• Führer Adolf Hitler, 20 Nisan 1889’da küçük bir kasabada dünyaya gelmiş ve hayatının yalnızca ilk üç yılını burada geçirmesine rağmen ruhu bu evde kapkara hale getirilmiştir. Adolf Hitler’in doğduğu şehre ‘kara şehir’ veya ‘kahverengi şehir’ adı verilmektedir.

    Hitlerin babası çocuğunu ceza ve şiddet ile terbiye edeceğine öylesine inanmaktadır ki, küçük çocuğunun en ufak hatasını, en acımasız ceza yöntemleri ile durdurmaya çalışmaktadır. Babası korku dolu ve itaat edici bir ruha kavuşması için küçük çocuğunu korku dolu bir evde yetiştirmişti.

    Hitler ailesi, Adolf üç yaşına gelince Leonding’e yerleşmişti. Adolf’un zamanında babasından defalarca dayak yediği salon bugün tabut doludur. Hitler’in anne ve babası, Klara ve Alois Hitler, çocuklarını korku ile kendilerine itaat edici hale getirmek için en acımasız yöntemleri çocuklarının iyiliği için’ uyguluyorlardı.

    Baba Alois Hitler, tipik 19. yüzyıl babaları gibi dayakçı bir babaydı. Onu genelden ayıransa, daha doğumundan itibaren bir utançla damgalanmış olması; dünyaya gözlerini köylü bir kızın gayrimeşru çocuğu olarak açması idi. 39 yaşına kadar annesinin soyadı olan Schicklgruber’i kullanan Alois, daha sonra üvey babasının adı olan Hitler’i kullanmaya başlamıştı. İşte Adolf’un babası böylesi bir ruh hali ile yaşama başlamış, bu da onda yaşama ve insanlara karşı acımasızlığı beraberinde getirmişti.

    Hitler’in annesi Klara Poelzl, Alois’in üçüncü eşiydi. Evlilikleri çok özensizce gerçekleşmişti. Adolf, babası 51 yaşındayken doğmuştu. Çocukluğunda Adolf’a arkadaş ve akraba çevresi ‘adi’ diye hitap ediyordu. Aile ise çocuklarını öylesine özenle yetiştirmek istiyorlardı ki Adolf ismini koydular. Adolf Hitler, ‘asil kurt’ demekti.

    Kendisi dayaklar içinde adam edilmeye çalışılan Adolf, daha küçük yaşlardayken sessizlik içinde acı çekmeyi öğrenmişti. Acıları içinde yaşayarak gözyaşı akıt- mamayı öğrenmişti. Ağlamak yasaktı evde. O yüzden acılar çok daha can yakıcı oluyordu. Duyguyu dışa vuramamak, Adolf’un duyarsızlaşmasını daha da artırdı Evde şiddet o kadar hâkimdi ki, evin küçük köpeği bile babası tarafından dövülüyordu. Köpek, dayağın acısı ile altını ıslatmaya başlayınca, tekme vurularak dışarı atılıyordu...

    Hitler’in hayat hikâyesini yazan John Toland’a göre; Hitler, bir gün babasından dayak yediğinde ondan hiç ağlamayarak öç almaya karar vermişti. Tek yaptığı, sopanın sırtına kaç kez inip kalktığını saymak olmuş tu. Bu hal ise babayı daha da çılgına çevirmiş, kırbaç darbelerini daha kuvvetli vurarak çocuğu pes ettirmeye çalışmıştı. Ama Adolf un yediği her bir kırbaç darbesi artık derisini duyarsızlaştırdığı gibi, kalbini de duyarsızlaştırmıştı... Bir süre sonra kendisine adi’ diye hitap edilen Adolf, acıyı duymayan ve his dünyası yok olan bir ölüm makinesine dönmüştü...