İstanbul'un Fethi ve Kültür Hırsızlığı
Bizans, 150 yıl sonra Batılı tarihçiler tarafından uydurulmuş bir kelimedir. O topraklarda yaşayan insanlar kendilerine "Romalı" diyordu. Devletin ismi Roma'ydı, imparatorluğun ismi Roma İmparatorluğu'ydu. Bizans kavramı nereden ve neden ortaya çıktı? Roma İmparatorluğu iki kez yıkıldı. Batı Roma, 476 yılında Cermenler tarafından yıkıldı. Cermenler Hristiyandı ve Hristiyanlar tarafından yıkılmak onlar için sorun değildi. Ama 1453 yılında Doğu Roma Müslüman Türkler tarafından yıkıldı ve bu onlar için hazmedilemez bir şeydi. Koskaca Roma İmparatorluğunu Müslümanlar bitirdi dememek için ismini değiştirdiler. Müslümanların bitirdiği şey Bizans dediler. Halbuki Fatih Sultan Mehmet Roma'yı yıktıktan sonra Kayser-i Rum yani Roma'nın Sezar'ı ünvanını boşuna almadı. 29 Mayıs 1453'te sıradan bir devlet değil 2206 yıllık Roma İmparatorluğu bizim elimizle can verdi. Birinin cebinden parasını çalarsanız hırsız olursunuz. Peki ya adını, tarihini ve kimliğini çalarsanız? Bugün biz Batılı tarihçilerden öğrendiğimiz tarih bilgimiz ile kendimizde özgüven bulamıyor ve Avrupa karşısında el pençe duruyoruz. Hepsinin utanç dolu geçmişe sahip olduğu Avrupa devletlerinin kapısında vize için kuyruk oluşturuyoruz. Tarihimizi Batılı kültür hırsızı tarihçilerin bize sunduğu şekliyle değil, kendi bakış açımızla öğrenmeye mecburuz. Ancak bu şekilde atalarımızı ve şanlı tarihimizi bilebilir, nereden geldiğimizi öğrenebiliriz. Ve geleceğe dair emin adımlar atabiliriz.
Alıntı
Nüfus meselesi göz ardı ediliyor. Hunlar, Avarlar ve Peçenekler vb. Türk göçlerinde asıl unsur askeri elit gruplardı. Anadolu'ya yapılan göç ise farklıydı. Aile, boy, aşiret ve geleneksel aile yapısıyla gelen bir halk vardı. Hatta kayı boyu, çepni boyu, döğer vb. boylar ve aşiretler hakkında tespitler yapabiliyorsak bu onların nüfusu ve geleneksel yapısı koruyacak nüfus yoğunluğu sayesindedir. Bu sadece Anadolu'ya yapılan göçlerde var. Yani kültürünü ve dilini koruyup yaşatabileceği bir nüfusu sadece Anadolu'ya yapılan göçlerde görüyoruz. Hun, Avar, Peçenek dönemlerine bakıyoruz: Cermenler, Slavlar, nüfus olarak baskın. Tabii zamanla dillerini ve dinlerini kaybediyorlar. Bundan daha doğal bir şey de yok. Hatta buna en güzel örnek Anadolu ve Orta Doğu'ya paralel zamanlarda Türk varlığında bile tespit edebiliriz. Anadolu hariç Mısır, Suriye, Irak, Lübnan ve Filistin'e hakim olan Türk devletleri ve Türk beylikleri vardı. Ne oldu onlara? Tolunoğulları, Akşitler, Memlükler nerede? Hepsi Müslüman Türk devletleriydi. Ancak halk Araptı, yönetici sınıf Türktü. Sonuç? Yönetici sınıf zamanla dilini kaybetti ve evliliklerle o kültürün içinde eridi. E işte İslam Türk'ü korumamış? Marifet İslam'da değilmiş. Bırakacağız bu menkıbevi tarih anlatımlarını. Realist ve bilimsel tarih konuşacağız. Yani şunların hala Türk toplumunda karşılık bulması çok kötü.
Tarih
Gönderi kullanım dışı
Reklam
Caesar'ın barbar kabilelerle ilgili gözlemi: "cermenler, tanrılar arasında, yalnızca algıladıkları tanrıları sayıyorlar(inanıyorlar)." "germani ducunt esse in numero deorum solos eos deos, quos cernunt" Güneş(Sol), ateş(Vulcanus), Ay(Luna) gibi algıladıkları, yaşamlarını etkileyen tanrılara inanıyorlarmış. Diğerlerini duymamışlar bile. Böyle bir anlayışa artık inanç bile denmez, doğayla yaşamak denir sanırım. İdealize ettikçe inançlar/dinler yaşamdan kopmuş ve anlamsız hale gelmiş, günümüzdekilere bakın!
