Tek derdi yuvasına yiyecek taşımak olan karınca, üzerine düşen su damlasının yarattığı şok nedeniyle yiyeceğini bırakıp başka bir yöne kaçmıştı. Normalde kendisinden kilometrelerce uzaklıkta olması gereken Pia adlı canlının ağzının kenarından düşen su damlası yüzünden, yirmi dakika boyunca büyük bir emekle taşıdığı yiyeceğini kaybetmişti. Muhtemelen gelişmiş bir beyne sahip olsaydı, hayatın niye kendisine bu kadar acımasız davrandığını sorgulayıp bir kenarda oturacaktı. Ama sahip olduğu sinir sistemi oldukça ilkel olduğu için kaybettiği yemeği çoktan unutup yeni bir yemek aramaya doğru yola çıkmıştı.
Eğer bir insan kendi yalanına bir kere inanırsa , bir daha hiç kimse ona gerçeği gösteremez Pia. O nedenle en tehlikeli yalanlar kendimizi inandığımız yalandır.
Alıntı
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Eğer bir insan kendi yalanına inanırsa, bir daha hiç kimse ona gerçeği gösteremez Pia. O nedenle en tehlikeli yalanlar, kendimizi inandırdığımız yalanlardır.
David Abram - Becoming Animal: An Earthly Cosmology'den
«İnsanın hayalgücünün başka bilinç biçimleri tarafından irkiltilmeden varlığını sürdürebileceğine gerçekten inanıyor muyuz?»
Sayfa 46
Alıntı
Europe’s Middle Ages were turbulent and uncertain times. But these times played out against a ‘backdrop’ that changed little from one generation to the next; devotedly, medieval masons added bricks to cathedrals that would take a century to finish. But for us, unlike for them, the next century will be drastically different from the present. There has been an explosive disjunction between the ever-shortening timescales of social and technical change and the billion-year time-spans of biology, geology, and cosmology.
Minor lapses, like inadver­tently breathing on the sacred fire, not placing pared nails under the hinges of a door where they should turn into dust, or ne­glecting to bury fallen hair strands while reciting the appropri­ate prayers created great spiri­tual predicaments from which one could escape only by paying a large sum of money. Since most of these so-called sinners did not have money, the mu’bads ac­cepted livestock and grain as well. These redemption fees con­tinually added to the opulence of the fire temple and the prosperity of the ruling class.