Tanrının temsilcisi adama gelmiş sormuş; sen ne istersen tanrı komşunada iki mislini verecek. Adam da epey düşünmüş taşınmış en son bir karara varmış. -İyisi mi sen benim bir gözümü çıkar, demiş! İşte bu kıssa, sayfalar dolusu Nietzsche analizinin, sosyolojik teorilerin ve psikoloji külliyatının halk dehası tarafından tek bir cümlede damıtılmış nihai punchline'ıdır (vuruş noktasıdır). Konuştuğumuz o "cendere", "kamburluk" ve "yengeç sepeti" kavramlarının varabileceği en uç, en patolojik sınırı çizer bu hikaye. Çünkü burada artık sadece başkasının başarısını kıskanmak veya onu aşağı çekmek yoktur; başkasına zarar vermek uğruna kendi canını yakmayı, kendini sakat bırakmayı göze alan bir cinnet hali vardır. Bu adam için kendi hayatının kalitesi, iki gözüyle birden dünyayı görebilmenin getirdiği o mutlak mutluluk hiçbir şey ifade etmez. Onun tüm varoluşsal tatmini görelidir (nispi). Kendini komşusundan daha yukarıda ya da komşusunu kendisinden daha perişan görmediği sürece cennette bile olsa acı çeker. Komşunun iki gözünün birden kör olması, adamın tek gözle yaşayacağı ömür boyu sürecek fiziksel acıyı ve engeli onun gözünde bir "zafere" dönüştürür. Hikayedeki en korkunç şey, adamın önünde komşusuna da yarayacak sonsuz bir iyilik ve zenginlik ihtimali varken, o ihtimaller evrenini tamamen kapatıp kötülükte ortaklaşmayı seçmesidir. "Ben zayıflayamıyorsam diğerlerini şişmanlat" diyen o eski tanıdığımızdan, "herkes kambur olsun" diyen Şule Gürbüz karakterine; oradan da "ötekinin dili, takımı, partisi yok olsun" diye hırslanan kitlelere uzanan hat tam olarak bu kör etme arzusundan beslenir. İyiliği, refahı ve özgürlüğü büyüterek paylaşmak yerine; acıyı, karanlığı ve sefaleti eşitleyerek rahatlama güdüsüdür bu. O salın üzerindeki insanların birbirinin bacağından çekmesi tam
Sosyoloji
...susmam hüznü meşru kılar, siz bilmezsiniz ama ben beş vakit susarım. ki kahrım! ahırda ki at'ları kaşağılar aha şunlar işte.. âh almış insanlar ne aşağılıklar. sinemde demlenir şiir, gözleri nemli kaç şair astım içimde kim bilir? ölüleri es geç sayın kâtip, dirilerin nankörlüklerini yaz uzun uzun.. durmak var bir gün ey insan! düşenlere en fazla kaç tekme atarlar ki? ben sayamadım, bayılmışım. şimdi tam cinnet geçirme vakitleri, gelmiş geçmiş ne varsa ş..iir etme vakti. sakın üzülme aynam; beni üzgün görmek istemiyorsan sende bakmayacaksın.
Şiir
Reklam
Müzelik Şiir - Akıl Karaya Vurdu Yürüyen heykellerle aynı müzedeyim ben Konuşan mumyalara kimden söz edeyim ben Fikren işkencedeyim, ruhen cezadayım ben Korkaklığın sükûtu kol geziyor her yerde Sanki tek başımayım, tek kişilik mahşerde. Putların gölgesinde dans eder akbabalar Söz sokakta dolaşır, öz zindanda çabalar Atılan ucuz safra selâmlar, merhabalar En temiz topraklara gül eksem mantar biter Yollar sırat köprüsü, durmak düşmekten beter. Kaybettim mesafeyi, zamandan uzaklaştım Sevgi diye sarıldım, isyanla kucaklaştım Ne kendimden kurtuldum, ne kendime yaklaştım Toprağın üstü mezar, zevke dalmış ölüler Can sıkmaya yetiyor canlı kalmış ölüler. Fuhuş yuvası sanki en görkemli binalar Çamur evlât doğurur taş yürekli analar Resmen hak tevzi eder hakkı boğan canavar Koşanlar, yarışanlar.. dehşet ötesi dehşet Akıl karaya vurdu, gırtlağı geçti vahşet. Meydanlar tıklım tıklım, caddeler salkım-saçak Kölelik histerisi yayılmış köşe-bucak Elli tane hokkabaz, elli milyon oyuncak Müdür ve müdüriçe müzenin bekçileri Aferine çalışır düzenin bekçileri.
