İtidalsiz biçimde aynı kaynağa maruz kalmak, zamanla zihinsel geçirgenliği azaltan ve kişiyi tek yönlü bir düşünce iklimine hapseden epistemik bir uyuşmadır. İnsan zihni, sürekli aynı öncüllerle beslenirse eleştirel muhakeme kabiliyetini değil, doğrulama eğilimini güçlendirir. Böylece düşünce, hakikati arayan bir faaliyet olmaktan çıkar; kendi yankısını dinleyen bir yankı odasına dönüşür.
Sadece aynı dünya görüşüne sahip insanların kitaplarını okumak, entelektüel çeşitliliği azaltır ve bireyi "Ben böyle düşünmüyorum" diyebilme egemenliğinden uzaklaştırır. Zira özgür düşünce, yalnızca kanaat sahibi olmak değil; kanaatini farklı fikirlerin karşısında sınayabilme cesaretidir.
Nasıl ki uzun süre karanlıkta kalan göz, ışığa çıktığında kamaşır ve onu yadırgar; tek bir düşünce atmosferinde uzun süre kalan zihin de farklı görüşlerle karşılaştığında onları anlamaktan önce reddetme eğilimi gösterir. Bu durum psikolojide bilişsel katılık, sosyolojide grup düşüncesi, epistemolojide ise dogmatik kapanma olarak değerlendirilebilir.
Demokratik bilgi ahlâkı, fikirlerin mutlaklaştırılmasını değil karşılaştırılmasını öğütler. Bilgi de besin gibidir: Tek çeşitten oluşan bir zihinsel diyet nasıl bedeni zayıflatırsa, tek kaynaktan oluşan bir düşünce diyeti de muhakemeyi zayıflatır. Bu nedenle insan, farklı disiplinlerden, farklı geleneklerden ve hatta kendisine itiraz eden kaynaklardan da beslenmelidir.
Hakikate yaklaşmak, yalnızca sevdiğimiz fikirleri tekrar tekrar duymakla değil; bizi rahatsız eden sorularla yüzleşmekle mümkündür. Entelektüel olgunluk, her fikre inanmak değil; her fikri dinleyebilecek kadar güçlü, her fikri eleştirebilecek kadar bağımsız olabilmektir. Çünkü çoğul kaynaklardan beslenen akıl, kanaatin esiri değil; muhakemenin efendisidir.