Sevin Okyay

Sevin Okyay

YazarÇevirmen
9.2/10
18.859 Kişi
·
66.826
Okunma
·
61
Beğeni
·
6073
Gösterim
Adı:
Sevin Okyay
Unvan:
Türk yazar, çevirmen, radyo programcısı.
Doğum:
Kasım 1942
Arnavutköy Amerikan Kız Koleji'ni bitirdi. 1964 yılından beri çeviri, 1975’ten beri gazetecilik, 1984 yılından beri de sinema eleştirmenliği yapıyor. İlk sinema yazısısı 1984 Film Festivali’nde ’Ve Gemi Gidiyor’ (Fellini) adlı bir film içindi. O yaziyi da işten atılma tehdidiyle, Enis Batur’un zorlamasıyla yazdı.

Türkiye'nin ilk kadın sinema eleştirmeni olan Okyay'ın yeri, “Bilge Olgaç Başarı Ödülü” aldığı Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali tarafından "1984 yılından beri sinema üzerine yazan, bu alanda pek çok kadın yazara da öncülük eden içten kalemiyle sinema yazarlığına yeni bir soluk getiren Sevin Okyay" olarak tanımlandı.

Politika muhabiri olarak başladığı gazeteciliği köşe yazarı olarak sürdüren Okyay geniş eleştirmenlik yelpazesiyle de ilgi çekti "sinema", "edebiyat", "caz" ve "spor". Okyay ayrıca gündelik hayat kültürü üzerine denemeler de yazmaktadır. Pek çok gazete ve dergide yazan Okyay halen Milliyet Sanat ve Peyniraltı Edebiyatı dergilerinde yazmaktadır.
Kubrick, meslek hayati boyunca hicbir zaman acele is yapan biri olmadi. iyi ihtimalle uc-dort yilda bir, bir film kotardi. titizlikle ve ticari mulahazalara hic mi hic aldirmadan yaptigi filmler, kendi janrlarinin en iyileri arasinda yer aldi. zaten kubrick de birbirine benzemeyen, ayrica farkli janrlarda film yapmayi, tabir caizse, geri kalan siradan fanilere bir "ders" vermeyi hep sevmistir.
north by northwest, hamletteki bir cumleden geliyor: "ben ruzgar kuzey-kuzeybatidan eserken deliyim; guneyden eserse, sahini balikcildan ayirt edebilirim" bu isim, izleyiciyi filmin delilik cografyasi ve olasilik sinirlari disina tasmis olay orgusune goturen bir ipucu. aksiyon butun abdye yayilir ve insanlar bir telas, ters yone giderken cildirmis bir pusulayla karsi karsiya kaliriz sanki.
stevens, a place in the sun'i kisin tahoe golunde cekti. yaz sahnelerinde kardan kurtulmak icin pahali eritme makineleri kullanildi. Taylor buz gibi havada golde yuzdu, su kayagi yapti, incecik mayolar giydi. stevens bu rolu ona verdiginde henuz 17 yasindaydi.
Gardner afrikaya sekreteriyle ve o vakitki kocasi frank sinatra ile gelmisti. meslegi tehlikede olan sinatra, oradayken columbia'nin insanlar yasadikca'yi (from here to eternity) cekecegini ogrendi. karisina araya girmesi icin yalvardi ve cok basarili olacagi bu role deneme cekimi sonucunda kavustu.
peckinpah'in felsefesi ile yontemlerinin herkesin onayiyla karsilanmadigi nasil bir gercekse, onun siddeti, insanin yapisinda olduguna inandigi gaddarligi ortaya cikarma yolunda bir arac olarak kullandigi da bir gercek.
690 syf.
·6 günde·10/10
Harry Potter serisi benim için hiçbir zaman alelade bir seri olmadı, her zaman özeldi. Seriyi benim için bu kadar özel yapan neden ise gerçekten iyi düşünülerek, harika detaylara yer verilerek muhteşem bir eserin ortaya koyulmuş olmasından biraz daha farklı. Asıl nedenim karakterleri kendimle tamamen özdeşleştirmem. Ben kendimi hiçbir zaman içinde bulunduğumuz dünyaya ait hissetmedim ve hala da hissetmiyorum tıpkı Harry gibi. O da bu dünyaya hiçbir zaman ayak uyduramamış merdiven altında yaşayan biriydi ve sonunda harika bir dünyaya ait olduğunu öğrendi. Harry ile aramızdaki tek fark bu sanırım çünkü ben hala o merdiven altından çıkamadım bu saçma dünyada takılıp kaldım. Ve bu seri bana merdiven altından çıkmak için bir umut kaynağı oluyor her zaman. Sürekli baştan okuyup/izlememde bu yüzden. Bir gün peron dokuz üç çeyrekliğe binip buradan gideceğim ve tüm bu saçmalıklardan kurtulacağım. Belki bir gün hayat bana bu şansı tanır umuduyla yaşıyorum.
Yine içinde kendimi bulduğum karakterler; Severus Snape, Sirius Black, Hermione Granger, Ron Weasley, Weasley İkizleri, Draco Malfoy, Luna Lovegood hatta belki birazcık Voldemort. Snape gibi sevgisinin karşılığını hiç kimseden alamamış ve hep yanlış anlaşılmış biriyim, Sirius gibi haksız yere suçlanmış, Hermione gibi sinirli ve yeri geldiğinde olaylara mantıklı yaklaşan, sorunları çözebilen, Ron gibi yemeğe düşkün, eğlenceli ve genelde ikinci plana atılan biriyim, Draco gibi bazı durumlarda seçim şansı olmayan biriyim, Luna gibi deli dolu, Voldemort gibi yalnız kalmış ve sevgisizliğinden kaynaklı intikam peşine düşmüş, dünyayı değiştirmeye çalışan biriyim. Ve tüm bunlara rağmen en sonunda ikizler gibi olayı dalgaya vurup, umursamamaya çalışıp durumu toparlıyor ve gerçekten mutlu hissedebiliyordum.
Harry Potter serisi benim kendimin güçlü biri olduğumu anlamamı sağlıyor. Her şeyle başa çıkabileceğimin farkına varabiliyorum sayesinde. Ve bu seri kendimi bulabilmemi sağlayan birkaç şeyden birisi.

