Beraberce sağa saptılar ve artık benzerleri hiç yapılmayan eski moda bir evin avlu kapısından içeri girdiler. Ev cumbalı, sivri çatılı bir binaydı. Avlunun tam ortasında bulunan iki ıhlamur ağacının gölgesi ortalığı kaplıyor ve altlarında tahtadan yapılmış sıraların bulunduğu görülüyordu. Bütün bunların çevresini yeni çiçek açmış leylak ağaçları, parmaklığı baştan başa sararak süslenmiş kiraz ağaçları almıştı. Ev de bu yeşillik arasında kaybolmuş gibiydi. Fakat sadece ön kapı ve pencereler seçilebiliyordu. Mutfak, kiler ve tavar arasının çıkıntısı, ağaç yapraklarının arasından belli belirsiz görünüyordu. Bütün bunların da ötesinde, bülbül sesleriyle çınlayan bir koru uzanıyordu.
Burası, insanların kaygısız yaşadıkları ve birbiriyle iyi geçindikleri bir çağı öylesine dile getiriyordu ki oraya girenin bir iç huzuru duymaması mümkün değildi. Vasili, Çiçikov'a oturmasını rica ettiği için birlikte ıhlamur ağacının altındaki tahta sıralara doğru yürüdüler. Biraz sonra kırmızı gömlek giymiş, on yedi yaşlarında bir delikanlı, içlerinde çeşit çeşit içki bulunan sürahileri getirerek masanın üzerine koydu ve bir ağaca dayalı bıraktığı küreğini yeniden alarak bahçeye doğru uzaklaştı.