Gönül; tam yutkunduğun yerdedir. Kalp ve beynin tam ortasında, ikisine de eşit mesafede duran ve dünya dillerinde sadece Türkçede var olan bir kelime. Başka hiçbir dile çevrilemiyor. Kalpten bir karış yukarı çık, beyinden bir karış aşağı in, ikisinin tam ortası gönüldür, çünkü gönül, biraz kalp birazda akıldır. İnanç dediğin, akılla duygunun bir meydan savaşıdır ve o savaş tam da burada, iman tahtasında yaşanır..
Bir de konfor alanı mevzusu var. Modern dünyada popüler içerikler bize hep “Konfor alanından çık!” diyor. Çık da nereye gideceksin? Konfor alanı bizim yıllarca kurmaya çalıştığımız bir denge hâlidir. Yatağımız rahattır, çayımız sıcaktır, sevdiklerimiz yanımızdadır. Bunu sanki bir kusur gibi sunan bir kültürle yaşıyoruz. “Konfor seni öldürür,” diyorlar, sanki konfor diye yaşadığımız şey lüks bir tatil köyüymüş de biz de sabah akşam ekmek elden su gölden sadece yiyip içiyormuşuz gibi. Hâlbuki konfor alanı kötü değildir, sürekli oradan çıkmak zorunda hissetmek insanın huzurlu hissetmesini engeller.
Çünkü böyledir denizcilerin ve denizlerin yasası:
Özgürlük mü istiyorsunuz,
sise dönüşmek zorundasınız.
Biçimsiz olan biçim arayışındadır her zaman, tıpkı
sayısız yıldız bulutunun güneşlere ve aylara dönüşmek
istemesi gibi; şimdi katı kalıplar halinde bu adaya çık-
madan önce bunca arayışta olan bizler de, işte bundan
dolayı yeniden sise dönüşmeli ve başlangıçtan bu yana
her şeyi öğrenmeliyiz. Peki, kim yaşayıp yükselebile-
cek doruklara, tutku ve özgürlük olarak kendini parçalamadan?
Yemle ve kandır, kargaşa çıkart ve ele geçir, dirençliyse ona göre hazırlan, güçlüyse ondan sakın, sinirliyse onu kızdır, tevazu göster ki gerçek sanıp mağrurlaşsın, dinleniyorsa rahatsız et, aralarında birlik varsa ayır, ona hazırlanma fırsatı vermeden saldır, beklemediği anda ortaya çık. Bunlar savaş erbabının başarı sırlarıdır, önceden kestirilemez.