İnsan bazen sevgiyi yanlış yerde arıyor. Bir eksikliği tamamlayacak kişide, yalnızlığını unutturacak bir seste ya da hayatını anlamlı kılacak bir başkasında... Oysa en kıymetli karşılaşmalar, iki eksikliğin birbirine tutunmasıyla değil; iki insanın kendi olarak yan yana gelebilmesiyle yaşanıyor Kendi olarak sana gelen bir insan, yanında başka biri olmaya çalışmaz. Seni etkilemek için kendinden vazgeçmez. Olduğundan daha büyük, daha güçlü ya da daha farklı görünmeye uğraşmaz. Çünkü bilir ki gerçek yakınlık, maskelerin değil, insanın kendisinin görüldüğü yerde başlar. Belki de sevginin en olgun hâli burada saklıdır. Birine ihtiyaç duyduğu için değil, onu istediği için yanında olmak. Sensiz de hayatına devam edebilecekken, seninle yürümeyi seçmek. Çünkü seçim, mecburiyetten daha değerlidir. Birlikte olmak bazen yanlış anlaşılır. İnsanlar birbirlerine o kadar yaklaşırlar ki zamanla kendilerini kaybetmeye başlarlar. Birinin mutluluğu diğerinin omzuna yüklenir. Birinin korkuları diğerinin sınırlarını belirler. Sonra sevgi, özgürleştiren bir bağ olmaktan çıkar; taşınması gereken bir sorumluluğa dönüşür. Oysa güzel olan, birbirinin hayatını taşımak değil; birbirinin hayatına eşlik edebilmektir. Gerçek yakınlık, "Sen olmadan yaşayamam." demek değildir. Belki daha çok, "Sensiz de yaşayabilirim ama seninle yürümeyi seçiyorum." diyebilmektir. Belki bu yüzden bazı insanlar hayatımıza geldiğinde içimiz rahatlar. Onların yanında daha farklı biri olmayız. Daha iyi biri olmaya çalışmayız. Daha güçlü görünmeye uğraşmayız. Sadece kendimiz oluruz. Ve belki de insanın karşılaşabileceği en güzel şey budur. Kendi olarak gelen, kendi olarak kalan ve seni de kendin olarak sevebilen biri. 🌬Yasemen Birses🌬
Psikoloji
Gazel
gönül gönle düşer zaman içinde zaman olur ne bilsin bunu nadan deme aşk nagehan olur tarumardır gönlüm zülfün gibi seni görmesem kim gülşende sana baksa yine perişan olur koma beni kimselere gel sen al şu canımı gölgeme düşen başımda yüzüm handan olur hunfeşandır o kaşların levh i mahfuzdan beri sorsan bir yol söyler bu sinem sana zeban olur ancak biri çıkar hançerin kalbimden şiir söylesem sanma ki acılar diner her şey sütliman olur
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
İlk karşına çıkanla tartışma; yalnızca iyi tanıdığın, saçma sapan şeyleri savunmayacak kadar anlama yetisine sahip olduğunu düşündüğün ve utanılacak durumlara düşmeyeceğini bildiğin kişilerle tartış; otoritenin dikte ettiklerine göre değil, nedenlere, gerekçelere dayanarak tartışmayı bilenlerle; sunulan nedenleri dinleyip dikkate alanlarla; ve nihayet, gerçeğe değer veren, karşı tarafın ağzından bile olsa iyi nedenleri memnuniyetle dinleyen ve doğruyu karşı taraf söylediğinde, yani kendisi haksız olduğunda da bunu hazmedebilecek kadar adalet duygusuna sahip olanlarla tartış... demek ki yüz kişi içinde tartışmaya layık bir kişi bile zor çıkar... geri kalanı ise bırakın ne isterlerse onu konuşsunlar, çünkü desipere est juris gentium. (budalalık, insan hakkıdır - aristoteles)
Ah, bir şans daha, sadece bir tek başlama şansı daha verilse, bir kerecik daha başlama şansı verilse! Lakin ne çıkar: Hangi kahraman, hangi duyguyu veya ülfeti, alışkanlığın elinde soysuzlaşmaktan kurtarabildi, her defasında, hangi kahraman, ilkinde olduğu gibi borçsuz ve alacaksız kaldı? Oğlumuz: Yarın Diye Bir Şey Yoktur
Kitap Alıntısı
Dünyayı ne kadar çok anlarsan kendini o kadar çok yok edersin Fyodor Dostoyevski
Alıntı
Malya'da Bir Paradoks: 1240 Babai İsyanı'nın Bastırılmasında Frank Paralı Askerleri ve Selçuklu Meşruiyet Krizinin Anatomisi Bir Devletin Kendi Eliyle Açtığı Yara Bir devletin, kendi tebaasına karşı yabancı bir kılıcı sahaya sürmesi, salt askeri bir tercih değildir; bu, devletin kendi toplumsal sözleşmesiyle arasındaki bağın ne ölçüde gerildiğinin de bir itirafıdır. 1240 yılında Kırşehir yakınlarındaki Malya Ovası'nda yaşanan çatışma, tam da bu türden bir itirafın sahnelendiği yerdir. Anadolu Selçuklu Devleti, Baba İlyas ve Baba İshak önderliğindeki büyük Türkmen-derviş hareketini bastırmak için, ordusunun en etkili vurucu gücü olarak zırhlı Frank paralı askerlerini öne çıkarmıştır. Bu makalenin amacı, sayısal olarak küçük bir askeri unsurun —birkaç yüz ya da bin kişilik bir Frank süvari gücünün— nasıl olup da 13. yüzyıl Anadolu'sunun toplumsal hafızasında bu denli ağır bir iz bıraktığını, dönemin kaynakları ve modern araştırmalar ışığında incelemektir. İddia şudur: Malya Ovası'ndaki bu askeri detay, Selçuklu'nun kendi toplumsal tabanıyla ilişkisinde yaşanan derin bir kopuşun en görünür semptomudur ve bu semptom, sonraki yüzyıllarda Anadolu'nun siyasi-dini hafızasını şekillendiren bir referans noktasına dönüşmüştür. Olayın Anatomisi: Kaynaklar Ne Diyor? Babai İsyanı'nı birinci elden anlatan dört temel kaynak bulunmaktadır: Selçuklu sarayına hizmet eden İbn Bîbî (el-Evâmirü'l-Alâiyye), Süryani tarihçi Bar Hebraeus (Ebü'l-Ferec), vak'anüvis Sibt İbnü'l-Cevzî ve isyanın bastırılmasına bizzat katılan Frank birlikleriyle Anadolu'ya gelen Dominiken misyoner Simon de Saint Quentin. Bu dördüncü kaynak özellikle dikkat çekicidir: Simon, olaydan altı yıl sonra Anadolu'ya geldiğinde, hem isyanı bastıran Frank askerleriyle hem de Türkmenler ve yerli Hristiyanlarla görüşerek
Tarih