Felsefe-Düşünce
FİLOZOF İMPARATOR MARCUS AURELİUS (121-180)
İmparator Marcus Aurelius 121 yılında soylu bir ailede dünyaya geldi. Henüz 3 yaşındayken babasını kaybedince büyükbabası tarafından yetiştirildi. Büyükbabası Konsül olduğundan hep aristokrat bir çevrede büyüdü. Henüz 6-7 yaşlarındayken ağırbaşlılığı ile dönemin Roma İmparator’u Hadrian’ın dikkatini çekti. (Hatta İmparator Hadrian ona çok dürüst anlamına gelen “Verissimus” lakabını taktı.) 12 yaşındayken Stoa felsefesini benimsedi ve aynı felsefeciler gibi sade kıyafetler giymeye başladı. (Bu hali halk tarafından da çok sevilmesini sağladı) İmparator Hadrian ölüm döşeğindeyken Antoninus Pius’u veliaht olarak ilan ederken Antoninus Pius’un Marcus Aurelius’u evlat edinmesini vasiyet etti. Böylece Marcus Aurelius henüz 17 yaşında Roma’da geleceğin en büyük imparator adayı oldu. Tarih yaprakları 161 yılını gösterdiğinde Antoninus Pius öldü ve Marcus Aurelius üvey kardeşiyle birlikte ortak imparator oldu. Saltanatının neredeyse tamamını savaş meydanlarında geçiren Marcus Aurelius “Pax Romana”yı (Roma Barışı) koruyabilmek adına önce Pers istilasını durdurdu sonra da Quadi ve Marcomanni gibi Cermen kavimlerini Roma topraklarından kovdu. Son derece barışçıl ve savaştan nefret eden bir filozof olan Marcus Aurelius’un, bu karakterine rağmen saltanatının neredeyse tamamını savaş meydanlarında geçirmiştir. Yine Cermenler üzerine yaptığı bir sefer esnasında 180 yılında ordugahta hastalanarak vefat etmiştir. Marcus Aurelius popüler kültürde “Kendime düşünceler” kitabıyla bilinir. Bu kitap yukarıda bahsedilen Cermen savaşları esnasında bizzat Marcus Aurelius tarafından kaleme alınmıştır. Marcus Aurelius’un bu kitabı yazarken geleceğe miras bırakmak, yazdığı kitabı yayınlamak gibi bir amacı hiçbir zaman olmadı. Marcus Aurelius bu kitabı sadece ve sadece kendisi için yazdı. Bu
... YA BİZİM YUNANDAN ÇALDIKLARIMIZ!..
- "Yunanlılar bizden baklavayı çaldı, böreği çaldı diye bir goy goy gidiyor. Ama kimse de demiyor ki, bizim Yunanlılardan çaldıklarımızın yanında bunun lafı olmaz. Acar hırsız ev sahibinin şaşırtır hesabı, bizimkilerin Yunan'dan çaldıkları ve Türk ilân ettiklerini kabaca, bütün bir Yunan tarihi, Yunan kültürü, hattâ Yunan milli varlığı olarak ifade edebiliriz. Geçen Eurovizyon yorumlarına bakıyordum. Bir "Türkçü" genç aynen şöyle yazmış: "Yok artık, horonu bile çalmışlar." Dedim onu da mı yapmışlar? Bunlardan her şey beklenir. Çalarken ona Yunanca bir ad verip onu bize de benimsettilerse şimdi keki tutuk! Şimdi bunlar İslâm'a, yani gerçek Türk kimliğine "Arap kültürü" diyorlar. Peki onu çıkarınca Türklükten geriye ne kalıyor? Bir dini var mı? Sakın şamanlık demeyin, çünkü şamanlığın Türk dini mi, yoksa tıpkı İslâmiyet gibi komşudan alınmış bir onluk mu olduğunu gösterecek bir bilgi yok. Eski çağda herkes şaman; Türkler arada onu bırakıp budist, maniheist falan da oluyorlar. Yani İslâmiyeti çıkardığın zaman yerine ne koyuyorsun? Ne olacak, Yunan kültürü. Az önce okudum, "Homeros da bizim, Herodot da bizim" diye bağırıp çağırıyor blog yazarının teki. Neden? Çünkü Anadolu'da yaşamışlar. Anadolu'da yaşamış olduklarına göre Türk olmaları mı gerekiyor? İnanmayacaksınız ama aynen bunu yapıyorlar. Eski kavimlerden Türk olduğunu "ispatlayamadıkları" bir teki yok. Bana bir eski kavim söyleyin: Deyin ki, Frigyalılar. Türk, bal gibi Türk! Deyin ki, Lidyalılar. Türk'ün hası, senden benden daha Türk! Hititler, Akkadlar, Hurriler, Medler, aklınıza ne gelirse, hepsi Türk. Roma İmparatorluğunun kurucusu Etrüskler, Türk'ün önde gideni. Vikingler, Cermenler su katılmamış Türk. Hele Yunanlılar; onların her şeyi Türk. Geçen ODATV'de okudum: Yunan diye bir millet olmadığını, Türk
Kavimleri Öğreniyoruz..
NAZİ ALMANYASI'NDA IRKÇI DÜZEN
Reich’in (Nazi Almanyası) Ukrayna komiseri Erich Koch, 1943’te, "Biz üstün bir ırkız ve en mütevazi Alman işçisinin bile toplumsal ve biyolojik olarak buranın halkından bin kez daha değerli olduğunu hep hatırlamalıyız" diyordu. 1940’tan itibaren, Polonya’nın batısında yaşayanlar, topraklarına Alman köylülerinin yerleştirilebilmesi için ya doğuya sürüldüler ya da öldürüldüler. Sovyetler Birliği’nde, savaş "Yahudi-bolşevik"lerin ortadan kaldırılmasını amaçlıyordu. Bunlar yok edildikten sonra "hayat sahası", "üstün insan"lara kalacaktı. Batı Avrupa’da, yenilen halklar katı bir ırk hiyerarşisine göre sınıflandırıldılar. En üstte Cermenler yer alıyordu. Ardından Latinler geliyordu; en altta da Slavlar. İskandinavlar, Lüksemburglular ve Hollandalılar ise, saf olmayan unsurlarından, yani Yahudilerden "arındırıldıktan" sonra asimile edilebilecek kadar Cermen ırkına yakın kabul ediliyorlardı. TÜSİAD TARİH 1945 1990 Sayfa 48
Tarih-Araştırma
Reklam