Naci Azra Arılı

Naci Azra Arılı
@cinali88
Matematik Öğretmeni
Yüksek Lisans
İstanbul
18 okur puanı
Ağustos 2019 tarihinde katıldı
Yaz Yağmuru Üzerine
Puan vermedi·172 syf.··
2023 72. kitabı
Yaz Yağmuru’nu okumayı iki gün önce bitirdim. Sanırım bu üçüncü okumam oldu. Öyküyü ilk defa bu okumada hakkıyla anlamışım gibi bir duyguya kapıldım desem abartmış sayılmam. Sanki daha önceki okumalarım otobüste ayakta giderken ya da sınav gözlemi yaparken vakit geçsin diye yapılmıştı. Hayır, ilk iki seferde de çok sevmiştim bu öyküyü, hayranlık duyarak okumuş, Tanpınar’ın üslubundaki zerafete bir nebze imrenmiş, hatta büyük oranda kıskanmıştım. Zaten nitelikli edebiyat yapıtlarının sırrı biraz da bu dizginlenemeyen duygularda gizlidir. Mükerreren okunsalar da bıktırmazlar, her seferinde ilk defa okunuyormuş hissini okuyucuya tattırırlar ve en önemlisi, çok katmanlı ve aşırıyoruma açık olmaları yönüyle okurun yaşı, cinsiyeti, hayat deneyimi, ideolojik konumu ve benzeri kimlik belirleyicileri değiştikçe metin yeni anlamlara ve tezahürlere bürünür. Nasıl ki bir gülün dış çevrelindeki birkaç yaprağı koparıldıktan sonra ortaya çıkan yeni gül canlı renkleriyle, narinliğiyle ve tazeliğiyle bizi kendisine tekrar hayran bırakır, iyi edebiyat metinleri de yazarın içine gizlediği efsunlu tabakalar birer birer söküldükçe, insanda tarifi imkânsız coşkulara ve mutluluklara sebep olacaktır. Birden fazla çözümü olan bir labirent gibidir iyi tasarlanmış ve uygulamaya konmuş edebiyat çalışmaları. Her yeni denemede daha önce fark edilmemiş daha derunî kapılar keşfedilir, bu kapılardan ağızları karanlık ama dipleri cıvıl cıvıl olan hayat dolu dehlizlere, ışığın her daim türlü manevralarla mevcudiyetini hissettirdiği ıssız kuyulara, camgöbeği ışıltıların kayaların ıslak yüzeylerinde fütursuzca dans ettiği sualtı mağaralarına ulaşılır. Tatlı bir rüyayı andıran bu hayali mekânlardan çıkmaz istemez insan, uyanıp da gerçeğin mat ve pürtüklü yüzeyiyle göz göze gelmek istemez. Bu yüzden bu tür
Edebiyat
Yaz YağmuruAhmet Hamdi Tanpınar · Büyük Kitaplık Yayınları · 1972462 okunma
Reklam
Bir Kan Tüccarının Hikâyesi
Puan vermedi·264 syf.··
2023 77. kitabı
Romanın Çince adı, 许三观卖血记. Türkçeye doğrudan çevirisi “Kanını Satan Xu Sanguan” olarak yapılabilir. İngilizceye “Chronicle of a Blood Merchant (Bir Kan Tüccarının Hikâyesi) olarak çevrilmiş. Ben romanı İngilizce çevirisinden okuduğum için bu adı kullanacağım. Her ne kadar roman, kan alıp satan bir tüccarın değil de mecbur kaldıkça kanını satan bir babanın hikâyesi olsa da. Yu Hua’nın bir diğer romanı olan “Yaşamak”ta olduğu gibi, bu romanda da bir ailenin çile ve ıstıraplarla dolu hikâyesini izliyoruz. İzliyoruz diyorum çünkü yazar hemen hemen hiçbir yerde ahlaki ya da siyasi bir taraf tutmuyor, ders vermemeye özen gösteriyor. Yabancı bir ülkedeki olayları aktaran tarafsız bir gazetecinin sesi gibi metin boyunca duyduğumuz ses. Arka planda devrimler, isyanlar, açlıklar, itiraflar ve ölümler yaşanırken; okuyucu, yazarın yönlendirmesiyle, sadece Xu Sanguan’ın ailesinin dramı ile ilgileniyor. Çin’in çalkantılı tarihinin izlerini, gözümüzün önünde filizlenip yeşeren bu ailenin üzerinden takip ediyoruz. Yazar kendisine bilinçli ya da bilinçsiz olarak oto-sansür uyguluyor ve siyasi tarihi teğet geçiyor. Bunun yerine, ailenin tarihi üzerinden, ara ara arka plana ışık düşürüyor ve parça parça da olsa 1940-1970 yılları arasında gerçekleşen olaylara hafiften dokunduruyor. Örneğin İleriye Doğru Büyük Sıçrama Kampanyası (Great Leap Forward) sırasında yaşanan açlığı ve kıtlığı ailenin karşılaştığı bir zorluk olarak veriyor. Aynı şekilde Sağcı Karşıtı Kampanyayı (Anti-Rightist Campaign) da dört duvarın arasına sokup, oğulların annelerine karşı yarı utangaç yarı gaddar tavırlar takındıkları bir mikro-kozmos sahnesine dönüştürüyor. Kültür Devrimi (Cultural Revolution) ise anne babanın uzaklara giden oğullarını özlemeleri ve onları geri getirmek için ellerinden geleni yapmaları
