Puan vermedi
Merhaba kitap dostlarım bugün size akıcı kalemiyle gönlüme taht kuran @y.kaan.koc kaleminden #obenimabim kitabı ile geldim. Kitap, Bodrum’da birbirine bağlı arkadaş grubuyla aralarına sonradan katılan küçük Olgu’nun etrafında ilerlemektedir. Arkadaşlar kolay para kazanma düşüncesi ile yola çıkarlar. Olaylar ilerledikçe para, güç ve çıkar ilişkileri devreye girer. Daha sonra suç dünyasına sürüklenmeye başlarlar. Küçük Olgu’nun aralarına katılmasıyla işin rengi değişir. Kardeşlik ve aile bağlarının önemi, Fedakarlık ve sorumluluk duygusu, sadakat ve ihanet arasındaki inci çizgi, kolay para kazanmanın getirdiği olumsuzlukları ve tehlikeleri ,abi karakteri ile koruyuculuk, fedakarlık, sorumluluk, güven duygularının ön plana çıkması çok güzel anlatılmış. Aile bağları, sevgi, kişinin vicdanını sorgulaması, iyiliğin ve fedakarlığın insana neler kazandırdığını ayıca; düşünmeden yapılan işlerin insanları tehlikeye atabileceğini gösteren akıcı, sürükleyici bir kitaptı. “ Sadece bir hazineyi bulup hayatlarını kurtarmamışlardı; onlar, paylaştıkça çoğalan bir zenginliğin, paranın satın alamayacağı bir onurun ve sarsılmaz bir aile bağının gerçek hazine olduğunu keşfetmişlerdi.” Bu kitabımı Kübra Kabakcı öncülüğünde #üçkelimelikitapokuyoruz etkinliği için okudum. Ezgi Özcan @kentkitap #kitapcumhuriyetimleokuyoruz #okudumbi̇tti̇ #reklamdeğiltavsiye
O Benim AbimKaan Koç · Kent Kitap · 202658 okunma
Daha kaç kişi gelecek?
10/10
·299 syf.··
Beğendi
·
2026 6. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 11 Haziran 2026 09:57
Kitabın en vurucu, en ağır darbesi ve belki de en önemli noktası bu kısacık soru cümlesi: "Daha kaç kişi gelecek?" Sahaflardan satın aldığım, üzerinde yılların ve defalarca okunmuş olmanın izlerini taşıyan Kurtlarla Dans, uzun zamandır okuma listemde bekliyordu. Öncesinde onu yalnızca Kevin Costner'ın meşhur film uyarlamasının romanı olarak biliyordum. Ancak kitabı bitirdiğimde şunu fark ettim ki: Kurtlarla Dans, çocukluğumuzda kovboy filmleriyle şekillenen ve Kızılderilileri çoğu zaman saldıran taraf olarak görmeye alıştığımız bakış açısının, tarihsel gerçeklerle tanıştıkça geçirdiği dönüşümün edebiyattaki karşılığıdır. Romanın merkezinde İç Savaş sonrası sınır karakoluna gönderilen Teğmen John Dunbar bulunuyor. Ancak kitap ilerledikçe Dunbar'ın hikâyesi kadar, hatta belki de daha fazla, Comanchelerin hikâyesini okumaya başlıyoruz. Michael Blake'in en büyük başarısı da burada yatıyor. Yerlileri ne romantik masal kahramanları ne de eski filmlerdeki gibi vahşi düşmanlar olarak gösteriyor. Onları yalnızca insan olarak gösteriyor. Bugün yaşayan biri için kitapta anlatılan dünya neredeyse fantastik gelebilir. Uçsuz bucaksız bufalo sürüleri, her yerde görülen kurtlar, geyikler ve av hayvanları... Tıpkı Red Dead Redemption 2 oynarken Arthur Morgan ile Valentine'dan Saint