Doğumumda birkaç yıl vardı ölümle aramda, bugün belki birkaç saat ama sonsuzluk karşısında nedir ki bir yıl? Bir gün? Bir saat? Bir saniye? Bu ölçülerin yalnızca çarpan bir yürek için anlamı var.
Sözlerimin günün birinde unutulup gideceğini bilmiyor değilim. Tüm varlığımız, sırtını unutulmaya yaslamış aslında ama en azından süregitmeye benzer bir şeye gereksinimimiz var, bir süreklilik yanılsamasına belki, bir şeylere girişebilmek için. Nasıl karartabilirim bu sayfaları, nasıl olayları ve duyguları en doğru sözcüklerle betimlemeye çalışabilirim hâlâ, on yıl sonra, yirmi yıl sonra gelip eski yaşamımı olduğu gibi bu defterde bulamayacaksam? Yine de yazıyorum oysa, hâlâ yazıyorum ve yazacağım. Ölümlülerin onuru, karasızlıklarındadır belki de.