8/10
·104 syf.·
Beğendi
·
2026 28. kitabı
Erkeksiz Kadınlar, kadın özgürlüğünü tasvir ettiği için yayımlandıktan kısa bir süre sonra İran'da yasaklanmış. Toplumun ahlak kurallarına uymadığı için uyarılan yazar İran'ın terk edip Amerika 'ya yerleşmiş. Beş kadın beş ayrı hikaye. Ferruhlika, Zerrinkülah, Munis, Faize, Mehdoht. Aralarında bir öğretmen, bir fahişe, varlıklı bir ev kadınının Tahran'nın yemşeşil bir bağ evinde yolları kesişir. Bu kadınlar aile erkeklerinden ya da dışarıdaki erkeklerden şiddet görmüş, tacize uğramış, yok sayılmışlar. İran'ın yakın tarihini de tanıklık eden bu kısa kitap, kadınların dar alanlardan kaçarak özgürleşme isteğini anlatıyor. Okuyunuz efendim. Kitapla kalın sevgili arkadaşlar.
İnceleme
Erkeksiz KadınlarShahrnush Parsipur · Can Yayınları · 20242,182 okunma
6/10
·408 syf.··
2026 36. kitabı
·
9 günde okudu
·
Okunma: 24 Haziran 2026 12:22
Hikaye, çocukluktan beri arkadaş olan, hayata bakışları ve karakterleri tamamen zıt üç yakın dostun (Kenan, Selim ve Nihat) etrafında döner. Kenan, zengin, entelektüel, hayatı hafife alan, her şeyi deneyimlemek isteyen bir adamdır. Romanın fitilini ateşleyen de onun bu can sıkıntısı ve ölümsüzlük arayışıdır. Selim, Kenan’ın tam zıttıdır. Evli, düzenli bir hayatı olan, daha korkak ve garantici bir yapıya sahiptir. Fotoğrafçılık yapmaktadır. Nihat, grubun daha sakin, kendi halinde olan üyesidir. Kenan, Beyoğlu’nda yaşanan ölümleri, cinayetleri fotoğraflayarak bir nevi ölümsüzlüğü yakalama fikrini ortaya atar. Selim’i de peşinden sürükler. Başta masum ve biraz sapkın bir fotoğrafçılık projesi gibi başlayan bu iş, Beyoğlu’nun arka sokaklarındaki yasa dışı işler ve gizemli karakterlerle kesiştiğinde kontrolden çıkar. İşin içine cinayetler, eski sırlar ve Beyoğlu’nun o karanlık yüzü girdikçe hikaye bir hayatta kalma mücadelesine ve psikolojik bir savaşa dönüşür. SPOILER Ahmet Ümit’in kitaba serpiştirdiği o psikolojik ipuçlarını, Selim’in içsel çatışmalarını, bastırılmış öfkesini ve o tekinsiz anlatıcı dilini biraz hızlı yakaladığım için sonlara doğru açıkçası tat vermedi. İstanbul Hatırası'na göre daha hafif kalmış bir kitaptı. İstanbul Hatırası, sadece bir polisiye değil; Bizans’tan Osmanlı’ya, oradan cumhuriyete uzanan muazzam bir İstanbul ansiklopedisi gibiydi. Şehrin tarihiyle cinayetlerin işleniş biçimi öyle kusursuz harmanlanmıştı ki, her cinayet insanı şehrin geçmişine götürüyordu. Beyoğlu Rapsodisi ise çok daha dar bir alana sıkışıp kalıyor. İstanbul Hatırası’ndaki kurgu o kadar katmanlı ve zekiceydi ki, orada katili tahmin etmek Beyoğlu Rapsodisi’ne kıyasla çok daha zordu. Oradaki edebi tat ve edebi işçilik kesinlikle Ahmet Ümit’in zirve noktalarından
1000Kitap
Beyoğlu RapsodisiAhmet Ümit · Everest Yayınları · 201632,9bin okunma
Ters Köşe Final Sevenler Buraya!
Bazı hikâyeler tam tahmin ettiğin gibi ilerler. Bazılarıysa son sayfada tüm bildiklerini sorgulatır. 🤯 Ters köşeleri seviyorsan, seni sonuna kadar merakta bırakacak 3 kitap önerisini keşfetmeye hazır ol!