Gelelim sonuncu kitap hakkındaki yoruma: Öncelikle okuduğum çoğu kitaptan daha fazla beni etkilediğini söylemekle başlayabilirim. Bu muhteşem serinin finali beni hüzünlendiriyor ama her güzel şeyin bir sonu olduğu gibi bunun da bitmesi gerekiyordu. Her sayfası dolu dolu, beni heyecanlandıran bir kitaptı son kitap, tıpkı öncekiler gibi. Tek kelimeyle mükemmeldi.
Kitabın beni en fazla ağlatan kısımları ise ölümlerdi tabi ki. Her karaktere ayrı ayrı bağlı olduğum için böyle olmasına şaşmamalı. Bazı kısımlarda kitabı kapatıp kenara koyup etrafa boş boş baktığım bile oldu. Filmleri önceden izlemiş biri olarak söylüyorum bunları: kitaplar çok çok daha etkileyici, farklı, sürükleyici ve daha anlatamayacağım güzel şeylerle dolu. Kesinlikle serinin okunmasını tavsiye ediyorum ve umarım benim kadar seversiniz ♡
690 syf.
Her şey nasıl Felsefe Taşı ile başladıysa, Ölüm Yadigarları ile de bitti. En ağlamaklı olarak düşündüğüm Melez Prens kitabını geçti. Artık her şeyin sona erdiği, her şeyin aydınlığa kavuştuğu bir kitap olarak kalacak. Bundan sonra her şey güzel olacak lakin, asla sevdiklerimizi geri getiremeyeceğiz. Ama bazılarımızın dediği gibi: Bedeller, ödenmek içindir. Tek kelimeyle: ''MÜKEMMMELDİ''...
360 syf.
·1 günde·8/10
HOGWARTS EXPRESİ İÇİN SON ÇAĞRI!!!

