kadına inanmaktansa, onu aldatmayı daha tatlı bulurum. zira sevildiğini hisseden kadın kadar çekilmez bir şey yoktur. kadının gerçekte, namert ve kancık olan tabiatı, öyle bir safhada, adeta öldürücü bir mahiyet alır.
anadolu'da, köylü kadını şuhluktan, naz ve işveden o kadar yoksundur ki, onların hangi biriyle, böğür böğüre, koyun koyuna yatsam, vücudumun hiçbir şey duymayacağını tahmin ediyorum. ihtimal ki, çok fena kokarlar.
önsüz ve sonsöz okumama hastalığım yüzünden okurken hikayenin içindeyken hep şaşırıyorum. adı köle olan kitap 17. yyda amerikan kıtasından ispanya'ya dönmek üzere altın ve sahibi olan bir kaç soylunun dışında kızılderili siyah kölelerle, eski asker ve maceracı işgalcilerle dönüş yolculuğunu anlatıyor.
yazar sosyalist bir abi 2.dünya savaşı sırasında nazi'lere esir düşmüş ama esareti kabullenmeme üzerine gelişen tartışmalardan bu kitabı yazmış. okurken de anlaşılıyor zaten çünkü karekterler günlük yaşantısına uygun olmayan ilerleme sergiliyor. bazı yerlerde didaktik oluyor. kötü değil, okunur.