Böyle Buyurdu Zerdüşt: Uçurumun Üzerindeki İp
Puan vermedi·335 syf.··
2026 25. kitabı
Bazı kitapları okuruz, bazı kitaplar da bizi okur. Benim için Böyle Buyurdu Zerdüşt ikinci gruba ait. Bu kitabı bitirdiğimde Nietzsche'nin fikirlerini öğrenmiş olmaktan çok, kendi içimde sakladığım sorularla yüzleşmiş hissettim. Çünkü Zerdüşt, bana dünyanın ne olduğunu anlatmıyor; benim kim olduğumu sorgulatıyor. Friedrich Nietzsche burada bir ahlak öğretmeni gibi konuşmaz. Bir peygamber gibi de konuşmaz. Daha çok, insanın üzerine örttüğü bütün yalanları tek tek kaldıran acımasız bir arkeolog gibidir. Onun kazdığı yer tarih değil, insan ruhudur. Kitabı okurken sürekli şu düşünceye döndüm: İnsan gerçekten kendi hayatını mı yaşar, yoksa kendisinden beklenen hayatı mı? Nietzsche'nin "sürü ahlakı" dediği şey tam da burada ortaya çıkıyor. Çoğumuz özgür olduğumuzu düşünürüz; fakat inançlarımızın, korkularımızın, ideallerimizin ne kadarının bize ait olduğunu sorgulamayız. Zerdüşt bana, insanın en büyük hapishanesinin duvarlar değil, alışkanlıklar olduğunu hatırlattı. Üstinsan kavramını da hiçbir zaman güç ya da üstünlük meselesi olarak okumadım. Benim gözümde Üstinsan, kendisini sürekli aşmaya çalışan insandır. Dün inandığı şeyi bugün eleştirebilen, kendi hakikatini yeniden kurabilen, konforunu değil dönüşümünü seçebilen insan... Çünkü Nietzsche'nin dünyasında insan tamamlanmış bir varlık değil, sürekli oluş hâlindeki bir ihtimaldir. Kitabın en sarsıcı tarafı ise bana göre ebedî dönüş düşüncesiydi. Eğer aynı hayatı sonsuz kez yaşamak zorunda olsaydım, buna razı olur muydum? Bu soru ilk bakışta metafizik görünür ama aslında bütünüyle etik bir sorudur. Çünkü insanın yaşamına verdiği değer, onun tekrarına vereceği cevapta gizlidir. Ben bu soruyu okurken geçmişime değil, bugünüme baktım. Çünkü tekrar yaşamak istemeyeceğim bir hayatın içinde yaşıyorsam, asıl problem kaderde değil
Böyle Söyledi ZerdüştFriedrich Nietzsche · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202447,6bin okunma
6/10
·80 syf.··
2026 60. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 15 Haziran 2026 22:34
Jean-Jacques Rousseau’nun Dillerin Kökeni Üzerine Deneme adlı eseri, yalnızca dilin nasıl ortaya çıktığını açıklamaya çalışan bir çalışma değil; aynı zamanda insanın duygusal ve toplumsal gelişimine dair felsefi bir sorgulama niteliği taşıyor. Rousseau’nun en dikkat çekici iddiası, dilin ihtiyaçlardan değil duygulardan doğduğu düşüncesi. Ona göre insanlar önce sevgilerini, korkularını, tutkularını ve özlemlerini ifade etmek istemiş, iletişim kurma zorunluluğu ise daha sonra gelmiştir. Bu yaklaşım, dili yalnızca bir araç olarak gören anlayışın karşısına oldukça özgün bir bakış açısı çıkarıyor. Eser günümüz dilbilim çalışmalarının yöntemlerinden uzak olsa da, ortaya koyduğu fikirler bakımından hâlâ düşündürücü. Özellikle dil, müzik ve duygu arasındaki ilişkiye dair yorumları metni farklı kılan yönlerden biri. Rousseau’nun insan doğasına ve uygarlığın insan üzerindeki etkilerine ilişkin görüşleri de kitap boyunca hissediliyor. Bu eserden kesin cevaplar bekleyenler hayal kırıklığı yaşayabilir; çünkü Rousseau’nun amacı bilimsel kanıtlar sunmaktan çok okuyucuyu düşünmeye sevk etmek. Benim için kitabın en değerli yanı da buydu. Dilin kökeni sorusundan yola çıkarak insanın kim olduğuna dair daha büyük sorular sorduran, kısa ama yoğun bir metin. Felsefe, dil ve insan doğası üzerine düşünmeyi sevenlere tavsiye ederim.
