Puan vermedi·97 syf.··
2026 5. kitabı
Cumhuriyet döneminin tanınmış yazarlarından Orhan Kemal'e ait romanımız Baba Evi ve Avare Yıllar olarak iki bölümden oluşmakta. Türk edebiyatında çocukluktan gençliğe geçişi en iyi anlatan eserlerden biri olan bu kitabımızın toplam sayfa sayısı iki yüz yirmi bir. İlk bölümü oluşturan ''Baba Evi'' ise doksan yedi sayfa. Kitap girişi Orhan Kemal'in hayatına ve eserlerine ayrılarak yazar hakkında ön bilgilendirme yapılmış. Orhan Kemal edebi hayatına şiirle başlamış ancak şiirin yanında deneme niteliğinde olan düzyazılar da yazmaktaymış. Orhan Kemal’in çalışmaları arasında bir roman denemesi bulan ve çok beğendiğini belirterek ona “Bırak şiiri miiri birader; hikaye yaz, roman yaz sen” diyen Nazım Hikmet'le olan tanışıklığının da bin dokuz yüz kırk yılında Bursa Cezaevinde olduğunu bu bilgilendirmelerden dolayı öğreniyoruz. Kitabımızın ilk bölümünde yer alan eser adı Baba Evi... Otobiyografi türündeki bu eserde kimi zaman biyografik öğelerden de faydalanılarak; toplumda saygınlığı bulunan, statü sahibi, ataerkil bir ailenin konakta yaşadığı günler anlatılır.. Önsözde yazar Adana kahvehanelerinden birinde Küçük Adamı tanıdığını sohbet sırasında onun hayatından etkilendiğini ve yazmaya karar verdiğinden bahseder. Küçük Adamın hikayesidir kitapta anlatılan ancak Orhan Kemalin hayatını az çok bilenler kurgusal karakterlerin yanında kendi hayatından derin izler taşıdığını rahatlıkla görebilirler. Baba evinin anlatımı Çanakkale savaşlarının devam ettiği dönemde küçük adamın doğumunun dedesi tarafından askeri görevde olan babaya telgraf çekilerek haber edilmesiyle başlar. İlerleyen sayfalarda Osmanlı’nın son demlerinde zaman zaman görevi dolayısıyla başka şehirlere gitmek zorunda kalan otoriter, despot bir yapıya sahip babanın çocuklarının okumasını, onların saygın bir meslek
Baba EviOrhan Kemal · Everest Yayınları · 20082,758 okunma
9/10
·408 syf.··
2026 141. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 08 Haziran 2026 12:26
Yakma Zevki: Fahrenheit 451 Öyküleri. Öldükten Sonra Doğmak: Öldükten sonra yeniden doğan bir adamın eşinin yanına giderek onunla vakit geçirmek istemesini ancak bunun mantıksız olduğunu anlayarak mezarına geri dönmesini anlatan bir hikayeydi. Ateş Sütunu: Gelecek bir yılda insanlar artık öldükten sonra gömülmemektedir. Öldükten sonra yakılmaktadır. Eski mezarlar da artık tamamen boşaltılacaktır. Tam bu anda ana karakterimiz mezardan kalkar ve insanlardan intikam almak ister. Kütüphane: Kitapların yakılmasına karşı çıkan bir adamın oldukça kısa hikayesini okuyoruz. Parlak Anka Kuşu: Bir önceki hikayedeki gibi kitapların yakılması ile ilgili bir hikayeydi. Mars’ın Çılgın Büyücüleri: Yasaklı kitapların yazarları Mars'a yerleşmişlerdir. Mars'a gelen Uzay gemisinde yasaklanmış kitaplar vardır ve bunlar Mars'da yakılarak tamamen yok edileceklerdir. Yasaklı yazarlar buna engel olabilecek mi? Çılgınlık Karnavalı: Yine bu hikayede de yasaklar var. Ancak bir adamın Usher evini yeniden inşa ederek yasak koyanlardan intikam almasını okuyoruz. Şenlik Ateşi: Tüm Dünya'nın yanması. Oldukça kısa bir hikayeydi. Ocaktaki Çekirge: Evleri dinlenen bir çiftin hikayesini okuyoruz. Ancak bu çift evlerinin dinlendiğinden haberdar. Yaya: 2131 yılında yolda yürüyen bir adamın polis tarafından sorgulanmasını okuduğumuz oldukça kısa bir hikayeydi. Çöpçü: Çöpçü bir adamın ilerleyen bir zamanda çöp arabasının ceset toplamak için kullanılabileceğini öğrenmesini ve bunun hakkında düşünmesini okuduğumuz oldukça kısa bir hikayeydi. Tebessüm: Medeniyetin tamamen yok edildiği bir gelecekte. Halk bir tablonun Mona Lisa'nın parçalanmasını seyretmesini. Hatta halkın bizzat parçalamasını okuyoruz. Ancak bu kalabalığın içindeki bir çocuk tabloya hayran kalıyor. Gece Yarısından Epey Sonra:
