Kanuni'den sonra ve Kanuni ile beraber, dâva iflâsta... İnsan, düne kadar, belki bugün de böyle, müslüman olmanın utangaçlığı içinde kalıyor... Bu ulvî hakikat, bir utanma, kekeleme mevzuu teşkil ediyor. Avrupa'nın kusmuğunu yiyen cüceler tarafından dev hakikat püskürtülüyor da mukabele göremiyor.
Giriş kısmı gandalfınn cüceler günlüğünü okuduğu kısmı anımsattı
Artık komutların bir anlamı kalmamıştı. Görevler, nöbetler ve o bitmek bilmeyen disiplin, sadece dışarıyı kapatan birer paravandı. İçeride ise başka bir dünya vardı; korkakların birbirini ezerken çıkardığı sesler, yalanların yarattığı sahte bir huzur ve bütün bu curcunanın arasında, aslında kimseye ait olmayan, kimseden gelmeyen o derin sessizlik... Hepimiz buraya birer erkek olarak girdik, ama sistemin soğuk elleri bizi sadece birer numaraya indirgemekle kalmadı; birbirimizin hatıralarını çalmamıza bile neden oldu.
Sayfa 269·Kitabı okuyor
Alıntı
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
Vitrindeki Vicdan
Ruhunu bir hırsa rehin bırakanlar, Gökkuşağını tek renge boyamak istedi. “Beterin beteri var” diye diye alıştırdı insanları karanlığa. Bir süre sonra alışmak denen o görünmez zehir, damar damar yayıldı hayatlara. Yaraya merhem aramak yerine yarıştılar acıyı normal saymakla. Herkes kendi kuyusunun dibinde başkasının ışığını söndürmeyi bekledi. Sesini çıkaranı meczup saydı kalabalık, sustukça büyüdü içimizdeki boşluk. Çölün ortasında, herkes kendi serabını alkışladı. Kendi konforuna zırh ören cüceler, Adına sabır dediler bu kör teslimiyetin, oysa derin bir uyuşmaydı çoğu zaman. (Şükür, güzel bir erdemdi elbet, ama düşüncenin yerine konunca yaraya dönüştü.) Gözlerini yalnız kendi kapısına dikenler sokağın yangınını görmezden geldi yıllarca. “Bana dokunmayan yılan” masallarıyla büyüyüp zehir evlerine sızınca şaşırdılar. Merhamet vitrinlerde sergilenen bir süs oldu,
Vitrindeki Vicdan
Ruhunu bir hırsa rehin bırakanlar, Gökkuşağını tek renge boyamak istedi. “Beterin beteri var” diye diye alıştırdı insanları karanlığa. Bir süre sonra alışmak denen o görünmez zehir, damar damar yayıldı hayatlara. Yaraya merhem aramak yerine yarıştılar acıyı normal saymakla. Herkes kendi kuyusunun dibinde başkasının ışığını söndürmeyi bekledi. Sesini çıkaranı meczup saydı kalabalık, sustukça büyüdü içimizdeki boşluk. Çölün ortasında, herkes kendi serabını alkışladı. Kendi konforuna zırh ören cüceler, Adına sabır dediler bu kör teslimiyetin, oysa derin bir uyuşmaydı çoğu zaman. (Şükür, güzel bir erdemdi elbet, ama düşüncenin yerine konunca yaraya dönüştü.) Gözlerini yalnız kendi kapısına dikenler sokağın yangınını görmezden geldi yıllarca. “Bana dokunmayan yılan” masallarıyla büyüyüp zehir evlerine sızınca şaşırdılar. Merhamet vitrinlerde sergilenen bir süs oldu,
Boş kalan zamanda geçmişin travmaları sökün eder.
Mikser, elektrik ocağı, buzdolabı, çamaşır makinası; kişiye kalan zaman gitgide artıyor. Ama en iyi parçalar ve masallardaki cüceler olarak sürdürülen o uzun ön yaşam: anımsandıkça, insanın başı dönüyor ve korkudan felçleşmiş gibi kalakalıyordu.
Sayfa 47 - Ada Yayınları 1985 - PDF
Alıntı
"Eskiden çocuklar ne yapardı dersin? Nasıl eğlenir, vakit geçirirlerdi sence, Korkunç canavar keşfedilmeden önce?" Unuttunuz mu yoksa bilmiyor musunuz? Öyleyse avazımız çıktığı kadar bağırıyoruz: ÇOCUKLAR DURMADAN KİTAP OKURLARDI! BİRİNİ BİTİRİR, ÖBÜRÜNE BAŞLARLARDI! Hayatın ayrılmaz bir parçasıydı kitaplar! Çocuklarına kitap okurdu analar babalar! Her çocuğun başucunda bir kitap dururdu! Odası baştan başa kitaplarla doluydu! Akıllara durgunluk veren masallar, Korkunç canavarlar, zalim padişahlar, Tahta bacaklı korsanlar, kırk haramiler, Cinler, periler, bir de çizmeli kediler, Beyaz atlı prensler, pamuk prensesler, Kötü yürekli vezirler, yedi cüceler, Hırlısı hırsızı, yamyamı, yarım akıllısı, Gezer gece yarısı balkabağından arabası. Bu akşam binbir gece masalları mı istersiniz, Yok ben Define Adası okuyayım mı dersininiz? Andersen'den Masallar mı, Üç Silahşörler mi, Güliver'in Seyahatleri mi, Küçük Prens mi? Biraz daha yakına gelelim mi acaba, Tenten, Asteriks, Red Kit mi yoksa? Gördünüz mü, neler neler okumuşlar, Televizyondan önce kızlar, oğlanlar! O yüzden yalvarırız hepinize, lütfen, Eve gidince atın televizyonu pencereden! Evde televizyondan boşalan yere Güzel bir kitaplık kurun bir an önce.
Sayfa 186·Kitabı okudu