Hak Teâlâ buyurdu: Ey tertemiz Davud! Kullarıma şunu ilet:
Ey bir avuç toprak! Cennetim ve cehennemim olmasaydı, Bana kulluk etmek size hoş gelmeyecek miydi?
Nur (cennet) ve nar (cehennem) olmasaydı, Benimle işiniz olmayacak mıydı? Eğer Ben kulluk edilmeye lâyık bir ululuğa sahipsem, Bana umut ve korku taşımadan kulluk edin!
Temelde umut ve korku olmasaydı, Benimle hiç işiniz olmaz mıydı?
Krallık gemisi bayraklarla donanmış halde yaklaşıp toplar atıldıktan ve Prens, Girit'e ayak bastıktan sonra... Sen özgürlüğüne kavuştuğu için tümden deliren bir halk gördün mü? Hayır mı?
Öyleyse, zavallı patronum, kör doğdun, kör öleceksin demektir. Ben bin yıl yaşasam ve etimin yalnız bir lokmacığı kalsa bile, o gün gördüğümü unutmayacağım. Eğer insan gökteki cennetini kendisi seçseydi -ki böyle olması gerek, çünkü cennet bu demektir!- yaradana şöyle derdim ben: "Tanrım, bırak benim cennetim frenküzümleri ve bayraklarla süslü bir Girit olsun ve Prens Yorgos'un Girit'e ayak bastığı an sonsuza dek sürsün.'"
“Ey bir avuç topraktan ibaret olanlar! Cehennemim ve cennetim olmasaydı, bana kulluk etmeyecek miydiniz? Nurum ve ateşim olmasaydı, bana yönelmeyecek miydiniz?
Üzerinizde öyle büyük bir hakkım var ki, benden bir şey umarak ya da benden korkarak bana yönelmeyin! Ancak korku ve ümit olmasaydı, beni hatırlamazdınız. Oysa bana layığımca şükredip ibadet etmeniz gerekir.
Kullarıma söyle: Başkasına yönelmesinler de bana hakkıyla ibadet etsinler. De ki: Bizden başka her şeyi at; attıktan sonra da kır, parçala. Hepsini kırınca da onları yak. Küllerini de topla. Sonra o külleri saç..”