- Hızlı hızlı yürüyün, çabuk olun yoksa peron dokuz üç çeyreği kaçıracaksınız. ''Bu peron çok işlektir -ancak üstlerinde şık takım elbiselerle günlerine başlayan insanlar yerine burada pek sevgili evlatlarını uğurlama derdince, cüppeli büyücüler ve cadılar vardır.''

- Koştunuz ve yetiştiniz. Tebrikler. Artık Hogwarts Expresi'ndesiniz.. Yemek arabası cadısı size ''Arabadan istediğiniz bir şey var mı, canlarım? Balkabağı Poğaçası? Çikolatalı Kurbağa? Kazan Pastası?'' dediğinde tercihiniz ne olurdu? Benimki kesinlikle Balkabağı Poğaçası olur(Çikolatalı Kurbağaya da hayır demem aslında). Bu yolculuğa hangi ailenin oğlu/kızı olarak katılmak isterdiniz? Kendinize mutlaka bir isim verin ve karakter seçerek devam ediyoruz...

Harry & Ginny Potter''
Ron & Hermione Weasley''
Draco & Astoria Malfoy''

- Seçiminizi yaptınız mı? Peki yolculukta size kimlerin eşlik etmesini isterdiniz? Tabii ki onlar da diğer ailelerin çocuklarından birisi olacak. Kimler iyilerin tarafında olmak ister? Kimse ölüm yiyen soyundan olmak istemez herhalde. Ama burada bir ironi var. Kanınız değil karakteriniz sizin kim olduğunuzu ortaya çıkaran şeydir.

- Şimdi binadayız veeeee seçmen şapka hangi binaya geçeceğimize karar verecek. Bakalım seçmen şapkayı etkileyebilecek misiniz? Yoksa gönlünüzdeki yere doğrudan seçilecek misiniz?

Gryffindor
Hufflepuff
Ravenclaw
Slytherin

- Burda da takımınızı kendiniz seçin hadi sonrasında ise maceraya hazır olun...

- Hogwarts binasına 19 yıl sonra geldiğimde çok heyecanlandım. Tekrar aynı sahneleri hatırlamak ve içinde bulunmak beni duygulandırdı aynı zamanda, ama bu sefer başımızı belaya sokmak üzereyiz...

- Elimde bir zaman döndürücü var. Bir düşünün!! Bununla neler neler yapabiliriz? Geçmişe gidip sevdiğimiz birinin ölmesini engellemek? Bizim için ölmüş birini? Kötülüğü yok etmeyi? Exprese dönüp biraz daha fazla Balkabağı Poğaçası yemeyi? (benim tercihim buydu) Siz olsanız bu zaman döndürücüsünü nasıl kullanırdınız?

- Kullanırdınız tabiiki ve işler o zaman sarpa sarmaya başlardı. Sonuçta Kullanma talimatını okumadınız ve sonuçlarını bilmiyorsunuz. Ben de bilmiyordum böyle sonuçlarının olacağını ve sayfaları çevirdikçe heyecanım körüklendi. Yine de o aleti kullanmaktan geri kalmadık. Burada birde başımıza 'Lanetli Çocuk' çıkmasın mı.. (yoksa sen mi seçtin lanetli çocuk olmayı?) Asıl amacını o zaman öğreniyoruz. Ne gibi bier kötülük planlayıp, aleti kendi çıkarları için kullanacağını. Bizde boş durmadık, gücümüzü ve aklımızı kullanıp bozduğumuz şeyleri düzeltmeye çalıştık. Sonuç mu?? Tabii ki istediğimiz gibi oldu (sizin ve benim).

