Bu kitapta beni en çok etkileyen cümlelerden biri, birkaç bölümde tekrarlanan “Kendimi onaylıyorum” ifadesi oldu. Aslında bu iki kelime, son derece kapsamlı bir anlam taşıyor. Kendinle barışmayı, kendine inanmayı, olduğun gibi kabullenmeyi ve sevmeyi içinde barındırıyor. Yazar, bu olumlamayı sürekli tekrarlamamız gerektiğini vurguluyor. Kitap boyunca hastalıkların zihinde başladığını her birinin altında farklı bir neden yattığını sade ve anlaşılır bir dille aktarıyor. Eğer kendinizle olan savaşınızı bitirmek, içsel huzuru bulmak ve iyileşme yolunda adım atmak istiyorsanız, bu kitap size güçlü bir rehber olabilir.
''Kadınlar genel olarak hem zihinsel, hem de bedensel açıdan güçsüzlerse, bunun sorumlusu doğadan çok, eğitimdir. Bizler onlara ahlakı kemiren tembelliği ve pasifliği aşılıyoruz ve buna da son derece hatalı bir biçimde incelik diyoruz; zihinlerini aklın ve felsefenin katı kurallarıyla yoğurmak yerine, sonucu yalnızca zaman öldürme ve duyarlığa teslim olma olan yararsız sanatlarla dolduruyoruz.''
Buna nasıl tahammül ediyorlar? Her günü pes etmeden, umutsuzluğa kapılmadan, intihar etmeden, hatta siyaset tartışmaya devam ederek nasıl atlatıyorlar?
"Evet, fakat buraya her gelişimde içim derin bir hüzünle doluyor!"
"Ne diye geliyorsunuz öyleyse?"
"Bilmem!"
...
"Ben burada ki nebatları seyrederken biraz da kendimi düşünüyorum!" dedi. "Belki asırlarca evvel bu ağaçlarla, bu garip çiçeklerle aynı yerlerde yaşamış olan ecdadımı hatırlıyorum. Biz de bunlar gibi yerimizden sökülüp dağıtılmış değil miyiz?
...
Yalnız bana birçok şeyler düşünmek, kafamın içinde birçok şeyler yaşamak imkânını veriyor... Göreceksiniz ya, ben dünyadan ziyade kafamın içinde yaşayan bir insanım... Hakiki hayatım benim için can sıkıcı bir rüyadan başka bir şey değildir...