Bugün Çin sınırları içerisinde yer alan Dunhuang çok eski devirlerden beri Çinlilerin veya şu anda kaybolmuş herhangi bir halkın yurdu olduğu fikri Çinliler tarafından bilhassa işlenmektedir. Ayrıca Hint-Avrupalı İranilerin de bugünkü Doğu Türkistan ve doğusundaki Dunhuang sahasının büyük bölümünü yurt tuttukları öne sürülmüştür. Bu yüzden bölgeyi incelerken kaynaklardaki bilgileri esas almak ve sonuçsuz teorilerden mümkün olduğunca kaçınmak lazımdır.
Sayfa 301
Tarih
Theodore John Kaczynski
Çevreci iyi niyetliler şöyle bir itiraz getirebilirler: Kamuoyu çevre problemlerini ciddiye alacak şekilde ikna edilirse yurttaşlar çevreye zarar veren organizasyonlara direniş gösterecektir ve böylece bir organizasyonun çevreyi tahrip etmesi onun doğal seçilim sürecinde dezavantajlı hale gelmesine sebep olacaktır. Mesela insanlar, çevreyi tahrip eden firmaların ürünlerini satın almayı reddedebilirler. Fakat insan davranışları ve tavırları manipüle edilebilir. Çevreye olan zarar, belirli bir noktaya kadar, kamuoyundan gizlenebilir; halkla ilişkiler firmalarının yardımı ile, bir şirket, çevre konusunda duyarlı olduğuna insanları ikna edebilir; reklamcılık ve pazarlama teknikleri, bir şirketin ürünlerine sahip olma konusunda öylesine güçlü bir arzu yaratabilir ki, çok az kişi bu ürünleri çevre duyarlılıkları sebebi ile satın almayı reddedebilir; bilgisayar oyunları, elektronik sosyal ağlar ve diğer kaçış teknikleri kullanılarak insanlar, çevre problemleri ile ilgilenemeyecekleri bir şekilde hedonist faaliyetler içerisinde hipnotize edilebilirler. Daha da önemlisi, insanlar, şirketler tarafından sağlanan hizmetlere ve ürünlere tamamı ile bağlı oldukları bir duruma getirilmişlerdir. İnsanlar, muhtaç oldukları ya da muhtaç olduklarını hissettikleri hizmetleri ve ürünleri alabilmek için para kazanmak ve çalışmak zorundadırlar; bu sebeple, bir işe sahip olmak ihtiyacı içerisindedirler. Ekonomik gelişme istihdam yaratılması için zorunludur; dolayısıyla çevresel zarar, ekonomik gelişme için ödenmesi gereken zorunlu bir bedel olarak gösterildiğinde insanlar bunu kabul etmektedirler. Milliyetçilik de şirketler ve hükümetler tarafından oyuna dahil edilir. Yurttaşlar dışarıdaki güçlerin onları tehdit ettiğine inandırılırlar: “Ekonomik büyümemizi artırmazsak Çinliler bizi
Siyaset Bilimi
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Kopuz, 1939
Millet yolunda ölen Namık Kemal bir kahramandır. Şahsiyetini millî varlık içinde eriten Gök Alp da öyledir. Türkistan'da millî şuuru uyandırmak için ölmek kararını veren ve Rus makinalısına yürüyen Enver Paşa da belki onlardan daha büyük bir kahramandır. Fakat bunların hiç-biri Kür Şad gibi büyük bir maksatla ve onunki kadar güç şartlar içinde olarak çarpışmamışlardır. Hükümdar-lara sokakta suikasd yapan anarşistler görülmüştür. Fakat esir oldukları memleketin sarayına saldıracak fedaîler hiçbir yerde çıkmamıştır. Kür Şad'ın bu hareketi hiçbir netice vermeden sönseydi bile yine o en büyük kahraman sıfatına lâyık olacak ve bu hareketiyle torunları olan biz, bugünkü Türklere edebî bir şan ve şeref kazandırmış bulunacaktı. Halbuki bu misli görülmeyen kahramanlık Çinlileri o kadar korkuttu ki onlar Çin'de esir bulunan bütün Türkleri bir an önce Türkeli'ne göndermekten başka bir şey düşünmediler. Bu suretle, denilebilir ki, Türkleri esaretten kurtaran, Kür Şad'ın kahramanca saldırışı olma-saydı Çinliler, tabii, Türkleri Çin'de alıkoyarak çinlileştir-mek siyasetinde muvaffak olacaklardı. Ve belki de bugün yeryüzünde büyük Türk Milleti bulunmayacaktı. Bir mil-lete ileri atılış gücünü verebilmek için Kür Şad gibi serden geçti yiğitler gerektir. Bu türlü gözünü daldan budaktan sakınmayan erler boşu boşuna ölseler bile milletlerinin ruhuna soktukları duygu ile en müspet neticeyi almış sayılabilir. Çünkü bunlar millet için birer örnek ve birer remiz olurlar.
