Büyük düşünürleri kitapliklarimızda tutukladık, oradan bize ilelebet gülünçlüğe mahkun edilmiş olarak bakarlar, dedi, diye düşündüm. Gece gündüz kitaplıklarımıza hapsettiğimiz büyük düşünürlerin yakarışlarını duyuyorum, o gülünç düşünce büyükleri dumura uğramış kafalar olarak camın arkasındalar, dedi, diye düşündüm. Bütün bu insanlar doğayı zimmetlerine geçirdiler, dedi, düşüncede ağır suç işlediler, bu yüzden cezalandırılıyor ve kitaplıklarımıza sonsuza dek tıkılıyorlar. Çünkü kitaplıklarımızda boğuluyorlar, gerçek bu. Kütüphanelerimiz sanki cezaevi,, büyük düşünürürlerimizi Tıktık oraya, doğal olarak Kant'ı, tıpkı nietzsche gibi tek kişilik hücreye
Sayfa 46·Kitabı okuyor
Alıntı
Asker kapıdan teslim olmuş vaziyette giriyor. Hayatında bire bir böylesine bir güç, erk, iktidarla karşılaşmamış bir insan kurallar manzumesi içinde kendini bulunca, sorgulama imkânı bulamadan söyleneni kabul ediyor, kabullenmezse, zorla... Ne söylenirse yapacaksın, yapmadığın takdirde, işte yargı, işte cezaevi... "Bütün aptal köy çocuklarını komando yapmışlar" diye espriler yapıyorduk. İğneden korkarlar, "dağlarda kelle koltukta gidiyorsun" diyordum. Bir siyasi çocuk vardı, "iğne deme, üç kurşun girsin," diyordu, ironiye bak, iğneden korkuyor, ertesi gün ölüp ölmeyeceğini bilmediği büyük bir çatışmaya giriyor..
Sayfa 193 - Metis Yayınları·Kitabı okudu
Anı
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
Silivri’den bu kadar bahsetmişken anlatmadan geçmek istemiyorum. Benim çocukluğumda Silivri, cezaevi ile değil yoğurdu ile meşhurdu. Yoğurt deyip geçmemek lazım. Bu mucizevi yiyecek, eski Türkçe ’de yoğurmak fiilinden gelir. Yani katılaşmış, kıvam bulmuş anlamındadır. Tüm dünya dillerine de Türkçeden geçti. Tam olarak tarihini bilmesek de keşfi beş, altı bin yıl öncesine dayanıyor. Orta Asya’da göçebe yaşayan Türkler tarafından tesadüfen bulunduğu biliniyor. Teoriye göre göçebeler, sütü hayvan derilerinden yaptıkları tulumlarda taşırlardı. Süt, tulumun içindeki doğal bakteriler ve sıcak hava sayesinde fermente olup yoğurda dönüştü. Eski Orta Asya efsanelerine göre yoğurdun beyazlığı göğün saflığını ve Ay ışığını simgelerdi. Türkler Anadolu’ya geldiklerinde de yoğurtla ilgili inanışlar bu bölgenin kültürüyle birleşerek değişik inanış ve mitlere dönüştü. Bazı bölgelerde kuraklık yaşandığı zaman topluluklar bir kabın içine yoğurt koyar ve onu toprağa gömerdi. Yoğurdun bereketi çağıracağına inanılırdı.
Kuartat Yayınları·Kitabı okudu
Edebiyat
Erdal Eren’e selam. Kahrolsun 12 Eylül faşist cuntası !
Erdal'ın abisini dinleyelim: "Erdal gerek gözaltı, gerekse mahkeme sürecinde, ağır işkence ve dayağa maruz bırakılmasına rağmen, cezaevi dönemini dayanılabilir hale getirebilmek ve bulunduğu ortamı yaşanılabilir kılmak için mücadele etti, yaşama dört elle sarıldı. Bizden kitaplar, çiçekler, saksılar istedi, bulunduğu ortamı güzelleştirmeye çalıştı ve bol bol okudu."
Sayfa 629 - İmge
Tarih
Hem bedensel hem de duygusal olarak zor bir yerdeyiz. Otuz-yetmiş yaş arasındaki kuşak felsefi olarak da pratik olarak da daha önceki kuşakların pek gerek duymadığı, hayatlarında pek yer tutmayan konularla uğraşıyor. "Evlilik sürdürülmeli midir?" sorusuyla uğraşıyor bir kere. Bir yandan evliliğin hakkını vermek de istiyorlar. Etraflarında onları belki duygusal, bedensel ve zihinsel olarak etkileyen başka insanlar varken sadakatle bir ilişkiyi sürdürmeleri gerekiyor. Evliliği yarı açık cezaevi olarak gören erkekler, evliliğin gardiyanı kadınlar ve boşanmanın bir ih-tímal olarak hep bir yerde durması... Bugünün açmazları bunlar.
Yaşamın yüksek bir cezaevi duvarının üstünden bakmaya mahkum edilmiş bir tutuklu gibi gözlerdim