Sayfalar arasında ilerlerken, yazarın o muazzam entelektüel derinliğiyle gündelik hayatın en basit ayrıntılarını nasıl birer sanat eserine dönüştürdüğüne şahit olursunuz. Bir kapı tokmağından, bir kedi bakışından ya da eski bir mektuptan yola çıkarak bizi tarihin tozlu raflarına, masalların büyülü dünyasına ve oradan da kendi çocukluğumuzun unutulmuş sokaklarına götürür. Nazan Bekiroğlu’nun cümlesi, bir dantel gibi titizlikle işlenmiştir; ne bir kelime eksiktir ne de bir kelime fazla. O, "yersiz" olanın içindeki o derin anlamı ararken, aslında modern insanın en büyük eksiğini, yani "durup ince şeyleri anlama" yetisini bize yeniden kazandırmaya çalışır.
Kitabın içinde dolaşırken, bazen bir Osmanlı çelebisinin nezaketini, bazen de bir akademisyenin keskin zekasını duyarsınız. Ancak her şeyin ötesinde, orada bir "insan" vardır; hüzünlenen, özleyen, kelimelere sığınan ve kelimelerden bir kale inşa eden bir insan. Bekiroğlu, hayatın o hoyrat akışına karşı cümlelerini birer kalkan gibi kullanır. Onun kaleminde hüzün, estetik bir değer kazanır; yalnızlık ise üzerine titrenmesi gereken kutsal bir emanete dönüşür. Bu kitabı bitirdiğinizde, zihninizde sadece cümleler değil, bir ruh hali kalır; o hem çok uzak hem de damarlarınızda akan o kadim Doğu-Batı sentezinin huzursuz ama asil ruh hali.
"Yerli Yersiz Cümleler", bittiğinde kapağını hemen kapatamayacağınız, bazı satırların altını çizerken parmaklarınızın titreyeceği bir başucu eseridir. Yazar bize şunu fısıldar: Bazen en büyük hakikatler, en "yersiz" görünen cümlelerin içine gizlenmiştir ve biz o cümleleri kurabildiğimiz sürece hayattayızdır. Bu kitap, Türk edebiyatının o zarif ve derinlikli sesinden, hayata ve ölüme, aşka ve ayrılığa dair yazılmış en içten mektuplardan biridir.