Yakma ZevkiRay Bradbury · İthaki Yayınları · 2020742 okunma
Reklam
7/10
·228 syf.··
2026 92. kitabı
·
5 günde okudu
·
Okunma: 02 Haziran 2026 18:24
Artık çok yaşlanmış olan huysuz, çöpçü ruhlu - herşeyi toplayıp saklamaya çalışıyor - Salih bey, yakın arkadaşının ölümü nedeniyle, sürekli geçmişe gitmeye, geçmişi hatırlamaya başlar. Geçmişi ihanetle doludur. Önce, kendisi gibi başka Türki cumhuriyetlerden, Sovyetler Birliği saflarında ikinci Dünya Savaşı’na katılan Özbek, Türkmen, Tacik vd.. ile birlikte, açlıktan ve hastalıktan ölmemek için, Sovyetler Birliği’ne ihanet edip, Alman ordularına katılmıştır; ilerleyen zamanlarda, hayatının belkide en büyük aşkı olan Magda’ya ihanet edip, karnında bebeği ile onu terk etmiştir. Kendisine göre haklı sebepleri vardır, ama ihanet de ihanettir. Huysuzluk içinde, sürekli boş Kutular, koliler, işe yaramayan kalemler vesair saklamaya çalışarak geçirdiği hayatı sırasında, karşı apartmanda bir kadın görür; önce Magda’nın dönmüş olduğunu düşünür ancak daha sonra yaşı itibarıyla Magda olamayacağını anlar. Bunların hepsi kitabın temel konusu ve ben bunları anlatmakta hiçbir sakınca görmüyorum çünkü bence bu romanın anlatımı çok özel. Evet ilginç bir konusu var, ama bu romanın işlenme şekli, yazarın ifade gücü ve kullandığı Türkçe zaten bu romanı okumak için başlı başına yeter. Ömer F. Oyal’ı pandemi döneminde duymuş, neredeyse bütün kitaplarını almış ama hiçbirini okumamıştım; bu okuduğum ilk metin oldu. Kimden, hangi vesileyle duydugumu hiç hatırlamıyorum, ama iyi ki duymuşum ve iyi ki bütün kitaplarını almışım. Okumaya devam edeceğim.
Magda DöndüğündeÖmer F. Oyal · Yapı Kredi Yayınları · 201595 okunma
Zihin, zaman ve farkındalık
Puan vermedi·304 syf.··
2026 4. kitabı
·
17 günde okudu
·
Okunma: 26 Mayıs 2026 00:00
Momo iyi dinler. O dinlerken insanlar birbirlerini anlamaya başlar. Tartışmalar yumuşar, karmaşa sakinleşir. Michael Ende’nin Momo romanında dinlemek yalnızca bir iletişim biçimi değildir; aynı zamanda bir farkındalık hâlidir. Momo’nun en güçlü yanı konuşmak değil, gerçekten dinleyebilmektir. Çöpçü Beppo, Momo’nun en yakın dostlarından biridir. İnsanlar ona soru sorduklarında hemen cevap vermez. Sessizleşir, düşünür ve sonunda öyle sade şeyler söyler ki, insan kendi sorusunu bile unutabilir. Çünkü Beppo cevap vermekten çok fark ettirir. Beppo’nun hayatı aceleye karşı kurulmuş gibidir. Sokakları süpürürken kendi ritmini tekrar eder: “Bir adım, bir nefes, bir süpürge.” Bu cümle kitabın ruhunu da anlatır. Çünkü insan yalnızca yaptığı şeye gerçekten odaklandığında anda kalabilir. Beppo’nun taşlardan ve eski duvarlardan söz ettiği bölümler bana insanın bazı şeyleri yalnızca bilgiyle değil, sezgiyle de hatırlayabileceğini düşündürdü. Sanki geçmiş çağların izlerini hissedebiliyordu. Bu durum bana büyük bir farkındalığı çağrıştırdı. Çünkü Momo ile Beppo’nun ortak noktası yargısız olmalarıydı. Onlar hayatı aceleyle tüketmek yerine gözlemleyen insanlardı. Momo’nun diğer yakın arkadaşı Gigi ise Beppo’nun tam tersidir. Hareketli, konuşkan ve hayal gücü yüksek biridir. Turistlere uydurma hikâyeler anlatır, onları eğlendirir. Parasız kalmayı önemsemez; onun için önemli olan kendisi olarak kalabilmektir. Gigi ve Beppo birbirinden çok farklı görünseler de ikisini birleştiren şey, hayatı hâlâ canlı bir yer olarak görebilmeleridir. Kitabın en çarpıcı tarafı “duman renkli adamlar”dır. Bana göre onlar yalnızca sistemi değil, insan zihninin hiç susmayan tarafını da temsil ediyor. Sürekli konuşan, hesap yapan, kıyaslayan, yargılayan o iç sesi… İnsan bazen kendi zihninin içinde
MomoMichael Ende · Pegasus Yayınları · 201782,3bin okunma
Zaman Hırsızlarına Karşı Direnen Saf Ruhun Romanı: Momo
10/10
·302 syf.·
2026 17. kitabı
