Bin Muhteşem Güneş
10/10
·430 syf.··
Beğendi
·
2026 54. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 19:18
Herkesin mutlaka okuması gerektiğini düşündüğüm bir romandı. Elinize aldığınızda sürükleyici hikayesiyle sizi kendine bağlayan bir romandı. Romanda sadece Meryem ve Leylanın kesişen hayatları değil aynı zamanda Afganistanın geçmişi de anlatılmakta. Ancak beni en çok etkileyen şey en çaresiz, en umutsuz anlarda bile insanların yaşama dair hayatta kalma inancı ve mücadelesi oldu. Bazı sayfaları okurken gülümseyeceğiniz, bazılarında ağlayacağınız bazılarında ise öfkeleneceğiniz bir roman. Romanı okurken onu okumuyor hissediyor gibi olacaksınız. Spoiler vermek istemiyorum fakat uzun süre etkisinden çıkamayacağınız bir roman olacak. Hoşçakal Meryem ve Leyla...
1000Kitap
Bin Muhteşem GüneşKhaled Hosseini · Everest Yayınları · 2026119,5bin okunma
8/10
·454 syf.··
2026 6. kitabı
·
117 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 19:14
4 ayda bir kitap bitirmeme inanamıyorum. Bir süredir ara vermiştim çok da akıcı bir kitap ama neden olduğunu anlamadım geri dönmek iyi hissettirdi. Nicholai Hel’in bu kadar mükemmel olması çok imkansız geliyor aynı zamanda da kıskançlık hissettirdi bana. Bi de ramazanda okuyodum ben bunu ofiste yanımda götürüyordum öğle arası iki müdür de gördü bayıldıklarını söylediler ben bu kitabı baharın tavsiyesi üzerine alıp okumaya karar verdim. Çevremde bu kadar övülen bir kitap beklentimi çok arttırdı haliyle ama o beklentimi de karşılamadı. Sanırım sakin bi zamanda tekrar okursam daha iyi hissederim.
ŞibumiTrevanian · E Yayınları · 20249,5bin okunma
Reklam
Puan vermedi
Kur’an ve hata kelimelerini arama motoruna yazınca ilk karşımıza çıkanlardan birisi miras paylaşımı hususunda Kur’an’da hata olduğu iddiası. Meşhur ateist ve İslam karşıtı Turan Dursun’un sitesinde aklını imanının önüne engel olarak koyan gençler, bu miras ayetlerini gündeme getirip tabiri caizse “Kur’an’da çok bariz bir matematik hatası var ve şayet kusursuz olduğu iddia edilen Allah tarafından gönderilmiş bir kitap olsaydı bu bariz hata olmazdı” demeye getiriyorlar. Ve bu iddiaya cevap vermek için kolları sıvayan gayretli ve aklını kullanan -bir kısmı âlim- birçok Müslüman zat internet sitelerinde meseleyi gündemlerine taşıyor. Birbirinden çok farklı cevaplarla ayetleri izah etmeye çalışanlar ne yazık ki tatmin edici bir cevap ortaya koyamıyor. Diğer yandan bu hata iddiasının hararetle cevaplandırılması için samimi bir şekilde birçok siteye bu husus, soru olarak iletiliyor. Mesela; payın paydadan fazla çıkması ile sonuçlanan hesap ile malın Kur’an’daki oranla dağıtılmasının imkânsız olduğunu iddia eden ateistlerin bu iddiası ‘sorularlarisale’ sitesine sorulduğunda site