Bu faydalar bazen dikkat çekici (yasalar yapma ve uygulama, şehir planlaması, ağırlıkların ve ölçülerin standartlaştırılması), bazen de daha tartışılır şeylerdi (vergiler, zorunlu askerlik, imparatora tapınma gibi). Yine de çoğu imparatorluk seçkini, imparatorluktaki tüm insanların genel mutluluğu için çalıştıklarına yürekten inanıyordu. Çin’deki yönetici sınıf ülkenin komşularını ve bunların yabancı tebaalarını, imparatorluk kültürünün götürülmesi gereken zavallı barbarlar olarak görüyordu. Cennetin yetkileri imparatora tüm dünyayı sömürmesi için değil, insanlığı eğitmesi için bahşedilmişti. Romalılar da kendi hükümranlıklarına barbarlara barış, adalet ve refah götürme misyonlarıyla haklılık kazandırıyorlardı. Boyalı Galyalılar ve vahşi Cermenler, Romalılar onları yasalarla evcilleştirerek büyük hamamlarda temizleyip felsefeyle eğitene dek pislik ve cehalet içinde yaşıyorlardı. MÖ 3. yüzyılda hüküm süren Maurya İmparatorluğu, cahil dünyaya Buddha’nın öğretilerini yaymayı misyon olarak belirlemişti. Halifeler de peygamberin vahiylerini mümkünse barışçıl yollarla, gerekirse de kılıç zoruyla yaymak için ilahi bir yetkiyle donanmışlardı. İspanyol ve Portekiz imparatorlukları da Doğu Asya ve Amerika’da peşinden koştukları şeyin zenginlik değil, insanları doğru inanca döndürmek olduğunu öne sürdüler. Aynı şekilde, İngilizlerin liberalizm ve serbest ticareti yayma misyonlarının üzerinde güneş hiç batmıyordu, Sovyetler tarihsel olarak kapitalizmden ütopik bir proletarya diktatörlüğe giden yoldaki yürüyüşü kolaylaştırma görevini yakıştırdı kendisine. Bugün çoğu Amerikalı, Üçüncü Dünya ülkelerine cruise füzeleri ve F-16’larla bile olsa demokrasi ve insan haklan kazanımlarının götürülmesi gerektiğini düşünüyor
Cermenler, Keltler, Slavlar mağaralarında çıkmış mıydı o zaman???
Netice itibarıyle Göktürk coğrafi tanımları genel hatlarıyla Çinlilerinkinden ve Greklerinkinden biraz geride ise de, muasır batı Avrupalıların kinden şüphesiz ileridedir.
Sayfa 417 - Selenge Yayınları·Kitabı okudu
Reklam
özgün bir hikaye okuyamıyoruz
Eski Cermenler onun isminin alev ve ateş anlamları taşıyan Lohe, Loge ve Logi sözcüklerinden türediğine inanırdı. Gökyüzü tanrısı Loptr da ismi onunla özdeşleştirilen bir diğer karakterdi. Sonraki dönem Hıristiyan alimleri ise onu “Işık Taşıyıcı” ya da “Sabah’ın Yoldan Çıkmış Oğlu” diye de anılan iblis Lucifer, namı diğer Lukifer’le eş tutmuştu.
Alıntı
Caesar’ın zamanında savaş insanların düşmanlarını yakın dövüşte bıçakladığı, lime lime doğradığı ve öldürdüğü kanlı bir işti. Aynı zamanda yaşamın normal ve doğal bir parçasıydı. Verimli topraklara, bolluğa berekete ve çok miktarda değerli mala sahip bir kentin daima bunları ele geçirmek isteyen düşmanları olurdu. Komşu kentte bir zayıflık sezen bir kent ya o kenti feth etmeye çalışır ya da kendisine bağlamaya zorlardı. Bağımsızlığın korunmasının yolu ordunun kuvvetli tutulmasıydı. Bu kural antik zamanlarda Romalılar, Yunanlılar, Cermenler, Keltler ve diğer herkes için geçerliydi. Ancak diğerlerinden farklı olarak Romalılar, dünyayı feth etmelerini sağlayacak ordularını kusursuz bir hale getirmişlerdi.
Sayfa 126·Kitabı okudu
Tüm zamanlarda insanları "İyileştirmek" istenmiştir: her şeyden önce buna ahlak denilmişiır. Ne ki, aynı sözcüğün altında çok farklı bir eğilim de gizlidir. Hem vahşi insanın evcilleştirilmesine, hem de belirli bir insan türünün terbiye edilmesine "iyileştirme" denilmiştir: ancak bu zoolojik terimler dile getiriyorlar gerçeklikleri - elbette, tipik "iyileştirici", din adamı bu gerçeklikleri bilmez bilmek istemez... Bir hayvanın evcilleştirilmesine "iyileştirme" adını vermek, bizim kulaklarımıza adeta bir şaka gibi gelmektedir. Hayvanat bahçelerinde neler olup bittiğini bilen biri, orada canavarın "iyileştirilebildiğinden" kuşku duyar. Orada hayvan zayıflatılır, daha az zararlı hale getirilir, depresif korku duygusuyla, acıyla, yaralarla, açlıkla hastalıklı bir canavara dönüştürülür. Din adamlarının "iyileştirdiği", evcilleşmiş insanın durumu da farklı değildir. Kilisenin pratikte her şeyden önce bir hayvanat bahçesi olduğu erken ortaçağda, dört bir yanda "Sarışın canavar"ın en güzel örneklerine sürek avı düzenlendi -örneğin seçkin Cermenler "iyileştirildi”. Bunun ardından manastıra götürülen, böyle "iyileştirilmiş" bir Cermen neye benziyordu? Bir insan karikatürüne, bir hilkat garibesine: bir "günahkâr" olmuştu, kafese tıkılmıştı, korkunç kavramların arasına hapsedilmişti... Orada yatıyor işte, hasta, zavallı, kendine karşı çok kötü davranıyor; yaşam dürtülerine karşı nefretle dolu, hâlâ güçlü ve mutlu kalmış her şeye karşı kuşkuyla dolu. Kısacası bir "Hıristiyan"... Fizyolojik açıdan söylersek: hayvanla savaşımda, onu zayıf kılmanın biricik yöntemi onu hastalandırmak olabilir. Kilise bunu anladı: insanı mahvetti, zayıflattı ama onu "iyileştirmiş" olduğunu iddia etti...
Romalılar bizde medeni Barbarlar izlenimi uyandırmaktadır.Roma, kültürsüz bir yüksek medeniyet örneğidir.Maya kültürü belki buna zıt bir örneği temsil edebilir.Yaşayışları hakkında elimizde bulunan bilgilere göre anlaşılıyor ki Cermenler ve Slavlar kültür bakımından Romalılardan daha üstün bir seviyededirler,tııpkı Kızılderililerin beyaz istilacılardan "daha kültürlü"olmaları gibi.
Reklam
Reklam