Puan vermedi·104 syf.··
2026 379. kitabı
Feride Çiçekoğlu’nun aynı adla sinemaya da uyarlanan ve hafızalarda derin bir iz bırakan sarsıcı eseri Uçurtmayı Vurmasınlar, cezaevi duvarlarının gölgesinde büyümek zorunda kalan küçük Barış’ın ve onun dünyasını güzelleştirmeye çalışan siyasi mahkûm İnci’nin dokunaklı hikayesini anlatıyor. Dış dünyayı, gökyüzünü ve özgürlüğü sadece minik bir avludan ibaret sanan Barış'ın o çocuksu masumiyeti ile hapishanenin gri, soğuk ve katı gerçekliği arasındaki tezatlık, yazarın mektup formundaki samimi diliyle yürek burkan bir anlatıya dönüşüyor. Eser; her şeye rağmen umudu diri tutmayı, dostluğu, sevgiyi ve en dar alanlarda bile hayal gücünün sınır tanımayan özgürlüğünü okuyucuya derinden hissettiren, Türk edebiyatının en nadide ve duygusal klasiklerindendir.
Uçurtmayı VurmasınlarFeride Çiçekoğlu · Can Yayınları · 202417,3bin okunma
Puan vermedi·192 syf.··
2026 359. kitabı
Zülfü Livaneli, Bekle Beni adlı bu ufuk açıcı, belgesel niteliğindeki otobiyografik eserinde, kendi yaşam öyküsünün köşe taşlarını, sanatla ve siyasetle harmanlanmış yarım asırlık tanıklıklarını konu alır. Yazar; sürgün yıllarından cezaevi anılarına, dünya çapındaki entelektüellerle, liderlerle ve sanatçılarla kesişen yollarından Türkiye'nin çalkantılı yakın tarihine uzanan bir serüveni anlatırken; müziğin ve edebiyatın birleştirici gücünü, özgürlük mücadelesini, barış idealini, dostluğu ve ülkesine duyduğu sarsılmaz sevgiyi, Livaneli'ye özgü o akıcı, samimi, anıların sıcaklığını yansıtan, felsefi derinliğe sahip ve ilham verici bir dille işler.
Bekle BeniZülfü Livaneli · Can Yayınları · 202518,3bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Puan vermedi·208 syf.··
2026 41. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 22 Haziran 2026 07:58
Kitap, 1950'li yılların Türkiye'sinde, yoksul bir mahallede büyüyen ve hayatın acımasızlığıyla çok küçük yaşta tanışan Şaziye'nin, yani sonradan "Lüks Nermin" olarak tanınacak kadının hikâyesini anlatıyor. Evlilik vaadiyle kandırılan, ailesi tarafından dışlanan ve bir randevu evine satılan Şaziye, zamanla bu düzenin sadece tüketilen bir parçası olmak yerine oyunun kurallarını ögrenerek kendi düzenini kurmaya karar veriyor. Lüks Nermin'in yükselişi sadece bir kadının güç kazanma hikâyesi değil. Aynı zamanda dönemin siyasetine, devlet mekanizmasına ve çıkar ilişkilerine de ayna tutuyor. Bakanlardan milletvekillerine, iş insanlarından bürokratlara kadar birçok ismin yolunun Nermin'in evlerinden geçmesi, dönemin görünen yüzü ile perde arkasındaki gerçekler arasındaki büyük çelişkiyi gözler önüne seriyor. Lüks Nermin'in elindeki kırmızı kaplı defter aslında onun gücünün sembolüydü. Ancak insan, sırrını bildiği kişilere güvenerek sonsuza kadar ayakta kalamıyor. Cezaevi süreciyle birlikte Nermin'in kurduğu düzen sarsılıyor ve geriye sadece hayatta kalma mücadelesi kalıyor. Toplum çoğu zaman kadının bedenini ve hayatını kendi çıkarları dogrultusunda şekillendirmeye çalışıyor. Güç sahipleri değişse de bedel ödeyenler genellikle aynı insanlar oluyor. 1950'li yıllarının siyasi ve toplumsal yapısına farklı bir pencereden bakmak, gerçek olaylardan esinlenen çarpıcı bir yaşam hikâyesi okumak isterseniz bu kitaba bir şans verebilirsiniz.
Resmi Aşk Taciri Lüks NerminŞaziye Karlıklı · Doğan Kitap · 202618 okunma
Duvarların Ardındaki Çıplak Gerçek.