- Potterseverlerin okuması gereken bir kitap ve kesinlikle tatmin edici. Tiyatro eseri gibi yazıldığına bakmayın. Beyazperdeye taşınırsa yine yer yerinden oynatacak bir kitap olmuş. Okumanızı tavsiye ederim.
859 syf.
·10/10
Öneri bekleyen bir kitap değil aslında. Her insanın okuma şekli, okuma zevki farklıdır. Okuduğun kitap çeşidi vs.vs.
Lakin önermek istediğim bir seri. İçinde kayboldum diyebilirim. Kitap okurken gözümde canlanır fakat ben önce filmini izlediğim için kahramanlar da gözümde bir o kadar Berhudar canlanıyor. Harry' nin karakteri, Cedric' in yapısı, Rod' un aptal ve bencil hareketleri kitap ile aşırı bir şekilde yerine oturuyor. Yarışma kavramı tam anlamıyla kazanmak değil iki tarafı da düşünmekle başlıyor. Tek taraf yarışma sayılmıyor zaten. Eğlenceli olduğu kadar da eğitici olduğunu düşünüyorum. Ağır nitelikte yazılmış kitap yabancı dil ve isim bilmeyen bir insan için çok fazla yer kaplıyor. Başlarda isim ayırt edemiyordum. Sonralarda alıştım diyelim. Çok fazla yabancı ismin yer alması ya da her olayın farklı kulağa hitap şekli ile uyum sağlamayıp kapasiteyi zorladığı da bir gerçek.

Okuduğum bu kitap muhteşem bir kurguya sahip. Yazıldığı dönemden kısa bir süre sonra zaten aşırı ses getirmiştir. Harry rüyasında Voldemort' u bahçevanını öldürrürken görür. Bu rüyanın etkisinden çıkamaz. Okulda üçlü büyücü turnuvası düzenlenir. 17 yaşından büyük öğrencilerin katılabileceği duyurulur. Harry' nin nasıl katıldığı meçhul çünkü 17 yaşından oldukça küçük. Katılmak isteyen öğrenciler adını seçim yapacak olan ateş kadehine yazdırmak zorundadırlar. Harry bu üç affedilez büyüyü öğrenir bunlardan biri ölüm büyüsüdür. Harry de dahil dört öğrenci seçilir. Harry ve Ron arasında bu durumdan dolayı gerginlik olur. Rod her zaman ki gibi bencilin teki olur. İlk aşamada Harry ve Victor Krum berabere kalır. Yılbaşı Balosu yaklaşır ve partner ikiz kardeşler olur. Üçüncü Bölüm yarışmada Krum, Cedric' e büyü yapmaya kalkışır ama Harry sayesinde başarısız olur. Turnuva sonunda Cedric ve Harry kupayı Hogwarts için alırlar. Fakat kılkuyruk Cedric' öldürür. Harry bağlar. Harran'da kanı ile Voldemort tekrar canlanır ve eski gücüne sahip olur. Harry Hogwarts' a geri döner. Cedric ölmesi bütün öğrencileri sarsar. Açıkçası kitabı çok tercih edilmiyor en azından film serileri çıktıktan sonra. Filmden ziyade okumanızı tavsiye ederim. Hem okuduğum hem de izlediğim en muhteşem serilerden biriydi. Ateş kadehi diğer kitaplarına nazaran daha muhteşem yazılmış. Filmini de en az dört defa izledim. Cedric karakteri herkesçe sevilen bir karakter hem kişiliği hemde oyunculuğu ile. Öldüğünde istemsizce üzülmüştüm oysa ki kitap sadece.
267 syf.
·4 günde·Beğendi·10/10