Sayfa 20 - 21·Kitabı okuyor
C.F.Samuel Hahnemann (1755-1843)
Deneysel farmakolojinin babası olarak adlandırılan bu Alman tıp adamı homeopatinin kurucusuydu. "alternatif tıp" ekolü yarattı: Bu, "benzer benzeri tedavi eder" anlayışıydı: "Bir insanı hasta eden onu iyileştirir de!" Yani, aşıda uygulanan sistemdi! Aslında, "benzerlerin yasası" daha önce Hipokrat ve Paracelsus tarafından tanımlandı. Mayalar, Çinliler, Yunanlılar ve Amerikan yerlileri de dahil olmak üzere birçok kültür tarafından uygulandı... -Bütünü dikkate almadan bölgesel semptomlara bakarak toksik ilaç kullanılması, vücuda baskılama yaparak hastalığı aslında iyileştirmiyor; aksine sorunu daha derine itekleyerek ileri süreçte daha ciddi rahatsızlıklara neden oluyor...
Sayfa 40·Kitabı okuyor
Alıntı
Hunlar, M.Ö. 300'lerde Çin'e göç ettiklerinde kendi savaş atlarını da götürmüşlerdi. Çinliler de bu sayede atın binek hayvanı olarak kullanılmasını öğrendiler. Daha sonraki yüzyıllarda hem Çin'de hem de batıda Türk ordusunu taklit eden yabancılar özellikle binicilik ve at konusunda onlardan çok etkilenmişler-di. Ordularını Türk ordusunun süvari düzenine göre eğitmeye çalışmışlardı. Türk ordusunu diğer ordulardan ayıran üç temel özellikten biri süvarilerden kurulu olmasıdır. Bu konu Türkleri anlatan yabancı yazarlar tarafından sıklıkla vurgulanmıştır.
Sayfa 60·Kitabı okuyor
En azından şimdi nereden bakmamız gerektiği önemli.
Tarihte ilk defa hükümetler, şirketler ve bireyler yakın geleceklerini planlarken savaşı olası bir durum olarak değerlendirmiyor Nükleer silahların, savaşları süper güçler arasındaki çılgın bir toplu intihar girişimine dönüştürme ihtimali, dünyadaki en güçlü milletleri sorunların çözümü adına farklı barışçıl seçenekler bulmaya yönlendiriyor. Bununla beraber hammaddeye dayalı küresel ekonomi modeli de bilgi ekonomisine dönüşüyor, önceden altın madenleri, buğday tarlaları ve petrol kuyuları gibi maddi malvarlıkları temel zenginlik kaynaklarıyken, bugün en büyük zenginlik kaynağı bilgi hâline geldi. Savaşla petrol kuyuları ele geçirebilirsiniz, ama bilgiyi bu yolla elde edemezsiniz. Bilgi en önemli iktisadi kaynak hâline geldikçe savaşların kârlılığı da azaldı; ve savaşlar; hâlâ eski usul hammadde ekonomileriyle yürüyen Ortadoğu ve Orta Afrika gibi belirli bölgelerle sınırlanmaya başladı. 1998’de Ruanda’nın, komşu Kongo’daki koltan madenlerini ele geçirip yağmalaması bir anlam ifade ediyordu; cep telefonu ve laptopların üretiminde kullanıldığı için yüksek talep gören koltanın, dünyadaki rezervlerinin yüzde 80’inin kontrolü Kongo’nun elindeydi. Yağmaladığı kokandan yılda 240 milyon dolar kazanan yoksul Ruanda açısından bu çok ciddi bir paraydı.Buna karşılık, Çin’in California’ya saldırıp Silikon Vadisi’ni ele geçirmesinin hiçbir manası yok; Çinliler savaş meydanında üstün gelseler de Silikon Vadisi’nde yağmalayacak silisyum madenleri bulamayacaklar. Bunun yerine, Apple ve Microsoft gibi ileri teknoloji devlerinin programlarını satın alan Çinliler, aynı şirketlerin ürünlerinin imalatından milyarlarca dolar kazanıyorlar. Kongo koltanını yağmalayan Ruanda’nın bütün bir senede kazandığını barışçıl ticaretle tek bir günde elde etmeyi başarıyorlar.
Sayfa 22·Kitabı okuyor
Alıntı