8/10
·308 syf.··
2026 29. kitabı
·
8 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 13:42
#KitapYorum #KuzgunYemini #KamuranElagöz #EdebiyatistYayınları #Papatyakitaplığı Merhaba arkadaşlar, Bugün sizlere Edebiyatist Yayınları'ndan çıkan, Kamuran Elagöz'e ait, "KUZGUN YEMİNİ" isimli polisiye romanı tanıtmaya çalışacağım. Bazı kitaplar bitmez. İsteseniz de hayatın devamı gibi o arka planda kendi kendini yazmaya devam eder. Çünkü gerçek duygular, doğrular, vicdan, adalet, hırs, kötülük, gizem, aşk, dostluk, ölüm, doğum ve daha nice olgular sönümlenmeden bir yerlerde, rutin yaşanır. Bilinir ki; "Vicdan adaletin kalbidir. İyiliğin çoğalması için bazen kötülüğe izin verirsin." Tabi hakkaniyet adına. Bu cümle aklımın süzgecinde kumla altının ayrışması gibi kaldı. Bir altın avcısının avuçlarındaki serinliği, çizikleri, sevinci, acıyı, cesareti, sabrı, beklemenin kudsiyetini, heyecanı, bulmayı hisseder gibi." KUZGUN YEMİNİ " düşündüren, düşündürürken kendinizle, yüzleştiren, kimliğinize, benliğinize bir soğuk su vurumu misali şoka sokan bir yolculuk daveti. Bildiğimiz ancak itiraf iplerini sıkı tuttuğunuz tüm sırların çözümü, o anda kayboluşun soğukluğuna sıcak bir darbe sanki. Şimdi konu penceresinden şehrin ıslak sokaklarında izler bizi nereye götürüyor hep birlikte bakalım. "KUZGUN YEMİNİ" Polisiye, gizem ve tarihi gerilim unsurları taşıyan bir kurgu eser. İstanbul'un dar sokaklarında geçen, Da Vinci gibi gizemli bir figürün etrafında şekillenen bir intikam ve ihanet hikâyesi. Karanlık sokaklarda işlenen cinayetlerin ardında yatan sembolik ve titizlikle işlenmiş izleri takip eden bir anlatı. Eski Başkomiser Cenk’in yıllar sonra danışman olarak çağrıldığı bu karmaşık dosya, yalnızca bir katilin değil, parçalanmış bir ruhun haritasını da açığa çıkarır. Yirmi yıl önce ekilen kötülük tohumları, bugün kanla sulanarak filizlenir. Hemen aklıma genelde bu tip
Kuzgun YeminiKamuran Elagöz · Edebiyatist Yayınevi · 202620 okunma
Puan vermedi·258 syf.··
2026 127. kitabı
Bugün sizlere duygu yüklü bir kitapla geldim. @diksiyonvedrama ’ın kaleme aldığı “Vaat”, saklanan sırların, tutulmayan sözlerin ve kaçınılmaz kader bağlarının gölgesinde şekillenen, çok sesli ve derinlikli bir insan panoraması sunuyor. Roman, okuyucuyu ilk andan itibaren Canan’ın zorlu aile yaşantısıyla örülü hüzünlü atmosferine çekerken, aslında her birimizin hayatından tanıdık bir parça bulacağı yalnızlığı paylaşıyor. Karakterlerin kendi suskunluklarıyla sınandığı bu evrende yazar; aşkı, emeği, inancı ve vicdanı dar sokaklardan sınıflara, kalabalık meydanlardan loş tiyatro sahnelerine kadar hayatın aktığı her yere ustalıkla taşıyor. Kitabın en çarpıcı yönlerinden biri, her bölümde farklı bir karakteri merkeze alarak ilerleyen akıcı kurgusu oluyor. Canan’ın eşinin ölümüyle doruğa ulaşan o boğaz düğümleyen gerçekçi duygu yoğunluğu, asgari ücretle hayata tutunmaya çalışan mühendis İpek karakterinin yüzümüze çarptığı toplumsal gerçeklikle birleşiyor; Makbule’nin etkileyici manifestosu ve karakterler arasındaki ince kavuşma bağları ise yazarın kurgu yeteneğini tamamen görünür kılıyor. Romanın ruhunu derinleştiren ve beni de etkileyen yerlerden biri ise tiyatro sahnesinin büyüleyici metaforu. Halim Hoca’nın vefatının ardından buruk bir şekilde toplanan Mustafakemalpaşa tiyatro ekibi, onun vasiyeti olan Keşanlı Ali Destanı’nı sahnelemek için bir araya geldiğinde, tiyatronun o iyileştirici ve birleştirici gücü tüm çıplaklığıyla hissediliyor. Yönetmen Yaşar’ın “perde kapanmaz ve kapanmayacak” diyerek ekibi ayağa kaldırma çabası, hayatın üzerimize yüklediği beklenmedik rollere karşı açılmış bir savaş niteliğinde. Seyirci giriş kapısında bekleyen İmam Efendi’nin heyecanına ve tedirginliğine rağmen sırf hocanın anısına Keşanlı Ali rolünü üstlenmek istemesi, eserin vicdan ve