yöneticileri bu konunun risalelerde izah edildiğini söylüyor. Ve site konudan bağımsız olarak, risalelerde geçen kadın ve erkeğin paylarının farklılığı üzerine yapılan bir izahı paylaşıyor ve meseleye net bir çözüm getiremedikleri hissedilmiş olunmalı ki cevabın sonunda ‘sorularlaislamiyet’ sitesine yönlendirmede bulunuluyor. Sorularlaislamiyet sitesi ise konu ile ilgili Prof. Dr. Hamza Aktan’ın Mukayeseli İslam Hukuku kitabından alıntıladığı pasajı paylaşıyor. Site avliye meselesini anlatmaktan öteye gidemiyor. Payın paydadan büyük çıkması durumu ilk defa Hz. Ömer döneminde bir paylaşım sırasında ortaya çıkıyor ve mesele ashap ile istişare ediliyor. Sonunda paydayı payla eşitleyip taksimat o
Kur'an'da Hata YokHalis Aydemir · Enki Yayınları · 20127 okunma
Puan vermedi·304 syf.··
Beğendi
·
2026 12. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 19:07
Yeliz, çok küçük yaşlardan ailesini kaybetmiş, şu anda sınava hazırlanan genç bir kızdır. Ailesinin ona bırakmış olduğu fabrikanın başına hakkıyla geçebilmek için başını derslerden asla kaldırmamaktadır. Bir gün, dershaneden evine döndüğü bir gecede sıra dışı bir olay yaşar ve bu onu çok korkutur. Aynı evde birlikte yaşadıkları halası ve eniştesinin ona kötü bir şaka yaptığını düşünsede, gerçek sandığından çok daha başkadır. Spoisiz bu kadar anlatılabiliyor sanırım :D Bu kitaba başlamak beni fazlasıyla geriyordu. Bu tür şeyler okumak ya da izlemek beni hemen etkiliyor. Lakin okumaya başladığım anda kitabın aslında beklediğim kadar korkutucu olmadığını anladım. Yazarın basit yazımı benim gerginliğimi fazlaca almış olsa da gece vakti okuyabileceğim bir kitap kesinlike değildi. Aslında bu kitabın gece okunması daha mantıklı geliyor bana çünkü korku adında yapılan her şey bu zamanlarda daha çok anlaşılır oluyor. Ayrıca kitabın keyfi böyle çıkarılmalı. Ama bu tabii ki cesaret edebileceğim bir konu değil maalesef :D Evet, herkesin de söylediği gibi, olaylar birbirlerini fazlaca tekrarlıyordu ama bu beni rahatsız etmedi. Rahatsız olduğum tek konu her bölümde o korkunç şeyleri yaşamaktı. Bir bölümde de sakin bir gün okumayı isterdim açıkcası. Ama sondaki amaca bakıldığında da her gün, her an bir şeyler yaşamamız da normal geliyor bana çünkü aceleci bir taraf var :) Keyifle okudum diyebilirim. Sonu aceleye gelinmiş gibi yazılmış bir havası vardı. Doğruyu söylemek gerekirse ben o cin çıkartma olaylarını okumayı falan beklemiştim ve istemiştim. O cin çıkartma anını okumak bana daha çok keyif verebilirdi ama bu konuda da yazardan ümitli olduğumu söyleyemeyeceğim. Bence öyle bir şey yazsaydı bile o an bize geçmez, çok çok basit kalırdı. Yazarın ilk
1000Kitap
Senin YüzündenR. İdeli · Artemis Yayınları · 2025476 okunma
"İnsan her şeye alışabilir."