Denis'e doğru yol alırken olduğu gibi, roman boyunca günümüz dünyasında görmeye alışık olmadığımız sayısız hayvanla karşılaşıyoruz. Bugün bize neredeyse fantastik gelen bu manzara, aslında Kuzey Amerika'nın bir zamanlar sahip olduğu doğal zenginliğin son dönemleridir. Avrupa'nın çoktan kaybettiği bir dünya burada hâlâ yaşamaktadır. Bu yüzdendir ki romandaki av sahneleri yalnızca av sahnesi değildir. Bufalo, Comancheler için yiyecektir. Giysidir. Barınaktır. Hatta hayatın kendisidir. Beyaz
Edebiyat
Kurtlarla DansMichael Blake · Altın Kitaplar · 199187 okunma
Reklam
Balık Değil, İnsan Hikâyesi
10/10
·100 syf.··
Beğendi
·
2026 1. kitabı
·
3 saatte okudu
·
Okunma: 09 Haziran 2026 01:24
Fish! Balık’ı elime aldığımda karşıma çıkacak şeyin klasik bir kişisel gelişim kitabı olduğunu düşünmüştüm. Sayfalar ilerledikçe fark ettim ki bu kitap bana iş hayatını değil, insanın kendi hayatına karşı takındığı tavrı anlatıyormuş. Bir balık pazarının gürültülü tezgâhları arasında başlayan hikâye, aslında hepimizin iç dünyasına açılan sessiz bir kapıymış. Kitabı okurken en çok Mary Jane’in çaresizliği dokundu bana. Her sabah aynı koridorlardan geçen, aynı masaya oturan, aynı işleri yapan ama her geçen gün biraz daha tükenen insanların hikâyesi yabancı gelmedi. Çünkü hepimiz hayatımızın bir döneminde o “toksik enerji çöplüğü” denilen yerde bulunmuşuzdur. Bazen bir okul sırasının başında, bazen bir ofis masasının arkasında, bazen de kendi zihnimizin karanlık bir köşesinde… İşte bu yüzden kitap yalnızca bir işyeri dönüşümünü anlatmıyor; insanın kendi içindeki küskünlüğü, yorgunluğu ve umutsuzluğu dönüştürme mücadelesini anlatıyor. Fish! bana bir gerçeği hatırlattı: Hayat çoğu zaman bizim başımıza gelenlerden değil, onlara hangi gözle baktığımızdan ibaret. “Tutumunu seç” ilkesi kitabın sayfalarında yazılı duran bir cümle değil, adeta insanın omzundan tutup onu silkeleyen bir çağrı. Çünkü bazen değiştiremediğimiz şeyler vardır; fakat onlara karşı duruşumuzu değiştirmek her zaman elimizdedir. Yaşamın rüzgârı hangi yönden eserse essin, yelkeni nasıl açacağımıza biz karar veririz. Kitabın “oyun” kavramına yaklaşımı ise beni en çok düşündüren bölümlerden biri oldu. Yetişkin olmayı çoğu zaman ciddiyetle, ciddiyeti de mutsuzlukla karıştırıyoruz. Oysa balıkçılar bana şunu fısıldadı: İnsan işini severken de başarılı olabilir. Gülmek disiplinin düşmanı değildir; aksine bazen verimliliğin, yaratıcılığın ve dayanıklılığın gizli kaynağıdır. Sayfalar arasında dolaşırken,
Fish! Balık!Stephen C. Lundin · Epsilon Yayınları · 201257 okunma
8/10
·204 syf.·
2026 12. kitabı
Yazar öncelikle new age akımları sosyoloji ve inanç bağlamında kısaca bölüm bölüm anlatıyor. Daha sonra ise Kuran ile karşılaştırmalı bir şekilde okuyucuya aktarıyor. Günümüzde oldukça çoğalan bu akımları anlamak ve tanımak için yararlı bir kitap olduğunu düşünüyorum.