Serinin 3. kitabını son 100'lükte çok heyecanlanarak okudum. Bunu ortaokul ya da lisede okumuş olmamanın hüznünü derin hissederken, şu anda da olsa okuyor olmanın keyfiyle gülümsüyorum. Harry Potter, bu kitapta bir süre sıkıcı bir çizgide olaylar yaşarken, sona doğru epey bir ters köşe yaşatarak okuyucuya dudak ısırtıyor. Her bir karakterin varlığı kitaba çok ayrı bir hava katmış. Fantastik dünyanın içinde olmak çok heyecan verici. Baykuşlarla haberleşilen bir şato okulda okumak ve bu okula geçişin bir gölden olduğunu düşünmek dahi insanın içini gıcıklarken, o okulda yaşanacak ve yaşanmış binlerce olay, okuyucuya bu müthiş hayal gücü karşısında hayret ettiriyor. Sirius Black, Azkaban'ın korkunç tutsağı. Kurt adamlar, köpekler, fareler, kediler, kartalla at arasıgiller, Sihir Bakanı, Okul Müdürü dev Dumbledore maviş gözleriyle size eşlik ederken 3 arkadaşın birbirine sırtlarını yaslayıp yaşadıkları çok güzeldi.
Kitabın başlarında daha önce anlatılan bazı şeylerin, hatırlatma yapmak gibi değil de ilk defa anlatılıyormuş gibi yazılması beni çok sıktı. Ama bu kitabın içinde çok minik bir kısım. Bu yüzden puan kıracaktım lakin o ne 100 sayfaydı o! Keyifli okumalar herkese. :)
690 syf.
·15 günde·10/10
Şimdiye kadar okuduğum tüm kitapları/serileri bir köşeye çekiyorum. Çünkü Harry Potter ve Ölüm Yadigârları, zirvede! Yalnızca fantastik kitaplarda değil bence tüm kurgu kitapları arasında böyle. Çünkü Harry Potter bir fantastik seriden çok daha fazlası.
Yıllarca bir spoiler bile yemeden büyüdüğüm için kendimi tebrik ederim. Çocuk kitabı bu diyerek seriyi okutmayan, izletmeyen arkadaşlarıma da sevgilerimi yolluyorum. Küçükken okusam herhalde bu kadar derinlere inemezdim.
Tahmin ettiğim çoğu şey gerçekleşti ama beni çok şaşırtan şeyler de oldu. Ağladım, çok da güldüm. İçim acıdı bazen, kimi zaman da sımsıcak hissettim. Harry Potter serisi benim için her zaman çok özel bir yere sahip olacak. Defalarca okuyacağımı da biliyorum. Kaldı ki ben normalde bir kitabı ikinci kez okumam.
Yaklaşık 3 paket post-it bitirdim yalnızca bu kitap için. İşaretlediğim alıntıları siz düşünün.
Sayfalarca yazsam da seri veya son kitap hakkındaki duygularımı aktarabileceğimi sanmıyorum. Okuyan arkadaşlarım ile saatler, günler süren sohbetler ancak beni doyurabilir. Bütün taşlar o kadar güzel yerine oturdu ki. Hani derler ya 'içimin yağları eridi' tam da öyle.
Ayrıca bir yazar ile tanışıp sohbet etme şansınız olacak denseydi bir dakika bile düşünmeden J. K. Rowling derdim. Bir yazarın kitabı nasıl kurgulayıp - özellikle seriyse- yazdığını çok iyi bildiğim için gerçekten hayran kaldım.
Sırada, kendime geldikten ve filmleri izledikten sonra her şeyi bilerek seriyi baştan okumak var.
Son olarak, sadece filmini izleyen kişiler varsa mutlaka kitapları da okuyun. Henüz Harry Potter ile, Sağ Kalan Çocuk'la tanışmamış olanlarınız varsa çok şey kaçırdığınızı söylemek isterim.
396 syf.
·2 günde·Puan vermedi
Azkaban tutsağı..