Şiir
1000Kitap ın geliştiricilerinin, kullanıcıların uygulamayı ne amaçla indirdiğini tamamen unutup her yeni güncellemede sisteme adeta birer kaos bombası bırakması gerçekten eşsiz bir mühendislik başarısıdır. Normal şartlarda bir uygulamanın yenilenmesi demek hatalardan arınması ve daha akıcı hale gelmesi anlamına gelirken, buradaki her sürüm notu, ekranı daha da anlaşılmaz kılan bir arayüz karmaşasını, algoritmayı tamamen felç eden absürt özellikleri ve kullanıcının sabrını zorlayan teknik anlamsızlıkları beraberinde getiriyor. Teknik ekibin, sistemin stabil çalışmasından ve sadelikten kelimenin tam anlamıyla nefret ettiğini, her güncelleme döneminde "Bu hafta uygulamayı daha da içinden çıkılmaz hale getirmek için hangi gereksiz kodu yazmalıyız?" diye özel bir çaba sarf ettiğini düşünmemek imkansız. Yapısal bütünlüğü bozmak ve kullanıcıyı işlevsel bir alandan koparıp sürekli yönünü kaybettiren bir karmaşanın içine fırlatmak üzerine kurulu bu ısrarlı deha, platformun asıl misyonunun hayatı kolaylaştırmak değil, insanı bilerek ve isteyerek dijital bir cinnet eşiğine getirmek olduğunu kanıtlıyor. Sonuç olarak, her yeni güncellemeyle birlikte kullanıcı deneyimini profesyonelce sabote eden, sistemi bir adım ileri taşımak yerine her defasında daha büyük bir yapısal çöküşe imza atan bu istikrarlı vizyonsuzluğu hayranlıkla izliyoruz. Benim tavsiyem, uygulamayı 2021'e geri döndürün, bir anda 10 yıl ileri gitmiş olursunuz.
1000Kitap
“Bana öyle geliyor ki, çok saçma şeyler yazdım fakat söylemiştim. Düzeltecek zamanım yok; zaten bu satırları, hiçbir ine dokunmadan, olduğu gibi bırakmayı kendi kendime söz verdim. Bilinçli olarak hiçbir şeyi değiştirmiyorum, yarın bu yazıyı okurken, fikirlerimin mantıkî bir silsile izleyip izlemediğini görmek, bu şekilde de yanlışlarımı anlamak istiyorum. Bu şekilde, bu oda içerisinde bütün bu son aylar içinde düşündüğüm fikirlerin gerçek veya bir cinnet belirtisi olduğunu anlayacağım. Eğer iki ay önce, bugünkü gibi odamı büsbütün terk etmek zorunda kalarak, Meyer’in duvarına, hoşça kal diyecek olsaydım, eminim ki, çok üzülecektim. Şimdi hiçbir şeyi hissetmiyorum. Bununla birlikte yarın odamı bir daha görmemek üzere terk ediyorum…
Bir cinnet takılır beyninin köşesine. Vura vura gitsen kafanı duvarlara. Kahkahalar var ya, zapt eder kelimelerini. Ki, kımıldatamazsın bir sağa, bir sola da Ayaklarını.
Şiir
Reklam
Reklam