Edebiyat
Kanını Satan AdamYu Hua · Jaguar Kitap · 20184,396 okunma
Kötü Edebiyatın Sarsılmaz İlkeleri
Puan vermedi·196 syf.··
2023 56. kitabı
Bir roman okudum ve okuduğum her sayfada romandan nefret ettim. Hem kendi adıma hem de Türkçe edebiyat okuru adına üzüldüm. Romanın vermek istediği çevreci-özgürlükçü mesajla hemfikir olmam bile dindirmedi içimdeki bu üzüntüyü. Buyurunuz efendim, bir oturuşta yazılmış ve kötü edebiyatı kötü edebiyat yapan ilkelerin bazılarını sıraladığım kısa bir denemeyi bir de siz okuyun. 1. İyiler ve kötüler keskin çizgilerle birbirlerinden ayrılırlar. Okur ne iyinin neden iyi olduğunu ne de kötünün neden kötü olduğunu anlar, bu konuda düşünmesine ya da fikir yürütmesine izin verilmez. Yazar, kendi yarattığı ahlaki normlara göre şekillendirdiği karakterlere iyi ve kötü elbiselerini giydirir. Roman boyunca da bu ahlaki normlar okura dikte ettirilir; tek doğruymuş gibi okurun, yazarın seçmiş olduğu iyinin tarafında olması talep edilir. Eğer bir çocuk romanı ya da çizgi roman yazıyorsanız böylesi bir seçim anlaşılabilir ama modern roman dediğimiz ve bireyin özgürleşmesiyle başlayan edebi sanat böyle yazılmaz. Bu yüzden Raskolnikov kendisine o cinayetleri işleten sosyal yapının içerisinde takdim edilir okura. Pek çok okur Raskolnikov’a sempati besleyebilir. Madam Bovary genç kızken okuduğu romantik romanların onda yarattığı beklentilerle birlikte verilir ki okur, kocasını aldatan bu kadının nasıl bu hale geldiğini ve nihayetinde nasıl kendi sonunu hazırladığını kendi hayal dünyasında gözlemleyebilsin. Emma saf kocasını aldatan kötü bir kadındır belki ama mutlaka dünyanın bir yerinde Flaubert'in çizdiği çerçeveden yola çıkarak ona hak veren naif okurlar vardır. Kötünün daima kötü, iyinin daima iyi olduğu romanlar okura belli bir ahlaki normu dikte ettiği için, okuru aptal yerine koyduğu için ve en çok da karakterlere haksızlık ettiği için “ahlaksız” kategorisine alınmalıdır. 2.
Edebiyat
Son AdaZülfü Livaneli · Doğan Kitap · 201362,1bin okunma
Okunması gereken bir kitap
8/10
·
Beğendi
“Yenişehir’de Bir Öğle Vakti” Sevgi Soysal’ın 1970’lerin başında yazdığı ve kendisinin 1974 Orhan Kemal Roman ödülünü almasına vesile olmuş özel bir yapıt. Öyle sanıyorum ki kitabın bana çekici gelen yönüyle kitaba ödül kazandıran yönü tam anlamıyla örtüşmüyorlar. 2018’in yaz tatili olmalı, kitabı ilk defa bir akrabamın kitaplığında görmüştüm. Yola çıkacaktık, gezi sırasında okurum diye çantama atmıştım. İlk izlenimim deneysel anlamda başarılı ve cesur olduğu üzerineydi. Devrilmek üzere olan bir kavak ağacının –mevcut düzen- etrafında toplanan insanların birbirlerine çok da dokunmayan hayatlarının hikâyeleriyle başlar roman… Mevsimin yaz oluşu ve benim seyahat modumda olmam ağır eleştirel düşüncelerimden kitabı azâd eylemişti büyük bir olasılıkla. Aklımın bir ucunda deniz, yaylalar, gezilecek müzeler, görülecek arkadaşlar… Bu yüzden kitap bende sanatsal derinliğiyle çok iyi bir izlenim bırakmıştı. Kitabın hoşuma giden yanı bir roman olarak değil de bir öykü derlemesi olarak okunabilecek nitelikte olmasıydı. Birbirine teğet geçen hayatları tek tek mercek altına alışı ve ince detaylarıyla inceleyişi hem ilgimi çekmiş hem de beni bir nebze kıskandırmıştı. Çünkü, benim de bir günün 24 saatini birbirine zayıf düğümlerle bağlı 24 ayrı karakterin gözünden anlatmak gibi bir projem* vardı o zamanlar ve öykülerin bir kaçını yazmıştım. Henüz yazmakta olduğum ve bana ait olduğunu düşündüğüm düşüncenin benden 50 yıl önce yapılmış ve başarılmış olması beni biraz imrendirmişti doğrusu. Kitabın bu yönünün ilgimi çekmesinin nedeni ise, bu yöntem sayesinde olaylara değil de karakterlere ve karakterler arasındaki ilişkilere odaklanabiliyor oluşumuzdu. Edebiyata bakışı dünyanın sorunlarını çözmek değil de dünyayla sorunları olan insanları anlamak ve tanıtmak olan benim gibi müzmin bir
Edebiyat
Yenişehir'de Bir Öğle VaktiSevgi Soysal · İletişim Yayınları · 20122,965 okunma