Dillerin Kökeni Üzerine DenemeJean-Jacques Rousseau · Kapra Yayıncılık · 20211,705 okunma
“Kötü bir anıyı unutmanın en iyi yolu güzel bir tanesiyle değişmektir.”
Yürümenin Felsefesi: Yavaşla, Yol Senden İncinmesin
8/10
·191 syf.·
2026 177. kitabı
Raylar pas içindeydi. Demir, yılların sessizliğiyle renk değiştirmiş, kahverengiye çalan bir yorgunlukla toprağa karışmıştı. Traverslerin arasından çıkan otlar bu hattın artık bir ulaşım değil, bir unutulma alanı olduğunu gösteriyordu. Bir zamanlar hızın ve düzenin simgesi olan bu çizgi şimdi doğanın sabrına teslim olmuştu. Sağ tarafta eski bir istasyon binası duruyordu. Çatısı kısmen çökmüş, camları kırılmıştı. İçeride bir zamanlar bekleyen insanların varlığı artık sadece boşluk olarak hissediliyordu. Biraz ileride tünel ağzı görünüyordu. Karanlık, gündüzü bile içine çekiyordu. Ben, Ravi, Hiç ve Münzevi rayların üzerine adım attık. Buraya Frédéric Gros Yürümenin Felsefesi kitabını konuşmak için gelmiştik. Ama daha ilk adımda anlaşılan, bu yol sadece kitabı anlatmayacaktı, kitabı değiştirecekti. İlk soruyu ben sordum. “Gros yürümeyi neden bir ulaşım biçimi olarak değil de bir düşünme biçimi olarak ele alıyor?” Ravi kısa bir süre raylara baktı. “Çünkü ulaşım hızla ilgilidir. Ama düşünme hızla değil, ritimle ilgilidir. Kitap boyunca gördüğümüz şey modern insan sürekli varmak istiyor. Yürüyen insan ise bazen varmak istemiyor. Sadece kalmak, görmek, değişmek istiyor. Bu yüzden yürüyüş bir araç değil, bir durum.” Hiç hemen araya girdi. “Ama bu fazla idealize değil mi? Sonuçta yürümek de bir eylem. İnsan yürüyerek yine bir yere gidiyor.” Münzevi bakışını raylardan kaldırmadan konuştu. “Gidiyor ama mesele orası değil. Mesele, giderken ne kaybettiğin. Tren rayları bize bunu gösteriyor. Ray üzerinde hareket eden şey özgür değil, sadece güçlüdür. Yürüyen insan ise güçlü değil ama yön değiştirebilir.” Bir süre sessizlik oldu. Rayların sesi yoktu ama sanki geçmişten bir titreşim kalmıştı. Ben ikinci soruya geçtim. “Kitapta Nietzsche neden bu kadar önemli bir yer tutuyor?” Ravi cevap
Yürümenin FelsefesiFrédéric Gros · Kolektif Kitap · 20209,1bin okunma
10/10
·288 syf.··
2026 156. kitabı
Masal Terapi, masalları yalnızca çocuklara anlatılan hayal ürünleri olarak değil, insan ruhunu anlamaya ve dönüştürmeye yardımcı kadim rehberler olarak ele alır. Judith Malika Liberman, dünyanın farklı kültürlerinden seçtiği masalları yorumlayarak okuyucuyu kendi iç dünyasına doğru bir yolculuğa çıkarır. Kitap klasik bir psikoloji kitabı değildir. Her bölümde bir masal, ardından o masalın sembolleri, mesajları ve okuyucunun kendisiyle bağlantı kurmasını sağlayan düşünme alıştırmaları bulunur. Amaç hazır cevaplar vermek değil, kişinin kendi cevaplarını bulmasına yardımcı olmaktır. Masal Terapi Judith Malika Liberman
Masal TerapiJudith Malika Liberman · Doğan Novus · 20192,652 okunma
Puan vermedi·166 syf.··
2026 59. kitabı