Sirius Black adında azılı bir katil Azkaban'da tam on iki yıldır tutsak kalmıştır. Tek lanetle on üç kişiyi öldüren Black, Voldemort'un hizmetkarı olduğuna kesin gözüyle bakılır. Azkaban'dan kaçan Black tek bir kişinin peşindedir: Harry Potter.
Peki Sirius Black gerçekten sanıldığı gibi kötü birimidir?

Hız kesmeden serinin 3 kitabıni da bitirdim. Açıkçası başları cok durağandı. Ama son 100 - 150 sayfa neydi öyle kitabi elimden bırakamadım.
Pek fantastik tarzı okuyan biri değilimdir, ilk tam anlamında okuduğum fantastik sanırım Harry Potter serisi, bu yüzden mi kitabı bu kadar sevdim acaba diye düşünüyorum? Her incelememde söylüyorum ama ve yine söyleyeceğim kurgusu muhteşem!

Birazcık Spoi içerebilir!! ️




Ve kitaba katılan yeni karakterlerin hepsini çok sevdim (Peter hariç), Lupin gelecek kitaplarda olmayacak gibi görülüyor(Doğru düzgün bir Karanlık Sanatlar öğretmeni oldu diye seviniyordum ama profesör Lupini geç bulduk tez yitirdik malesef) ama Black yine bizlerle olacak ve ben okumakta sabırsızlanıyorum cok sevdiğim bir karakter oldu kendisi.
Daha verimli bir okuma olması için bir gün ara verip yarın hemen 4. Kitaba geçmek istiyorum
690 syf.
·48 günde·10/10
“Sınır tanımayan bir zekâ, en büyük hediyedir insana.”

J. K. Rowling.

Bu sözleri dile getirirken kendisine mi atıfta bulunuyordu yoksa karakterlerine mi bilinmez fakat her iki çıkarımda aynı noktaya varmıyor mu zaten! Daha fazla sorgulamanın bir anlamı olmadığı gibi hem eserlerin hem de sahibinin hakkını hemen şimdi teslim etmek gerek!

Neredeyse tüm dünyanın bildiği aynı zamanda takdir ettiği bir evren; Potter evreni… Hakkında çok fazla konuşuldu, yazıldı, çizildi ve insanlar tarafından oldukça benimsendi. Belki de bu evrene en geç kalanlardan birisi de benimdir. Konuyu biraz genişletelim o zaman. Ben de dahil insanların, iki türlü haberi olur bu evrenden. Ya açar filmleri izlenir ya da gider kitapları okunur. Bu iki tercih de mutsuz etmez sahibini fakat kitapları okuyanı ekseriyetle daha mutludur zira hem kitapları okuyan hem de filmleri izleyen biri olarak filmlerin üstün körü, özet şeklinde savuşturulmuş olması beni fazlasıyla rahatsız etti. Direkt filmleri izlemiş olsam yine mutsuz olmazdım fakat bahsini etmek istediğim husus şu ki çoğu detayın başı ezilerek filmlerde vuku bulmaması bir okur olarak en büyük sitemimdir filmin yapımcılarına! Çok daha doyurucu bir seyir zevki sunulabilirdi düşüncesindeyim.

Film faslını bir kenara bırakıp kitaplara geçmekte fayda görüyorum. Tüm seriyi aklımda kaldığı ölçüde hem kurgusal hem de psikolojik anlamda yorumlamaya çalışacağım. Biraz uzun olabilir ama sıkılmayacağınızı umuyorum.

Seriyi başarılı kılan en temel unsur; kurgusu, yaratılan evreni ve sınır tanımayan hayal dünyasıydı. Bu konuda zannediyorum ki hepimiz hemfikirizdir fakat bunların yanı sıra karakterleri de es geçmemek gerek. Karakterlerin güçlü profilleri, bilge olmaları aynı zamanda bir o kadar sabit fikirli olmaları, kendi doğrularını savunmaları, reddetmeleri, ruh hallerinin dalgalı ve değişken olması gibi sağlam gerçeklik olgularıyla güçlü bir nokta oluşturduklarını ifade etmek gerek. Karakterler, ziyadesiyle fantastik bir evrenin, gerçek dünyadan misafirleri gibiydiler. Eminim ki Rowling oluşturduğu fantastik evrenin gerçeklikten bütünüyle uzaklaşmasının negatif etki yaratacağının da farkındaydı.

