Bize hâkiki aşk gerek; Mânâsını yitirmemiş, Ülfetten cüda. Samimiyet libâsı giymiş, Özüne sadık bir sevda...
Alıntı
Çün sana gönlüm mübtelâ düşdü Derd ü gam bana âşinâ düşdü Zühd ü takvâya yâr idim evvel Aşk ile benden hep cüdâ düşdü Vâiz ider gel aşkı terk eyle Nideyim sabrım bî‐vefâ düşdü Nice terk etsin aşkı şol âşık Ana karşı sen mehlikâ düşdü Vechini görsem dağılır aklım Zülfün ona çün muktedâ düşdü Kim seni buldu kendi yok oldu Vaslına ey dost cân bahâ düşdü Aşka uşşâkın da'vet etmişsin Cân kulağına ol sadâ düşdü Bu Niyâzî’nin hiç vücûdunda Zerre komadı hep bekâ düşdü Niyâzî-i Mısrî (k.s.) Niyâzî-i Mısrî
Aşk
Etimoloji Defteri
Mücellit Nedir ?
Dil ü fikrim seninle, tenim bu hâle gıbta eder; Senden cüdâ kalan her zerrâm hicrânınla sızlar ey yâr. Anlamı; Yüreğim ve aklımın her daim sevgilide oluşunu bedenim kıskanır Ey Sevgili! Senden ayrı kalan her bir zerrem sızlıyor. •Seyyid Mûbtedi
Tasavvuf
Hoşça Bak Zâtına Kim Zübde-i Âlemsin Sen Ey dil ey dil niye bu rütbede pür gâmsın sen Gerçi vîrâne isen genc-i mutalsamsın sen Secde-fermâ-yi melek zât-ı mükerremsin sen Bildiğin gibi değil cümleden akvâmsın sen Rûhsun nefha-i Cibril ile tev’emsin sen Sırr-ı Hak’sın mesel-i İsi-i Meryem’sin sen Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen Merteben ayn-ı müsemmâdadır esmâ sanma Merciin Hâlik-i eşyâdadır eşyâ sanma Gördüğün emr-i muhakkakları rü’yâ sanma Başkasın kendini sûretle heyûla sanma Keşf ile sâbit olan mâ’niyi dâ’vâ sanma Hakkına söylenen evsâfı müdârâ sanma Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen İnleyip sırrını fâşeyleme ağyâra sakın Düşme bilmezlik ile varta-i inkâra sakın Değmesin âhların kâkül-i dildâra sakın Sonra Mansûr gibi çıkman olur dâra sakın Arz-ı acz etmeyesin yâreden ol yâra sakın Bulduğun cevher-i âlîleri bîçâre sakın Hoşça bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen
Şiir
BİR KARELİK İTİBAR ARAYIŞI
Bir ünlüyle ya da bir gruba mensup popüler kişilerle aynı fotoğraf karesinde görünmek için can atmak, insanın kendi hakikatini unutmasının en ince ama en çarpıcı tezahürlerinden biridir. Bir kareye sığma arzusu, çoğu zaman bir düşünceye sığamayan zihnin yerini alır. Makamların önünde, isimlerin yanında, güç sahiplerinin gölgesinde varlık aramak; Allah’ın insanı isim ve sıfatlarına ayna olsun diye yeryüzünde halife olarak yarattığını unutarak yaşamak ne büyük bir hezeyandır. Bugün bazı insanlar için bir fotoğraf karesi, bir hakikatten daha kıymetli hale gelmiştir. Kiminle yan yana göründüğü, ne düşündüğünden daha önemlidir. Dalkavukluk tam da burada başlar: bir fikre değil, bir isme yaslanma; bir hakikate değil, bir gölgeye tutunma hastalığı… Güç sahibinin yanında görünmek, onun etrafında dolaşmak, onun karesine girebilmek için verilen çaba, çoğu zaman insanın kendi değerini küçültmesidir. Çünkü görünmek için başkasının gölgesine giren, kendi ışığını söndürür. Oysa insanın değeri, bir fotoğrafın kenarında değil, hakikatin merkezinde durabilmesindedir. Baş eğmek, el etek öpmek, sırf görünmek için güçlülerin yanında yer kapmaya çalışmak; iradenin değil, zaafın görüntüsüdür. Şeyh Gâlib bu hakikati şöyle dile getirir: “Hayfdır şâh iken âlemde gedâ olmayasın Keder-âlûde-i ümmîd ü ricâ olmayasın Vâdî-i ye’se düşüp hîç ü hebâ olmayasın Yanılıp reh-rev-i sahrâyı belâ olmayasın Ademe muttasıl ol tâ ki cüdâ olmayasın Secdeler eyle ki merdûd-ı Hudâ olmayasın Hoşca bak zâtına kim zübde-i âlemsin sen Merdüm-i dîde-i ekvân olan âdemsin sen” Bu beyitler insana şunu hatırlatır: Sen aslında değersiz bir gölge değil, varlığın özüsün. Ama bu öz, başkalarının yanında fotoğraf karesine girmekle değil, kendi hakikatine yönelmekle ortaya çıkar. İnsan sultan iken dilenci olmayı
Ah
“Uzak Ve mâi gölgeli bir beldeden cüdâ kalarak Bu nefy ü hicre, müebbed bu yerde mahkûmuz.” Ahmet Haşim
Şiir