Neyin doğru neyin yanlış olduğuna karar vermek isteyen düşüncelerin, o düşüncelere hiç aldırmayan duyguları yenemeyeceğini biliyorum. İnsanın kendi içinde böyle bir savaşa girmesinin getirdiği büyük yenilgiyi, büyük yıkımı yaşadım, silahlarımı bırakıp kendime teslim oldum.
Ucuz siyasetçiler kitlelerdeki ezikliği rahatlatmak için, yüzlerce yıldan bu yana sürüp duran tarihsel güdüklüğü “ulusal kültür” diye övüp durmakta, içi boş klişelerle Türk toplumunu çağdaş uygarlık katarından büsbütün koparmaktadırlar. Hem de niçin? Üç beş günlük beleş bir yaşam için.
Ulusal kültürü çağdaş uygarlıkla buluşturmak şarttır. Bu da ancak düşünce ve anlatım ufuklarını genişletmekle olur.
Burada bilim insanlarının insan davranışlarının tamamının olmasa bile büyük bir bölümünün -sanat, etik, din ya da en çirkin saldırganlıklarımız- kökenini DNA’da bulabileceğini öne sürüyordu. Bu da insanların sonsuz bir işlenebilirliği olmadığını, sabit bir doğası olduğunu ima ediyordu. Wilson’ın çalışması aynı zamanda bazı yaradılış ve toplumsal farklılıkların genetik kökenleri olabileceğini de öneriyordu.
Yeryüzünde her yerinde karşılaşılan pek çok zulme rağmen eşcinsellik tarih boyunca var olmuştur. Bir kurama göre eşcinsellik genleri gerçekten de “erkeksever” genlerdir. Başka bir ihtimal de eşcinselliğin başka genetik etkileşimlerin bir yan etkisi olarak ortaya çıkmasıdır. Solaklık ve her iki elini birden kullanabilme oranlarının eşcinsel erkekler arasında daha yüksek olduğunu gösteren çok sayıda araştırma bulunur. Ayrıca eşcinsel erkeklerin yüzük parmakları da sıklıkla daha uzundur.