VaatEmre Veral · Arete Yayınları · 20261 okunma
"YOLUN OĞLU-AFRİKALI LEO"
9/10
·376 syf.··
Beğendi
·
2025 159. kitabı
·
3 günde okudu
·
Okunma: 30 Eylül 2025 00:00
Amin Maalouf’un o büyüleyici dünyasına yaptığım bu yolculuk, sadece bir kitabı okumak değil, kendi ruhumun katmanları arasında dolaşmak gibiydi. Lübnan doğumlu olup Fransa’da yaşayan Maalouf, kendi çok kültürlü kimliğini bu ilk romanına öylesine bir ustalıkla nakşetmiş ki; Asya ve Akdeniz’in o kadim kokusunu her sayfada duyabiliyorsunuz. Hasan’ın (Afrikalı Leo) 40 yıllık serüveni, aslında insanlığın sınırlarla, inançlarla ve kendi kaderiyle olan bitmek bilmeyen kavgasının bir panoramasını sunuyor. İşte bu duygu yüklü yolculuktan ruhumda kalan o derin izler: "Yolların oğluyum ben, ülkem kervan, yaşamımsa yolculukların en beklenmedik olanı." Kitap, Hasan’ın kendisini tanıttığı bu muazzam cümlelerle başlıyor: "Ben Hasan, bir berberin sünnet ettiği, bir papazın vaftiz ettiği ben..."Maalouf bize daha ilk sayfada, tek bir kimliğe sığamayan, "dünya vatandaşı" olmaya doğmuş bir ruhun portresini çiziyor. Hasan, gittiği her yere adapte olan ama hiçbir yere tam anlamıyla ait olmayan bir "köprü" karakter.. Onun hikayesi, aslında Maalouf’un kendi hayatındaki o "doğu-batı" sentezinin bir izdüşümü gibi. "Bu kent, onu yağma etmek isteyenlerce korunmakta, kendisine düşman olanlarca yönetilmekte." Granada’nın düşüşüyle başlayan hikayede, bir medeniyetin can çekişine tanıklık ediyoruz. Maalouf, o dönemin sadece tarihini değil, psikolojisini de anlatıyor. Dışarıdan gelen tehditler karşısında toplumların nasıl içe kapandığını, "gelenekleri bir kale yapıp kendilerini oraya kilitlediklerini" kitapta net bir şekilde görüyorsunuz. İnsanların dindarlıklarını bir zırh gibi kuşanıp, sadece "yanlış anlaşılmamak için" gülümsemeyi unuttukları o hüzünlü ve samimiyetsiz atmosfer, insanın kalbini sızlatıyor... "Yitik bir ülke, çok yakın bir akrabanın ölüsü gibidir. Onu saygıyla göm ve sonsuz
Roman
Afrikalı LeoAmin Maalouf · Yapı Kredi Yayınları · 202418,4bin okunma
Puan vermedi·90 syf.··
2026 6. kitabı
·
4 günde okudu
·
Okunma: 23 Haziran 2026 15:20
Redditteki bi yazıyı paylaşmak istedim çünkü kitabın sonu ve içeriği hakkındaki alt metni iyi yorumlamış gibi hissediyorum. Ve spoiler içeriyor. Anlatıcı, üniversitedeki erkek arkadaşı tarafından tecavüze uğradı (son sayfada bahsediliyor), bu da ilk uykusuzluğunun nedeniydi. O zamanlar bunu işleyemediği ve kimse depresyonunu fark etmediği veya umursamadığı için hayatına devam ediyor. Ancak o travmanın bastırılmış anısı, uyanık rüyasında (karanlık adam, onu "uzun, dar, yuvarlak bir şey" ile tuzağa düşürüyor) geri geliyor, muhtemelen 30. doğum günü nedeniyle ve olaydan önceki kaçışına, yani edebiyata gerilemesini tetikliyor. Tezinin, genç kadınların hayatın karanlık gerçeklerini keşfettiği hakkında yazan Katherine Mansfield üzerine olması tesadüf değil. Tolstoy ve Dostoyevski'ye dalmak yardımcı oluyor, ancak başka bir yol da izliyor: "Üç genç adam bir çifte saldırdı. Adamı öldürdüler ve kadına tecavüz ettiler" olayının geçtiği yere gidiyor. Travmasını tekrar yaşıyor, ancak sonunda bir erkek gibi giyiniyor, (bilinçaltında) öldürülecek kişi olmayı umuyor. Yani son sahne, saldırıya uğrama fantezisi, aynı zamanda travması tarafından tuzağa düşürülme ve çıkış yolu bulamama hissini de ifade ediyor: "Asla anahtarı alamayacağım....Tek yapabileceğim ağlamak. Gözyaşları akmaya devam ediyor" (tıpkı uyanık rüyasında sürahiden dökülen su gibi). Neyse, benim düşüncem bu. Ama çok şey oluyor. Cehennem gibi bir hikaye. refernas aldığım kullanıcı: reddit.com/user/Forward-To...
UykuHaruki Murakami · Doğan Kitap · 20153,732 okunma