“Sence insan değişir mi, yoksa sadece gizledikleri mi ortaya çıkar?”
Ben galiba kendi isteğimle ilk defa mesaj atan taraf oldum.Dünya için küçük benim gibi biri için büyük.Galiba birisi umurumda... :d Aklımdan çıkar mısınız beyefendi?..Ay,ar oldu çık artık.Senin onu sevmeye hakkın yok Eylül! Sen gidip bulaşık yıkamaya devam et.Marş marş!
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Bir siyasetçi ideolojik motivasyonla yola çıkar, ancak bir "maliyeci" geçmişine sahip olan kişi, siyasi partinin sadece söylemlerine değil, aktiflerine ve pasiflerine odaklanır. Parti genel başkanlığı, sadece bir "liderlik" makamı değil; aynı zamanda devasa bir bütçenin, gayrimenkullerin, bağış ağlarının ve organizasyonel yapının (personel, il-ilçe teşkilatları vb.) "Chief Financial Officer" (CFO) veya "Genel Müdür" pozisyonu gibidir. Bu perspektiften bakıldığında, "iktidara gelmek" büyük bir risktir (belirsizlik içerir), ancak "partiyi kontrol etmek" garantili bir statüdür. Kılıçdaroğlu'nun o koltuğu bırakmamakta direnmesinin altında yatan psikolojiyi; "partiyi ve onun varlıklarını doğru yönetebilecek tek kişi olduğu" inancı veya o varlıkların "yanlış ellere" geçeceği korkusu (ya da hırsı) tetikliyor olabilir. İktidar olmak, dışsal faktörlere (seçmen, ekonomi, konjonktür, uluslararası ilişkiler) bağlıdır ve her an kaybetme ihtimali vardır. Ancak, köklü bir partinin "merkezini" elinde tutmak, kendi içinde bir kale inşa etmektir. Parti genel merkezinin kontrolü; kimi milletvekili yapacağını, hangi teşkilatın finanse edileceğini, hangi medyanın destekleneceğini belirleme gücüdür. Parti, seçmen için bir ideoloji çatısıyken, lider ve yakın çevresi için bir "güç ve varlık havuzu" haline geliyor. Bürokrasiden gelen insanlar için "devlet yönetme" veya "kurum yönetme" refleksi, emekli olduktan sonra biten bir iş değil, bir yaşam tarzıdır. Kılıçdaroğlu'nun, o yapının "anahtarlarını" devretmemesinin temel sebebi, o anahtarların yönettiği "sistemin" büyüklüğüdür. Bir maliyeci, 15-20 yıl boyunca yönettiği, her detayına hakim olduğu, her borcunu-alacağını bildiği bir "yapıyı" (partiyi) sadece "hizmet süresi doldu" diyerek bırakmakta zorlanır. Çünkü onun için parti, artık siyasi
Siyaset
Sana bir masal anlatayım mı baba ?
Evvel zaman içinde kalbur saman içinde, develer tellal iken , pireler berber iken, ben nenemin beşiğini tıngır mıngır sallar iken... uzak mı uzak diyarlarda bir yaramaz kız çocuğu yaşarmış. Annesinden nazik olmayı, abisinden savaşçı olmayı, babasından da olduğu haliyle ne kadar sevilmeye değer olduğunu öğrenirmiş. Başka babalar kız çocuklarına otur , sus , konuşma, sen kızsın yapamazsın derken onun babası onu hep yüreklendirirmiş. - şu en yüksekteki dala çıkabilir miyim baba? +çıkarsın kızım. Elini şuraya koy, ayağını şuraya. Tamam çık şimdi. Aferin benim kızım yapar. - baba sence burdan atlayabilir miyim? + atlarsın kızım, benim kızım her şeyi yapar. Kız durmadan konuşurmuş . Babası normalde konuşmayı hiç sevmeyen , asık suratlı bir adammış ama kızının her sorusuna cevap verir , onun söylediklerine gülermiş. -karıncalar nasıl su içiyor baba? +topraktaki nemden alıyorlar bir de yedikleri yaprakların içindeki su onlara yetiyor kızım. -baba kurbanın gözünü bana verir misin? +Ne yapacaksın gözünü kızım? - kesip içine bakıcam + tamam kızım. Bu tamamlar hiç de geçiştirme değilmiş. Baba tamam dediği her şeyi gerçekten yaparmış. Kız daha okula bile başlamadan hayvanların gözünü, kalbini , böbreğini, ciğerlerini incelemiş. Gezdikleri her yerde gördüğü her ağacın adını sormuş öğrenmiş. Babası göreve gittiği dağlardan envai çeşit kır çiçekleri toplarmış . Büyük bir buket annesi için, küçük bir buket kızı için... babası belgesel izlermiş, kitap okurmuş. Kızına da kitaplar alırmış. Tuhaf bir kız çocuğuna sahip olmak onu hiç rahatsız etmiyormuş. Süslenmeyi , elbiseler, etekler giymeyi, saçlarını upuzun uzatıp şekilden şekile sokmayı çok seven, narin tatlı bu kız çocuğu arka cebinde hep sapan taşırmış . Camları kırar, abisiyle mahalle maçına katılır, bisikletini bayır
NEFESİMİZ (NİÇİN) DARALIYOR...
(...) Hayatımıza anlam katacak, daha doğru deyişle hayatımızı anlamına kavuşturacak fikirlere ihtiyacımız var aslında en çok, bunu pek idrak edemiyoruz artık ama bu yine de böyle... O fikirler olmadıkça hiçbir şeye anlamını veremiyor, hayatın kabuğunda yaşamak zorunda kalıyoruz. Her gün değişen, genel geçer şeylere böyle ihtirasla tutkun oluşumuzun sebebi de biraz bu nefes darlığı... Nefesimiz daralıyor çünkü hayatımızın ciğerlerine çekecek oksijenimiz yok. Oksijenden kasıt elbette anlamdır. Anlamlı şeyler yaşatır insanı, genişletir nefesini. Çünkü insan böyledir, bir anlam dünyasında yaşar, yaşamak ister. O anlam hayattan çekilip yerine ezber tarifler konursa, belki hayat sürer ama zamanla bugün yaşadığımız türden bir nefes daralması durumu ortaya çıkar. -Gökhan Özcan, "Nefes Darlığı", yenisafak.com, 7 Ağustos 2023-
gökhanözcanyazıları
Anne Sevgisini Perçinleyen Ölüm!
yaşamanın bekaretini bozarken göz yaşı hamileliği bulutların bileklerinde feryat figan şu soğuk musalla başında bir anı yağmuru tahtadan bir araba ne şoför belli ne de yol gözüküyor sadece yolcu belli ama bu araçta kemer takma zorundalığı çünkü kaza diye bir gerçeklik yok toprakta çiçekler çıkar sanırdım ya da çamur falan oysa şimdi insan nasıl bırakır orda doğduğu kadını rahminden çıkmıştım seni şimdi doğanın rahmine emanet ediyorum bugün ben göz yaşı ordusuyum ve tüm gülmeleri istila ediyorum sabır ver bana Allah'ım
Duygu ve Düşünce