10/10
·192 syf.·
Beğendi
·
2025 58. kitabı
Kitabı ilk elime aldığımda, "Bu kitabın adı ne alaka?" diye sormuştum kendi kendime. Ancak sayfaları çevirip o duvarların arkasına adım attıkça, içim ezile ezile anladım ki; evet, bu anlatıya verilebilecek en doğru, en çarpıcı başlık kesinlikle "Kutsal WC" olmalıydı. Bu kitap benim için sadece bir edebi eser değil; içinde koca bir geçmişi, unutturulmak istenen gerçekleri ve insanlığın en ağır sınavlarını barındıran sarsıcı bir hafıza odası. Eser, geçmişte Diyarbakır zindanlarında yaşanan siyasi tutsakların gördüğü işkenceleri en çıplak, en gerçekçi haliyle gözler önüne seriyor. Kitabı okurken insanlığın, vicdanın ve aklın sınırlarının nasıl zorlandığına şahit oluyorsunuz. Türk olmayan insanlara şiddetle, işkenceyle "Sen Türksün, bunu kabul edeceksin" diye diretmek hangi akla, hangi vicdana sığar? Kitap, o dönemki iğrenç ve hastalıklı zihniyetin anatomisini çıkarıyor. Ne acıdır ki, bu ayrımcı zihniyetin kırıntıları dünyanın farklı yerlerinde hala varlığını koruyor. Sırf Kürtçe dışında dil bilmeyen, evladının veya eşinin görüşüne giden anaların, iki kelime Türkçe konuşamadı diye görevliler tarafından darp edilmesi, yerde sürüklenerek dışarı atılması... Bu sahne zihnime kazındı. Hangi vicdan, hangi adalet bu zulmü temizleyebilir? O lanet zindanlarda sessiz sedasız onca şehit verildi. Zulmü yapanlar sandılar ki her şey kapalı kapılar ardında kalacak, yanlarına kâr kalacak ve kimse bilmeyecek. Tahliyesi gelen tutsakları saniyesi saniyesine engellemeye çalışan, "Acaba dışarı çıkınca içerideki vahşeti anlatırlar mı?" diye ödleri kopan bir yönetim mekanizması... O dönemin cezaevi yönetiminin ve o baskıcı zihniyetin barbarlıkları bugün artık herkesin bildiği, saklanamaz bir gerçek. Ancak kitabın bize gösterdiği en önemli şey şu: Her zaman olduğu gibi, direnenlerin zaferi bu
Kutsal WCKamber Akbalık · El Yayınları · 201325 okunma
8/10
·288 syf.··
Beğendi
·
2026 36. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 00:34
Klişelerin kraliçesinden yine bir solukta okunacak kitapla geldim. Her zaman söylüyorum. Eğer beklentiniz tumturaklı bir polisiye gerilim ise bu yazara bulaşmayın. Fakat olayların etrafında bir bilinmezlikle ve kafa karışıklığı ile film tadında kitap okumak istiyorsanız bu yazar her daim hakkını veriyor. Klişeler bile elinde canlanıyor. Brooks Sullivan ebeveyinleri ölünce ve oğlu Josh okulunda zorbalığa uğrayınca doğduğu kasabaya, aile evine geri döner. Fakat bulabildiğim tek iş hapishane revirinde pratisyen hemşireliktir. Burada uyulması gereken bazı kurallar vardır. En önemlisi mahkumlarla özel ilişki kurmamak. Fakat Brooke'un da büyük bir sırrı vardır. Cezaevinin azılı ve tehlikeli mahkumu Shane Nelson. Ve onun orada olmasının sebebi on yıl önce Brooke'un verdiği ifadedir. Kısa ve akıcı bölümlerin günümüz ve geçmiş arasında gittiği bir anlatımı var. Kitabın başından itibaren bir fikir oluşuyor kafanızda. Fakat emin olmaktan çok uzaktayız. Herkes Shane'in bir manipülasyon ustası olduğunu söylüyor ama asıl manipulatör yazarımızın ta kendisi. Bizi kitap boyunca diken üzerinde tutuyor. Emin olabilecek bir done vermiyor. Herkes şüpheli bir davranış sergiliyor. Kitap boyunca asıl gerçeğin etrafında dönüp duruyorsunuz. Bazen dokunuyorsun ama asla emin olamıyorsunuz. Brooke bana sarışın, aptal, amigo kız havası verdi. Üçüncü sınıf Amerikan filmlerinde olur ya, tam olarak o. Bunun için karakteri sevmemezlik yapmadım. Kitapta az da olsa geçmiş ile hesaplaşma ve pişmanlık izleri sezilmekte. Brooke'un niye böyle bir his verdiğine gelirsek bu kitapta geçen iki konu ile ilgili. Biri oğlunun bakıcısı Margie ile ilgili. Diğeri de Shane ile ilgili. Yazarın kitapları ile ilgili hep aynı şeyi söylüyorum. Film gibi. Hiç sıkılmadan okuyorum. Sayfaların nasıl aktığını anlamıyorum.
MahkûmFreida McFadden · Olimpos Yayınları · 20242,697 okunma
Puan vermedi·256 syf.··
2026 15. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 18 Haziran 2026 17:50
Kemal Varol'un Kara Sis romanı, Taşkale Cezaevi'nin C-6 koğuşunda geçen, suçluluk, vicdan ve suskunluğun ağırlığını merkezine alan hüzünlü bir varoluş hikâyesidir. Roman, sadece fiziksel bir hapishane hayatını değil, her yıl koğuşun üzerine çöken "kara sis" metaforu üzerinden karakterlerin zihinlerindeki bulanıklığı ve yüzleşemedikleri geçmişlerini anlatır. Hikâyenin kalbinde, müebbet hapse mahkûm edilen ve yaşadıklarına dair tek bir kelime dahi etmeyen Barana yer alır. Diğer mahkûmların birbirlerine hikâyeler anlatarak kendilerini var etmeye çalıştığı koğuşta, Barana'nın sessizliği hem bir direnç biçimi hem de taşınan büyük bir acının sessiz çığlığıdır. Anlatıcı konumundaki Mesut Hoca'nın gözünden izlediğimiz bu süreç, bir öğretmenin vicdani hesaplaşmasıyla birleşerek okuru hikâye anlatma ihtiyacı, pişmanlık ve zamanın ağır akışı üzerine düşündürür. Barana'nın geçmişine dair simgesel detaylar ve Kemal Varol'un şiirsel, atmosferik diliyle birleşince, Kara Sis okurun zihninde silinmesi güç, melankolik ve sarsıcı bir iz bırakan bir başyapıta dönüşür; nihayetinde eser, sessizliğin bazen en güçlü anlatım biçimi olduğunu kanıtlar.
Kara SisKemal Varol · Doğan Kitap · 20251,423 okunma