Yeni Dini Akımların Temel Görüşleri ve İslamAbdullah Sevgi · Madve Yayınları · 20123 okunma
10/10
·103 syf.··
Beğendi
·
2026 131. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 05 Haziran 2026 07:31
Selam kitap dostlarım bugün bir şiir kitabı ile geldim. Bu kitapta kökleri geleneksel tasavvuf düşüncesine dayanan ancak yüzü tamamen bugünün modern dünyasına, insanına ve çıkmazlarına dönük güçlü bir edebi yönü ile karşımıza çıkıyor. Şair, insanın hem kendi iç dünyasında verdiği varoluşsal mücadeleyi hem de dış dünyadaki toplumsal ve teknolojik dönüşümlerin getirdiği yozlaşmayı bütüncül bir yaklaşımla ele alıyor. ​Şiirlerin genelinde öne çıkan en belirgin tema, dünyanın geçiciliği karşısında insanın düştüğü gaflet ve manevi uyanış arayışıdır. Şair, hayatı gelip geçen bir kervana benzeterek insanın bu dünyada baki kalmayacağını hatırlatır ve nefsin geçici hazlarına kapılan insanı sert bir uyanışa davet eder. Bu manevi uyanışın yolu ise "bilgi", "ilim" ve "kendini bilmekten" geçer. Hayatın terbiyesinden geçmeyen, bilginin sefasını sürmeyen ve hakikate gözünü kapayan insan, kendi yalanına kanan bir mahkûm olarak tasvir edilir. İnsanın özünü, ahlakını ve karakterini bulması ancak Hakk’a giden yola yönelmesi, nefsini terbiye etmesi ve kalbini manevi bir cila ile temizlemesiyle mümkündür. Bununla birlikte, şair fildişi kulesinden seslenmek yerine doğrudan toplumsal adaletsizliklere, ahlaki aşınmaya ve insan ilişkilerindeki çürümeye ayna tutar. Hayatın herkesi aynı mektepte, fakat farklı şartlarda imtihan ettiğini vurgularken; varlık ve yokluk, zenginlik ve fakirlik, zariflik ve çirkinlik arasındaki keskin zıtlıkları evrensel bir kader döngüsü içinde işler. Şiirlerin modern çağa dokunan en özgün damarı ise dijitalleşme ve teknolojik esaretin getirdiği e-hastalıklar ve yabancılaşmadır. Şair, sürekli değişen bilişim dünyasının, çoğalan seçeneklerin ve ekran bağımlılığının insanı kendi hakikatinden kopardığını savunur. ​Sonuç olarak bu şiirler; teknolojinin ve
Kırk Şiir Bir ŞairEmre Zeybek · Tebeşir Yayınları · 20258 okunma
Ana Tema ve Kurgusal Altyapı: Canlı Bir Evren
10/10
·78 syf.·
2026 1. kitabı
Kitabın en vurucu yönü, evreni mekanik ve cansız bir boşluk olarak değil; düşünebilen, hastalanabilen ve kendi kendini iyileştirebilen devasa bir "Bilinç" (Eva) olarak ele alması. Yazara göre: Galaksiler: Bu kozmik organizmanın sinir ağları, Yıldızlar: Canlı hücreleri, İnsanlık: Bu devasa bedenin içinde çoğalan, oradan oraya yayılan küçük birer mikroorganizma. Serhat Bayar, ezoterizmdeki "Makrokozmos-Mikrokozmos" (Evren büyük insandır, insan küçük evrendir) felsefesini modern ve bilimsel fantezi ögeleriyle harmanlıyor. İnsanlık galaksiler arası bir yolculuğa çıkıp yıldızlara yayılmaya başladıkça, aslında üzerinde yaşadıkları bu devasa organizmanın (Eva’nın) bağışıklık sistemini tetikliyorlar. "Bu bir yok oluş değil, bir dönüşümdü. Ölüm, yaşamın tuvaline düşen bir fırça darbesiydi." Kozmik Korku ve Antroposentrizm Eleştirisi Kitap felsefi olarak antroposentrizmi (insan merkezciliği) sert bir şekilde eleştiriyor. Yüzyıllardır süregelen "Evren insan için yaratıldı" ya da "İnsanlık uzayı fethedecek" mitini yerle bir ediyor. İnsanlığı evrenin hakimi değil, kozmik bir bedenin kenarında gelişmiş bir "yan etki" ya da geçici bir titreşim olarak konumluyor. Bu yönüyle anlatı, H.P. Lovecraft tarzı bir kozmik korku (cosmic horror) atmosferine yaklaşıyor. Ancak buradaki korku canavarlardan değil, evrenin muazzam büyüklüğü ve insanlığın mutlak önemsizliği karşısında duyulan varoluşsal bir çaresizlikten besleniyor. İnsanlığın önündeki ikilem çok net: Bu kozmik bilincin içinde filizlenen yeni, sağlıklı bir hücre mi olacağız, yoksa yok edilmesi gereken bir enfeksiyon mu? Dil, Anlatım ve Akıcılık Okuyucu yorumları ve kitabın genel dokusu incelendiğinde, Serhat Bayar’ın oldukça akıcı ve edebi derinliği yüksek bir dil kullandığı görülüyor. Kitap bilimsel bir iddia kanıtlama
Bilim-Kurgu
Eva’nın DoğuşuSerhat Bayar · Doa Yayınları · 202619 okunma
Reklam
Reklam