Bu sıradan sahneleri biraz parlatabilsem. Mesela tezgâha bırakılmış kasımpatı demetini kapıp iki kadın önünde dans ederek bir reverans ile Feride'ye yeniden takdim etsem. O sırada guguklu saatin kumrusu bu eşsiz ânı ebedileştirmek üzere yuvasından fırlayıp ötüverse. Kapının önünde beyaz atlı bir araba dursa. Ben kızı öpüp, Sevim'in faltaşı gibi açılmış gözleri karşısında bir prens olsam.
Edebiyat bu mu?
Evet, "edebiyat yapmak" bir yapaylığı tarif için kullanılıyor. Bense Feride ile ilişkimizde (bakın
"ilişki" kelimesi de nasıl deforme olmuş, Ahu Tuğba'nın mı bu isimde bir filmi vardı) bir yapay-
lık olsun istemiyordum.
“Yalnız en büyük ümitsizliği tadan bir kimsenin, en büyük saadeti hissetmeye gücü yeter. Yaşamanın ne kadar güzel bir şey olduğunu anlayabilmek için, ölümü istemiş olmak lazımdır. Öyleyse yaşayın, mutlu olun sevgili çocuklar ve tanrının insanlara geleceği açıklayacağı güne kadar, insan zekasının yalnız şu iki kelimede toplanacağını unutmayın: Bekle ve ümit et.”
İngilizcenin ‘serendipity’; aranmakta olmayan değerli bir şeyin insanın karşısına çıkıvermesi anlamında kullanılan söz... serendip yağmuru benim de tarlama yağmıştır ara ara.