Michael Ende’nin 1973 yılında kaleme aldığı Momo, görünüşte fantastik bir çocuk masalı çatısına sahip olsa da, derinliklerinde endüstrileşmiş ve kapitalistleşmiş modern toplum düzenine, insanın nesneleşmesine ve yabancılaşmasına yöneltilmiş en güçlü sosyal realizm eleştirilerinden biridir. Romanın temel omurgasını oluşturan "Zaman Tasarrufu Şirketi" ve onların gri takım elbiseli, kül renkli, insanlardan çaldıkları zamanın küllerinden yapılmış sigaraları tüttüren sinsi temsilcileri Duman Adamlar; aslında verimlilik, rasyonellik, sürekli üretim ve körü körüne tüketim çılgınlığı üzerine kurulmuş modern ekonomik sistemin kusursuz birer alegorisidir. İnsanları daha çok zenginleşmek, daha prestijli hayatlar yaşamak ve "faydasız" görülen sanatı, dostluğu, sevgiyi, dinlenmeyi, hatta yaşlı anne-babaları ziyaret etmeyi hayatlarından çıkararak zaman biriktirmeye ikna eden bu hırsızlar, insanlığın trajedisini başlatır; çünkü zaman, tasarruf edildikçe çoğalan bir meta değil, tam tersine mekanikleştikçe insanın içini kurutan, onu yalnızlaştıran ve mutsuzlaştıran soyut bir hapishaneye dönüşür. Bu grileşen ve tek tipleşen dünyaya karşı tek direniş odağı, bir amfitiyatro yıkıntısında tek başına yaşayan, mülkiyetsiz, hırslardan arınmış ve en büyük erdemi karşısındakini "gerçek bir dikkat ve derinlikle dinlemek" olan küçük kız çocuğu Momo'dur. Momo’nun varlığı, modern insanın uzun süredir unuttuğu aktif dinleme, sessizliği paylaşma ve karşısındaki insanın ruhuna ayna tutma yeteneğinin insanlığı iyileştirici gücünü simgelerken, onun en yakın dostları üzerinden toplumsal tabakaların ve insan tiplerinin dönüşümü incelenir. İşini her adımına, her nefesine ve süpürgesinin her vuruşuna odaklanarak, geleceğin kaygısından arınmış bir bilge gibi yapan Çöpçü Beppo "an'ı yaşamanın" ve emeğin
MomoMichael Ende · Kabalcı Yayınevi · 201382,3bin okunma
Doğu'nun Yobaz Harpagon'u
Puan vermedi·120 syf.·
2026 11. kitabı
Yıllar önce Reşat Nuri Güntekin tarafından yazılan Yeşil Gece ve Moliere tarafından yazılan Cimri adlı kitapları okumuştum. Aslında Cimri bir tiyatro eseriydi. Sonraki zamanda bu eseri tiyatro sahnesinde izleme fırsatı bulmuştum. Hacı Ağa bahsettiğim bu iki eserden de izler taşıyor. Esere ismini de veren Hacı Ağa, Yeşil Gece'nin hocaları gibi yobaz ve Cimri'nin Harpagon'u kadar da cimri. Kendisi bir bakıma "Doğu'nun Yobaz Harpagon'u" yani. Hacı Ağa günümüzde bile çevrenizde görebileceğiniz bir tip aslında. Her devirde işlerini aksatmadan yürütebilen bu tiplerin topluma faydadan çok zarar verdiği aşikar. Fakat işin ironik tarafı her ne kadar topluma üstü kapalı zararları olsa da bu tiplerin toplum tarafından seviliyor oluşu. Hacı Ağa'nın huzurunda ziyaretçileri hiç eksik olmuyor. Hepsi de ona görünüşte hürmet ediyor. O da nabza göre şerbet verip işlerini çözüyor. Huzura çıkan karakterlere baktığımızda Şair Munadilhak hariç hepsi makyavelist. Tabii bunların önünde bayrak tutan kişi de Hacı Ağa. Hedefe ulaşmak için her türlü yolu mübah görüyor. Dini, amaçlarına araç edip kendi deyişiyle toplumu sağmal ineği misali sağıyor. Çünkü onun gibileri ancak bu şekilde hayatta kalabiliyor. "İnsanlar aç, muhtaç, cahil ve hurafelere inanırsa bize itaat ederler...Bu yüzden buradaki insanların ilerlemesine engel olmalıyız ki dünya istediğimiz gibi dönsün, aksi halde sokaktaki çöpçü oluruz...Vazifemiz halkı ahmak bırakmak...Toplum bizim sağmal ineğimiz ve dünya bizden yana dönüyor. Bırakın böyle devam etsin...Bizim göğsüne zincir vurup kendini bıçakla yaralayan, kolayca inanan mutaasıp insanlara ihtiyacımız var, dindar müslümanlara değil. Öyle bir şey yapmalıyız ki köylüsü de çiftçisi de kendini sana, bana muhtaç bilmeli ve şükretmeli. Amacımıza ulaşmamız için onlar hasta, aç,
Hacı AğaSadık Hidayet · Kırmızı Kedi Yayınları · 20242,879 okunma
Reklam
Reklam