7/10
·155 syf.··
2026 7. kitabı
"İnsan her şeye alışabilir." Kitabı bitirdikten sonra aklımda en çok kalan cümlelerden biri buydu. İlk bakışta umut verici gibi dursa da Frankl'ın anlattığı şartları düşündüğünüzde bu cümlenin ne kadar ağır bir anlam taşıdığını fark ediyorsunuz. İnsanın Anlam Arayışı benim ikinci okuyuşumdu. İlk okuduğumda daha çok yaşanan olaylara odaklanmıştım. Bu kez ise insanların o olaylar karşısında nasıl değiştiğini anlamaya çalıştım. Aynı satırlar önümdeydi ama onları okuyan kişi artık aynı değildi. Frankl, toplama kampında yaşananları anlatırken yalnızca açlığı, ölümü ya da zulmü yazmıyor. Asıl anlattığı şey, insanın bütün bunlara rağmen yaşamaya devam etme isteği. Bir süre sonra acının sıradanlaşması, ölümün günlük hayatın bir parçası hâline gelmesi ve insanların hayatta kalabilmek için duygularını bastırması beni en çok etkileyen bölümlerden biriydi. Okurken aklıma sık sık şu söz geldi: "Bir anda yaşanan ne kadar derinse, deneyim ve yaşantı birikimi de o kadar çoktur. Zamanın daha uzunmuşçasına yaşanması bu yüzdendir." Bence Frankl'ın yaşadıkları bu sözün en güçlü örneklerinden biri. Çünkü bazı insanlar uzun yıllar yaşar ama çok az şey hisseder; bazıları ise kısa bir zaman diliminde öyle deneyimler yaşar ki, sanki birkaç ömrü aynı anda yaşamış gibi olur. Frankl'ın yaşantısı da tam olarak böyleydi. Her kayıp, her bekleyiş, her umut kırıntısı onun düşüncelerini şekillendiren bir deneyime dönüşmüş. Kitabın bana hissettirdiği en önemli şey ise şu oldu: İnsan bazen elindekileri kaybedebilir ama kendine yüklediği anlamı kaybetmediği sürece yeniden ayağa kalkabilir. Frankl bunu teorik olarak anlatmıyor; yaşayarak anlatıyor. Bu yüzden söyledikleri daha inandırıcı geliyor. 167 sayfalık bu kitabı yine neredeyse bir solukta bitirdim. Sayfa sayısı az ama bıraktığı etki oldukça
İnsanın Anlam ArayışıViktor E. Frankl · Okuyan Us Yayın · 202651,3bin okunma
9/10
·204 syf.··
2026 17. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 19 Haziran 2026 19:18
Merhaba arkadaşlar, bugün sizlere Filibeli Ahmet Hilmi'nin ( 1865-1915), A'mak-ı Hayal adlı romanı hakkında bilgi vermeye çalışacağım. Türk edebiyatının ilk felsefi ve gerçeküstü romanı kabul edilen bu eser, 1910 yılında yayımlanmıştır. Eser, doğu-batı felsefesi, yunan mitolojisi, islam tasavvufu, uzakdoğu inançlarının harmanlanarak yazıldığı bir eseridir. Eserin konusuna gelecek olursak; ​eser, iki ana bölümden oluşur. Romanın başkişisi Raci, iyi bir eğitim almış, ancak aldığı batılı-pozitivist eğitim ile geleneksel inançları arasında sıkışıp kalmış, büyük bir fikri ve ruhi bunalım yaşayan genç bir memurdur. Raci, içine düştüğü bu varoluşsal krizden kurtulmak için bir gün bir mezarlıkta Aynalı Baba adında bir dervişle karşılaşır. Aynalı Baba, kulübesinde yaşayan, her tarafı aynalarla kaplı, ney üfleyen, garip ama bilge bir adamdır. Aynalı Baba Raci'ye kahve ikram eder ve ney üfler. Raci, bu ezgiler eşliğinde her gün derin bir uykuya/vecd haline dalarak hayal aleminin derinliklerine fantastik ve sembolik yolculuklar yapar. Raci bu seyahatlerinde hedefine ulaşmak için Buda’yla Hiçlik Zirvesi’ne, Yunan tanrılarının bulunduğu Olimpos Dağı’na, Hürmüz ile Ehrimen’in savaş meydanına, Simurg’un sırtında Merih gezegenine, Kaf Dağı’na ve daha birçok yere gider. Raci hakikatin peşinde nice âlemde, boyut ve mekânda dolaşırken biz okurlara Ahmet Hilmi’nin Doğu ve Batı felsefesi, tasavvuf, mitoloji, dinler tarihi üzerine kurduğu bu gerçeküstü romanı izlemek düşüyor. Kitap muhteşem bir kurguyla yazılmış, muhtemelen batıda yazılan bir eser olsaydı kült eserler içinde yer alırdı. Bu kitabı okuyup iyice anlamak için biraz mitoloji, felsefe ve tasavvuf bilgisine sahip olmak şart. Bazen biz de Raci gibi çıkmaza girip hakikati sorguluyoruz ve bunu yaparken sadece akıl ve mantık ile
A'mâk-ı HayalFilibeli Ahmed Hilmi · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202522,3bin okunma
Reklam
Reklam