ibnü'l-vakt
Zira bedenimizin aksine, zihnimiz çok nadir olarak bu anda ve burada bulunur; çoğunlukla ya geçmiş ya gelecek bir zamandadır.
Sayfa 53·Kitabı okuyor
Suudi Arabistan'da erkek bebekler çoğunlukla yeni doğduklarında, veya bebekken sünnet edilirler. İşlem hastanede uygulandığı gibi, "mahrem" muamelesi görür. Hakkında konuşulmaz. Değil bir başkasının, aileden bir yakının bile çocuğun sünnet olup olmadığını sorması tuhaf kabul edilir. Yani çocuğun sünneti Ortadoğu gibi altrüist toplumlarda bile çocuk ile anne babası dışında kimseyi ilgilendirmez. Dünyada sünnet uygulayan ülkelerin çoğunda da durum farklı değildir.
Ne Kadar Kitap Kurdusun?
0-30p: Kontrollü okuyucu 📖 40-70p: Hafif bağımlı 👀 80p+: Geçmiş olsun, kitaplar seni ele geçirmiş 😅
Oğuz Türklerinin, bir Türk devleti batıp yeni bir Türk devleti kurulduğunda Kızılca Şölen adlı bir tören düzenledikleri söylenir. Nitekim Mustafa Kemal Paşa'yı Ankara'da karşılayan Seymenler, birisi Dikmen Tepesi'nde diğeri Ulus'taki Namazgâh'ta olmak üzere üst üste iki Kızılca Şölen düzenlemişlerdi. Aslında bu şölenler, sadece bir devletin çöküşünde değil, bazen bir devletin kuruluşunda, çoğunlukla da bir hanedanın yıkılıp onun yerini yeni bir hanedan aldığında yapılırdı. Ankara'da Mustafa Kemal Paşa'ya, Kızılca Şölen düzenleyen Seymenler, büyük bir sezgiyle artık Osmanlı Hanedanı'nın ömrünü tamamladığını, onun yerine yeni bir Türk devletinin geçeceğini hissetmişlerdir. Gerçekten de Osmanlı'nın küllerinden Zümrüdüanka gibi Türkiye Cumhuriyeti doğmuştur.
Sayfa 69 - Remzi Kitabevi, I.Baskı·Kitabı okuyor
Alıntı
En yüce iyinin iç organlarda olduğunu söyleyenler onu ne kadar da rezil bir yere koymuş oluyor. Bu yüzden hazzın erdemden ayrılamayacağını belirtir ve kimsenin keyifli bir yaşam sürmeden ahlâklı yaşayamayacağını, ahlâklı yaşamadan da keyifli bir yaşam süremeyeceğini söylerler. Birbirinden bu kadar farklı olan bu şeylerin nasıl aynı bağla birbirine bağlanabildiğini anlamıyorum. Size soruyorum, nasıl oluyor da haz erdemden ayrılamıyor? Bunun sebebi tüm iyi şeylerin çıkış noktasının erdem olması, hatta sevdiğiniz ve arzuladığınız şeylerin de erdem köklerinden doğmuş olması mı? Oysa bunlar birbirinden ayrılamıyor olsaydı, tatlı olup da ahlâken doğru olmayan bazı şeyleri ve ahlâken ziyadesiyle doğru olup da acılara katlanılması gereken bazı zor durumları görmememiz gerekirdi. [2] O hâlde bu durumda hazzın en rezil yaşama daldığına, buna karşılık erdemin kötü yaşama izin vermediğine dikkat et. İnsanlar haz olmadan zavallı duruma düşmez, aksine hazdan dolayı öyle olurlar. Haz erdeme karışmazsa bu olmaz; bu yüzden erdem çoğunlukla hazdan yoksundur, ona asla ihtiyaç duymaz. [3] Birbirine benzemeyen, hatta zıt olan şeyleri niçin bir araya getiriyorsunuz? Erdem yüce, soylu, krallara layık, yenilmez ve tükenmez bir şeydir; haz ise bayağı, kölelere layık, zayıf ve güdük bir şeydir. Onun durağı ve ocağı genelevler ve meyhanelerdir. Erdemi tapınaklarda, forumda, mecliste, surların önünde dururken, toz içinde ve boyalı, elleri kabuk bağlamış hâlde bulacaksın; hazzı ise çoğunlukla hamamların, rahatlama salonlarının ve çekinilen yerlerin çevresinde saklanırken ve karanlık bir yer ararken, şarap ve buharla ıslanmış, bir ceset gibi sararmış, boyanmış ve makyaj yapılmış bir hâlde bulacaksın. En yüce iyi ölümsüzdür, yok olmak nedir bilmez; ne doyumu ne pişmanlığı vardır. Doğru zihin
Kişi, başkalarına acı verdiği için sevilme beklentisinde ısrar eder; hatta çoğunlukla bunu bir iyilikmiş gibi gösterir
Alıntı
İnsan, yaşı ilerleyip de önünde kalan zamanın arkasında bıraktıklarından daha az olduğunu gördüğünde, kararsızlıklarla, ertelemelerle, ilgi dağınıklıklarıyla hovardaca harcanacak yılları kalmadığını anlar. Artık bir şeyleri muallakta bırakacak, dönüp dönüp tekrar deneyecek kadar sere serpe uzanmamaktadır önünde zaman. Doğduğumuz gün çevrilen kum saatinde akış hızlanmıştır. Bu yaşa gelmiş olanların "bugün"ün kıymetini bilme konusunda daha titiz olmaları gerekir. İsteklerini, niyetlerini keskinleştirmeli, dağınık ilgilerini toplamaya; "haydi" denmeden önce torbalarını doldurmaya bakmalıdırlar. Onların savsaklayacak, ağırdan alacak zamanı yoktur. Aslında büyük işler başarmaları da gerekmez; yeni bir adım atabilmeyi yarına bırakmasınlar yeter. Zira "ileride, ileride" diyerek bugüne gelenler, yirmi otuz sene önce ileriye bıraktıklarının bugün çoğunlukla gerçekleşmediğini görür; bu sefer de onları cennetteki güzel günlere ertelemeye kalkarlar.
Sayfa 109·Kitabı okudu