Yazar, genç yaşta maruz kaldığı depresyon ve kaygı illetinden dolayı "doktorlar" tarafından antidepresan "tedavisi"ne yönlendirilir fakat uzun vadede bunun hiçbir işe yaramadığı gerçeğiyle yüz yüze kalır. Çünkü antidepresan kimyasaldır ve vücuttaki ilgili yerlerin kimyasını "iyileştirmek" suretiyle depresyon ve kaygıdan arınılabileceğini vadeder. Pek çok uzmanın ve genel geçer tıp anlayışının da bunu meşru kılması hasebiyle "hastalar" uzun vadede bu başarısızla sonuçlanan durumda debelenir durur çünkü başta izah ettiğim gibi antidepresan genel geçer bir
kimyasal mevhumdur.
Mesele bu noktadayken, aynı zamanda gazeteci olan yazarımız bu konuyu araştırmak için tabiri caizse kendini vakfeder. Ulaşabildiği kadar geçmişe ve ulaşabildiği kadar bugüne dair kayıtları inceler, konunun uzmanlarıyla konuşur ve kendi yaşamından anektotları da bulmacanın bir parçası olarak kullanmaktan çekinmez çünkü bu toplumsal olduğu kadar kişisel bir meseledir de.
İşin sonunda kendine ve okuyucularına muhteşem bir eser toparlar. Öyle ki titizlikle hazırlandığı her halinden belli olan kitabın sonunda "notlar" ve "kaynakça" bölümleri bunun kanıtı niteliğinde oylumludur.
Üstelik okuyucusuna kitabın sonunda konu hakkındaki yeni gelişmeleri takip edebileceği bir internet sitesi de verir fakat henüz incelemedim... ne kadar iyidir görmek gerek.
Keşke okuduğum her kitap bu kadar titiz ve açık olsa diye iç geçirmedim değil... Okuduğum en iyi kitaplardan biriydi...
Yazarla tanışmak isteyenler için bir link bırakıyorum.
[ted.com/talks/johann_ha...]
Nathan bunca şeyi nasıl olup da arzuladığımıza ilişkin kanıtlar üzerine okumalar yapıyordu. Ortalama bir Amerikalının bir günde beş bine kadar varabilen sayıda reklam izlemine -reklam panoları, tişörtlerdeki logolar, televizyon reklamları- maruz kaldığını öğrenmişti. Reklam denizinin içinde yüzüyoruz. "Filanca ürünü alırsanız daha mutlu olacaksınız deniyor - günde binlerce kez etrafınız bu mesajla sarılıyor," diyor. Şöyle sormaya başlamıştı Nathan: "Bu hikayeyi kimler şekillendiriyor?" Bizi neyin mutlu edeceğini sahiden çözmüş, iyi niyetle bu müjdeyi veren insanlar değil. Tek amacı bize o ürünü satın aldırmak olan insanlar.
Nathan içinde yaşadığımız kültürde maddiyatçı bir otomatik pilotun ellerine kaldığımıza inanmaya başlıyordu. Durmaksızın ancak belli bir ürünü satın alırsak kendimizi daha iyi hissedeceğimizi (pis kokumuzun, biçimsizliğimizin ve genel değersizliğimizin azalacağını) söyleyen mesajlara maruz kalıyoruz; sonra bir şeyler daha satın almamız, sonra yine satın almamız gerekiyor, ta ki ailemiz tabutumuzu satın alıncaya kadar. Nathan'ın merak ettiği soru şuydu: Kendi grubunda olduğu gibi, insanlar durup bunu düşünür ve alternatif seçenekleri tartışırsa bu otomatik pilotu kapatıp direksiyonu kendi ellerimize alabilir miyiz acaba?
Bir sonraki seansta deneye katılan insanlardan ufak bir egzersiz yapmalarını istemişti Nathan: hemen sahip olmaları gerektiğini hissettikleri bir tüketici ürününü yazmalarını. Ürünün ne olduğunu, üründen ilk olarak nasıl haberdar olduklarını, onu neden arzuladıklarını, elde ettiklerinde nasıl hissettiklerini, elde ettikten bir süre geçtikten sonra nasıl hissettiklerini tarif edeceklerdi. Bunlar konuşuldukça bir nokta pek çok insan için aydınlığa kavuşmuştu: hazzın çoğu zaman özlem ve beklenti tarafında yattığı. İstediğimizi nihayet