitabı sipariş ederken bile içimde garip bir tedirginlik vardı. Ya çok sevecektim ya da büyük bir hayal kırıklığı yaşayacaktım. Felsefi, düz anlatımı olan bir kitap diye düşünüp sıkılacağıma kendimi inandırmıştım. Üstelik yazara ve kitaba dair neredeyse hiçbir fikrim yoktu… beni mazur görün. Ama kitabı elime aldığım anda bambaşka bir şeyle karşılaşacağımı anladım. Hikaye, kendi doğrularından asla vazgeçmeyen bir mimarın, Howard Roark’ın hayatını anlatıyor. Toplumun beklentilerine uymak yerine kendi çizgisinde ilerlemeyi seçen bir karakter düşünün. Herkesin “böyle yapmalısın” dediği yerde o, “ben böyleyim” diyor.. kitabın sadece mimarlıkla ilgili olduğunu zannetmeyin.. birey olmakla, özgürlükle, başkalarının onayına ihtiyaç duymadan yaşayabilmekle ilgili. Bir de Dominique var… Onunla Roark arasındaki ilişki alıştığımız aşk hikayelerine hiç benzemiyor. Dominique, Roark’ı belki de herkesten daha iyi anlayan ama aynı zamanda bu dünyada onun gibi birinin var olmasının ne kadar zor olduğunu bildiği için çelişkiler yaşayan biri.. en sevdiğim karakter oldu. Bunun dışında bir çok karakter var.. Ellsworth Toohey’den nefret ettim, Wynand’a üzüldüm, Catherine ile gurur duydum, Bay Keating’e bir çok yerde sinirlendim.. Kitabı daha nasıl abartabilirim diye düşünüyorum çünkü gerçekten anlatırken yetersiz kalıyorum gibi hissediyorum. Eğer bu yorumum sizi okumaya ikna etmezse bile, yine de bir şans verin. Şöyle düşünün.. Çok sevdiğiniz bir dizinin her gün yeni bölümü çıkıyor ve siz bir sonraki bölümü heyecanla bekliyorsunuz… İşte ben bu kitabı tam olarak böyle okudum. Sürekli bir fırsat kollayıp elime almak istedim. Kitapla geçirdiğim 8 günün bende bıraktığı his tam olarak buydu ve belki de daha fazlası.
Hayatın KaynağıAyn Rand · Pegasus Yayınları · 20213,742 okunma
7/10
·256 syf.··
2026 59. kitabı
Konusu ilgimi çeken bir kitaptı ve uzun zamandır okumak istiyordum hatta sabırsızlandığımdan ilk filmini izledim kitabını okuyamadım neden diye sorarsanız eğer bende tam bilmiyorum sanırım okuyasım gelmedi. Daha önce de agatha christie'nin on kişiydiler kitabını okumuştum ve sevdiğimi söyleyebilirim o yüzden bu kitabı da merak ediyordum ama sanırım filmini daha önce izlediğimden katilin kim olduğunu bilerek okumaya başladım ( bu arada filmi de izleyebilirsiniz hatırladığım kadarıyla o da güzeldi) o yüzden on kişiydiler kadar sarmadı. Benden kaynaklı bir sorun o yüzden kitaptan çok puanda kırmadım sadece okurken biraz öylesine okumuş hissettim bilmiyorum polisiye okurken katili tahmin etme kısmında bir gerilim ya da herhangi bir duygu hissetmem gerekiyor diye düşünüyorum ( çok polisiye okumadığımdan polisiye kitabını nasıl değerlendireceğimden emin değilim) Neyse kişisel düşüncelerin yanında konusuna gelelim Bir dedektifimiz var ve bu dedektifin istanbuldan paris'e gitmesi gerekiyor ve bütün vagonlar dolu bir kişi gelmeyince onun yerine geçiyor, vagona biniyor ve oradaki yolcuların bazılarıyla tanışıyor neyse sonrasında gece cinayet işleniyor ve bu cinayetin soruşturmasında da dedektifimiz üstleniyor ayrıca tren de karların yoğunluğundan yollar da kapandığından tren rötar yapmış durumda, o halde katil kim? Sonuç olarak kitap fena değildi konusu da güzeldi ama okurken pek eğlenemedim üstte açıkladığım sebeplerden kaynaklı eğer filmini izlemeseydim daha çok severdim eminim sonu bu arada katil bulunuyor ama biraz açık uçlu bitiyor sanki kitabın tüm amacı sanırım katilin bulunmasıydı bu yani da sevemedim bulunduktan sonra ne oldu onu da bilmiyoruz gerçi on kişiydiler de de öyleydi hatırladığım kadarıyla görevlerini yapıyorlar ve bitiyor kitap. Not: kitapta türkiyeyle
Doğu Ekspresinde CinayetAgatha Christie · Altın Kitaplar · 201936,1bin okunma
10/10
·152 syf.··
Beğendi
·
2026 19. kitabı
Aziz Nesin’in Aferin adlı eseri, yazarın kendine has keskin mizahı ve derin toplumsal eleştirilerini bir araya getiren sarsıcı bir öykü derlemesidir. Kitap, bireyin toplumsal sistem, bürokrasi ve dalkavukluk kültürü karşısındaki sıkışmışlığını, adeta bir ayna tutarak gözler önüne serer. Nesin, her biri bağımsız görünse de temelde aynı çürümüşlüğü hedef alan öykülerinde, "aferin" peşinde koşan, takdir edilme arzusuyla kendi benliğinden ve ahlakından ödün veren insan tiplerini trajikomik bir dille resmeder. ​Eserin en büyük orjinalliği, dönemin sosyo-politik aksaklıklarını yerel bir dille ele alırken, evrensel bir insanlık panoraması çizmeyi başarmasıdır. Aziz Nesin, okuyucuyu sadece güldürmekle kalmaz; durum komedisi ve absürt olay örgüleri aracılığıyla derin bir sistem sorgulamasına iter. Karakterlerin içine düştüğü çelişkiler ve trajik durumlar, yazarın yalın ama bir o kadar da keskin üslubuyla birleştiğinde, eseri sadece yazıldığı dönemin değil, her dönemin bürokratik ve toplumsal çıkmazlarını anlatan zamansız bir başyapıt haline getirir. ​Kısacası Aferin, insanın onaylanma arzusu üzerinden toplumsal çürümeyi ve sistemin bu çürümeyi nasıl beslediğini gösteren güçlü bir yergi örneğidir. Aziz Nesin’in gözlem yeteneğinin ve ironi ustası kimliğinin en somut kanıtlarından biri olan bu kitap, güldürürken can acıtan, düşündürürken de okuru kendi eylemleriyle yüzleştiren sarsıcı bir edebi deneyim sunmaktadır.
AferinAziz Nesin · Nesin Yayınevi · 2005499 okunma