Kitabın edebi yönü ile ilgili yorumumu gerçeklik olayına girmişken yapmak istiyorum. Çünkü benim edebi anlaşıma göre önemli olan, dilin süslü olmasından daha ziyade karakterlerin ve evrenin gerçek dünya ile bağlantısıdır. Yazar, fantastik evreninde; gerçek dünyanın sorunlarına metaforlarla değiniyor, bunları gözler önüne seriyor ve okuyanına düşünme, sorgulama imkânı tanıyorsa benim nazarımda değerli bir iş yapmış demektir. Sonraki süreçte fazlasıyla gerçek dünyanın sorunlarına değindiğini açık edeceğim zaten ama buna ek olarak karakterlerin ne kadar canlı ne kadar bizden ne kadar biz gibi hissiyatlı olduğunu görmek gerek. Büyücü de olsalar yetim bir çocuk hep o anne baba özlemini çekecek ya da âşık olacak, sevecek, arkadaş olacak. Sadece filmiyle bile o karakterler nasıl hayatımıza girdi öyle değil mi? Halbuki kitabı okuyanlar daha net fark eder ki iç dünyaları daha karmaşık, daha hüzünlü, daha heyecanlıydı… Özetle, karakterler bu kadar bizden olmasaydı belki de aynı oranda benimseyecektik bu bağlamda bakıldığında edebi yönüyle -dilini bir kenara bırakacak olursak- başarılı olduğunu söylemem gerek.

Yazarın, ekseriyetle üzerinde durduğu kavramlar ön tarafta sevgi, güven, arkadaşlık gibi pozitif duygular olsa bile arka planda ırkçılık, sınıf farklılıkları, hükmetme arzusu, güçlünün zayıfı ezmesi gibi negatif olgulardı ve bu olgular kendini alttan alta fazlasıyla hissettirdi. Serinin sonlarına doğru ise bu aksiyonlar tavan yaptı. Tüm bunların dışında hep öne çıkarılan, önemi vurgulanan, hak ettiği değeri bulması istenen kavram ise “bilgi ve bilgelik” oldu.

Bilgi, her zaman en değerli silahtı. Zira büyücülerimiz dosttular, birbirlerini korudular kolladılar ama esasen onlara kazandıran sevgi değil de bilgi oldu. Serinin her kitabında bilgiyi aradılar. Önce bilgi dediler çokça okudular ve bilgiyi kuşandılar da sonra zekâları devreye girdi. Zekâ tek başına asla yeterli olmayacaktı bunu biliyorlardı. Bakıldığında birbirine düşman karakterler aynı ölçüde zeki ve yetenekliydiler fakat hep bilge olanları bir adım öne geçti. Kaybeden hep yeteneğine ve zekasına güvendi.

Fantastik bir seri hatta çocuk kitabı olarak nitelendiriliyor olmasına rağmen çoğu toplumsal sorunun ele alındığını belirtmiştim. Irkçılık, sınıf farklılıkları, cinsiyetçilik, işkence, önyargı ve cahillik gibi toplumsal ortak sorunlar tıpkı reel dünyada olduğu gibi burada da gün yüzündedir. Özellikle ikinci seri de ırkçılık tırmanır zira safkan terimi de bu seri ile karşımıza çıkar. Doğrusu bu pencereden bakıldığında Potter evreninin gerçek dünya ile bağı yalnızca karakterleri ile sınırlı kalmadığını fark ederiz. Misal Slytherin ile sembolleşmiş olan Malfoy ve çoğu Slytherin öğrencisi sarı saçlı ve mavi gözlüdür ki bu da ırkçı Nazi Almanya’sına bir gönderme olabileceği kuşkusunu doğurur okuyucusuna ve bununla beraber bir diğer çağırışım örneği ise Muggle doğumlu büyücülere “Bulanık”, siyahi insanlara da “Zenci” hitabıdır.

Serinin üçüncü kitabında her ne kadar polisiye amaçlarla gizlenmiş olan asıl suçlunun kim olduğu gerçeği sorgulanıyor olsa da aslen bir adamın yıllarca masum olduğu halde suçlu gibi yaşayışına, bedeller ödemesine ve ruh halinin ezikliğine tanıklık ederiz. Sonuç olarak suçlu gibi gösterilen, baskı gören, katil ilan edilen bir insanın veya insanların bir gün masum çıkabileceği varsayımıyla davranışlarımızı şekillendirmemiz gerektiği düşüncesindeyim. Fanatizm, tarafgirlik ve kötülük eşiğini aştı isek zaten yapacak bir şey yok! Ne yazık ki üzülerek belirtmek zorundayım, her ülke toplumunun büyük bir çoğunluğu bu eşiği geride bırakalı epey oldu. Onlar için kurtuluş var mıdır emin değilim…

