od

Kul, iyi bir öğrenci olamaz. Türkiye'de eğitimin temel sorunu, öğrenciye önce kulluktan kurtulmasını, öğrendiğini her şeyden önce kendi keyfi ve zevki, kendi tutkusu için öğrenmesini öğret­mektir. Eskiden padişahın kulu olan şimdi de patronunun veya amirinin kulu olmuştur. Amacı, daracık hayalindeki "iyi yaşamı" yakalamaktır (ki Türkiye'de o da yalnızca bol paralı yaşam demek­ tir), yoksa bir işi adam gibi yapmak, hatta daha önce hiç yapıl­mamışı başarmak, yaratıcı olmak falan değil. İnsanı yücelten, kanımca insanı aslında insan yapan yük sek idealizm Atatürk' ün vatandaşlarına öğretmek istediği bir şeydi. Ondan sonra Hasan­ Ali Yücel bu uğurda ömrünü tüketti. Onlardan sonra Türk top­lumunu yönetenler ve sözümona eğitiminden sorumlu olanlar, topluma ihanet ettiler. Bugün öncelikle bu ihanet yolundan tekrar Atatürk' ün akıl ve uygarlık yoluna dönmenin, kulluktan çıkarak uygar insan olmanın yollarını aramalıyız.
Düşünce
Her çiçeğin bir mevsimi, her kitabın bir zamanı vardır. Haziranın tadını yeni hikâyelerle çıkarın.
Atatürk inkilâpları, Anayasanın 153. maddesinde sayılmıştır. Bunlar arasında ne "kültür devrimi", ne de "dil devrimi" vardır. Dilin bir inkilâp konusu yapılamıyacağını Atatürk kısa zamanda anlamış ve Ahmet Cevat Emre'ye "iki şeyde inkilâp olmaz: Dilde ve musikide" demiştir.
Araştırma-İnceleme
Albert Einstein, yirminci yüzyıl başlarında Orta Avrupa’da ortaya çıkmayıp sözgelimi Sibirya’da, Orta Afrika’da, Amazonlarda yaşamış bir çocuk, bir genç olarak çıksaydı ortaya, köyün delisi olmaktan ileri gidemezdi. Bitki, toprağına ve iklim şartlarına bağlıdır. İnsanın aklının işlemesi de içinde bulunduğu toplumla kaimdir. Onunla uyumludur, müdemiçtir. Ş. Teoman Duralı
Düşünce
Bunca eşkıya ismini okuyunca, bir avuç adamın saraylardan, köylere bir sürü insanı dehşete düşürmelerini ibretle fark edip kendi zavallılığını düşündü. Kendisini aciz hissettiğinden utandı. Onlar o devirde, onca reayanın arasından sıyrılıp da yükselmişlerse o en azından hayatını, kariyerini kontrol edemez miydi?
Edebiyat
Bunu Osmanlı döneminde padişaha kul olmakla kendini gücün bir parçası sayan hizmetkâr taifesinin hissiyatına benzetiyordu. Bu ona sarayda, konakta el pençe divan duran ama sokakta yürürken azametlerinden yanlarına varılamayan insanları anımsatıyordu.
Edebiyat