Domenico Starnone’nin muzip ama bir o kadar da acımasız dünyasına adım atmaya hazır mısınız? Öyleyse başlayalım. Hikâyenin tam merkezinde bir "yanlış mesaj" yer alıyor; çünkü her şey onunla başlıyor. Ana karakterin durumu toparlamaya çalışırken kuyuya daha da batması, olayların tamamen kontrolden çıkmasına yol açıyor. Benzer bir durumla karşılaşsanız siz ne yapardınız? İnkar mı ederdiniz, yoksa izah mı? Starnone evreninde karakterimiz o panik anında durumu düzeltmeye çalışsa da yalanlar yeni yalanları doğuruyor; olaylar trajik bir boyut kazanırken soru işaretleri devasa şüphelere dönüşüyor. Yazar bu metinde teknolojiyi doğrudan eleştirmekten çok, onun dijital hızının ne kadar tehlikeli olduğunu gözler önüne seriyor; adeta pimi çekilmiş bir bombayı okuyucunun kucağına bırakıyor. Eş ile mesai arkadaşı arasındaki o kaçınılmaz eşik, sadece bir sadakat testi değil; modern insanın takındığı maskeler ile düştüğü ikiyüzlülüğün trajikomik bir yansımasını sunuyor. “Gönderilen kısa bir mesaj nelere yol açabilir ki?” demeyin; bütün cevaplar Yanlış Hedef’te gizli; buyurunuz.
Yanlış HedefDomenico Starnone · Tersine Kitap · 2026110 okunma
Yazar sevdiğim tarafını sonunda göstermiş.
8/10
·504 syf.··
2026 166. kitabı
Gazap ve Yıkım benim için ilk kitaba göre belirgin şekilde daha başarılı bir devam kitabı oldu. Hatta ilk kitapla ilgili yaşadığım bazı sorunların büyük ölçüde çözüldüğünü söyleyebilirim. Bunun en önemli sebebi çevirmen değişikliği olmuş gibi görünüyor. İlk kitapta beni sık sık hikâyeden koparan akıcılık problemleri ve anlaşılması zor betimlemeler burada büyük ölçüde ortadan kalkmış. Okuma deneyimi çok daha rahat ve sürükleyici bir hâle gelmiş. Hikâye tarafında ise bazı sorularımıza cevap bulmaya başlıyoruz. Buna rağmen arka planda saklanan daha büyük gizem hâlâ korunuyor. Yazar hem cevaplar veriyor hem de merak unsurunu canlı tutmayı başarıyor. Bu dengeyi kurabilmesini sevdim. Evren de bu kitapla birlikte biraz daha açılıyor. En hoşuma giden noktalardan biri, dünya kurulumunun doğrudan açıklamalarla değil olay örgüsünün içine doğal şekilde yedirilmiş olmasıydı. Bilgiler okurun önüne yığılmıyor; hikâye ilerledikçe kendiliğinden ortaya çıkıyor. Kitap boyunca dikkatimi çeken küçük bir sorun ise bazı diyaloglarda konuşanın kim olduğunun zaman zaman karışması oldu. Ancak bu durum çok sık yaşanmadığı için genel okuma deneyimimi ciddi anlamda etkilemedi. Kitabın sonlarına doğru ise gerçekten şaşırdım. Üstelik bu, sadece beklenmedik bir ters köşe değildi. Sonradan dönüp baktığımda ipuçlarının aslında hikâye boyunca önümüzde durduğunu fark ettim. Bu yüzden finalde yaşadığım şaşkınlık “Bu nereden çıktı?” hissi değil, “Bunu nasıl düşünemedim?” hissiydi. Bence iyi yazılmış gizemlerin en güçlü tarafı da bu. Kısacası Gazap ve Yıkım, ilk kitaba göre daha akıcı, daha güçlü ve daha başarılı bir devam kitabıydı. Hem evreni biraz daha açmayı başardı hem de finalde yaptığı hamleyle merak duygumu ciddi şekilde yükseltti. Serinin bu noktadan sonra nereye gideceğini gerçekten merak
Gazap ve YıkımJennifer L. Armentrout · Dex Kitap · 202549 okunma