Serinin ikinci kitabında yaklaşık 12 yıl sonrasına gidiliyor. Paul Muad'dib neredeyse tüm gezegende cihat ilan etmiş, kendi deyimiyle "Yaklaşık altmış bir milyar insan öldürdüm, doksan gezegeni yakıp yıktım, beş yüz gezegenin halkını da tamamen sindirdim. Kırk kadim dine inananların hepsini öldürdüm." O artık despot bir liderdir. Ama aynı zamanda geleceği görebilen durugörüsü olan bir peygamberdir de.
Frank Herbert'ın Dune serisi için genelde Ortadoğu'dan ve İslam'dan esinlenme olduğunu duymuşuzdur. İlk kitapta olduğu gibi ikinci kitapta da bu benzerlikleri bulabiliyorum. Cihat anlayışı, tartışmasız liderlik, inanç ve din ile insanların yönetilmesi vb. Tabii tarih ve sosyolojiden çokça yararlanıyor. Ben açıkçası kitaptaki tarih anlatıcılığını İbn-i Haldun'un tarihsel sistemine benzetiyorum. Devletler kurulur, yükselir, duraklar, geriler ve yıkılır. Muhtemelen Dune serisinde de Arrakis'in akıbeti böyle olacak.
Zaman zaman kitapta gerçek tarihi karakterlerden bahsediliyor. Cengiz Han ve Hitler gibi. Hanedanların sahip olduğu atomikler, soğuk savaş döneminde atom bombasına sahip olan devletleri simgeliyor. Paul Muad'dib yıktığı ve mücadele ettiği düzeni kendi inanç düzleminde tekrardan kuruyor. Olmak istemediği adama dönüşüyor. Ama bunu da kitapta şu alıntı ile daha iyi anlayabiliyoruz.
Sevgi üzerinden siyaset yapılmaz," dedi. "Halkın istediği şey sevgi değildir, çünkü sevgi fazla değişkendir. Halk despotizmi yeğler. Özgürlüğün fazlası kaosa yol açar. Kaosa izin veremeyiz, değil mi? Despotizmi de nasıl sevilir hale getirebilirsin ki?" (syf. 219)
Frank Herbert, kahramanımız Muad'dib için Makyavelci ve Hobbes'çu bir kaftan biçmiş. Seriye hız kesmeden devam edeceğim. Tarih, Felsefe, Sosyoloji, Ekonomi, Bilim Kurgu harika bir şekilde harmanlanmaya devam ediyor.