Çok dağıtmadan bir diğer önemli konu olan azınlık hususuna yapılan atıfa değinmek istiyorum. Remus Lupin bir kurt adamdır ve bu durumundan dolayı öğrencilere ya da çevreye zarar vereceği düşüncesiyle işine son verilir ve bir anlamda toplumdan dışlanır. Gerçek dünyaya dönülecek olursa aslında insanların farklı düşüncelerinden veya taleplerinden dolayı azınlıkta kaldıklarından toplumdan dışlandığını ya da yok sayılarak görmezden gelindiğini kolaylıkla fark edebiliriz. Halbuki demokrasi öncelikli olarak azınlığın haklarını korumayı amaçlardı değil mi? Demokrasi sadece sandık sonucu demek olmadığını birilerinin bizlere anlatması gerek ki birileri de o ilkeye dayanarak demokrasiyi savunduklarını iddia ederek bizleri kandırmasın…

Son olarak toplum olarak ne kadar birlikte hareket etmeye meyilli olduğumuzun bir tespitini yapmak istiyorum. Misal serinin dördüncü kitabı bir turnuva çerçevesinde şekillenir. Bir takım öğrenci ölümüne yarışırlar. Yarışırken yaralanırlar, ciddi tehlikeler atlatırlar fakat seyirciler tüm bu hayati tehlikede aksiyonlara rağmen onları izlerken müthiş keyif alırlar, alkışlarlar ve tezahürat yaparlar. Hatta ucunda ölüm olan bir oyun için bahse bile tutuşurlar. Nitekim gerçek dünyanın seyircileri de kitaptakinden farksızdır. Sürü psikolojisi ile hareket eden adeta robotlaşmış bir vaziyetle keyif alır hale gelmiş yozlaşmış toplumlarız artık. Asıl tehlikeli olan toplum iken her şeyin farkında olan birtakım insanlar tehlikeli olarak addedilir hale geldi ise geçmiş olsun. Bu konu özelinde daha fazla ekleme yapmayacağım zira siz zaten ne demek istediğimi anladınız.

Fantastik evrenin acı bir yorumlaması gibi oldu. Umarım sıkılmadan okuyup, keyif almışsınızdır. Filmi ile yetinmeyip bu evrene herkesi davet ediyorum.

Yazarın biyografisi

Adı:
Sevin Okyay
Unvan:
Türk yazar, çevirmen, radyo programcısı.
Doğum:
Kasım 1942
Arnavutköy Amerikan Kız Koleji'ni bitirdi. 1964 yılından beri çeviri, 1975’ten beri gazetecilik, 1984 yılından beri de sinema eleştirmenliği yapıyor. İlk sinema yazısısı 1984 Film Festivali’nde ’Ve Gemi Gidiyor’ (Fellini) adlı bir film içindi. O yaziyi da işten atılma tehdidiyle, Enis Batur’un zorlamasıyla yazdı.

Türkiye'nin ilk kadın sinema eleştirmeni olan Okyay'ın yeri, “Bilge Olgaç Başarı Ödülü” aldığı Uçan Süpürge Uluslararası Kadın Filmleri Festivali tarafından "1984 yılından beri sinema üzerine yazan, bu alanda pek çok kadın yazara da öncülük eden içten kalemiyle sinema yazarlığına yeni bir soluk getiren Sevin Okyay" olarak tanımlandı.

Politika muhabiri olarak başladığı gazeteciliği köşe yazarı olarak sürdüren Okyay geniş eleştirmenlik yelpazesiyle de ilgi çekti "sinema", "edebiyat", "caz" ve "spor". Okyay ayrıca gündelik hayat kültürü üzerine denemeler de yazmaktadır. Pek çok gazete ve dergide yazan Okyay halen Milliyet Sanat ve Peyniraltı Edebiyatı dergilerinde yazmaktadır.

Yazar istatistikleri

  • 61 okur beğendi.
  • 66.826 okur okudu.
  • 1.140 okur okuyor.
  • 15.211 okur okuyacak.
  • 416 okur yarım bıraktı.

Yazarın sıralamaları