Günlük Şiddet Tüketimi ve Ruhun Donuklaşması: Modern İnsanın Psikolojisi
Her gün ekranlarımızda bir patlama sesi yankılanıyor; bir cinayet haberi, bir savaş görüntüsü, bir kadının çığlığı ya da bir çocuğun ağlayışı… Modern insan, bu görüntüleri kahvaltısını yaparken izliyor, ardından işe gidiyor, akşam eve dönüp sosyal medyada birkaç “kan dondurucu” haberi daha kaydırıyor. Ve garip bir şekilde, hiçbir şey hissetmiyor.
Bu, çağımızın en sinsi psikolojik salgınıdır: duyarsızlaşma.
Şiddetin Estetiği ve Alışkanlık Haline Gelişi
Psikolog Albert Bandura, sosyal öğrenme kuramında, bireyin davranışları gözlem yoluyla öğrenebildiğini söyler. Yani, gördüğümüz her şiddet sahnesi, bilinçaltımızda bir davranış modeline dönüşür. Ancak modern çağda mesele sadece öğrenmek değildir görmeye alışmaktır.Artık şiddet, haberlerdeki bir istisna değil, gündelik hayatın dekorudur. Gerçeklik duygusu, ekranın parlak ışığında buharlaşır; şiddet artık bir “olay” değil, bir içeriktir.
Susan Sontag , “ Başkalarının Acısına Bakmak ” adlı eserinde, şiddet görüntülerinin sürekli tekrarının izleyicide bir uyuşma yarattığını söyler. Acıya bakmak, artık acı çekmek değildir. İnsan sadece izleyici olur; duygusal tepkiler donuklaşır, empati sinir uçları körelir.
Empatinin Çürümesi ve Ruhsal Donukluk
Duyarsızlaşan birey, artık sadece başkasının acısına değil, kendi duygularına da kör hale gelir. Empati yitimi, insanın insana yabancılaşmasının en derin biçimidir.
Bu durumun psikolojik sonuçları arasında;
1-agresyonun artışı,
2-toplumsal bağların zayıflaması,
3-duygusal yoksullaşma
yer alır.
Klinik psikolog Philip Zimbardo , şiddetin normalleştiği ortamlarda bireyin “ahlaki çözülme” yaşadığını söyler. İnsan artık “iyi” ile “kötü” arasındaki farkı hissedemez. Her şey “alışılmış” hale gelir; tıpkı sürekli soğuğa maruz kalınca bedenin