Facebook’un hayatımıza girmesiyle birlikte “copy-paste” kültürü de hayatımıza dahil oldu. İnsanlar kendi sözlerini üretmek yerine, başkalarının cümlelerini kopyalayıp yapıştırarak kimlik inşa etmeye çalıştılar. Bir süre sonra bu alışkanlık, yalnızca fikirlerde değil, hayat tarzlarında da kendini göstermeye başladı. Herkes birbirini tekrar eder hale geldi; üstelik mesleklerinin yanında “ek iş” olarak yaşam koçluğuna soyunanlar da cabasıydı.
Sanal ortamda psikologlar adeta mesaiye kalıyor, kendilerine ait cümlelerle değil, klişe motivasyon sözleriyle insanlara gaz veriyorlardı; “Ben yapabildiysem sen de yaparsın” ya da “Ben bile yaptıysam sen hayli hayli yaparsın.” Oysa farkında değillerdi ki bu sözler, aslında muhataplarına iltifat değil, hakaret niteliği taşıyordu. Hazıra konmuş bir insanın, binbir engelle boğuşan birine “senin inanılmaz bir gücün var” demesi, arenadaki köleye aristokratın tribünden seslenmesine benziyordu. Seyirci konforuyla yapılan bu “gazlama”lar, motivasyon değil alay barındırıyordu.
Bir anda tüm ülke, deneyim aktardığını zanneden ama aslında tecrübesizliğini bulaştıran insanlarla doldu. Bu kısır döngüyü kıran isimlerden biri Doğan Cüceloğlu oldu. Ardından Beyhan Budak, bu kazanımı sürdürdü. Onun farkı, insanlara bir mola yeri sunmaktan ziyade, onlara yol arkadaşlığı yapmasıydı.
Budak’ın kıymeti, psikolojiye sadece ticari bir pazar gözüyle bakmamasında yatıyor. Cem Yılmaz’ın dediği gibi; “Para için iş yapmıyor; bir iş yapıyor, para ediyor.” Hatta işin ucu paraya dokunuyor mu, o bile meçhul. Budak, dayatmadan dönüştürmeye çalışan bir tavır sergiliyor. Onu, fizik kurallarına aykırı tavsiyelerle psikolojiyi bir tür edebiyat malzemesine dönüştüren influencer-psikologlardan ayıran da bu.
Sonuç olarak Budak’ın kitabını bir “kendinizin kullanım