-Senin mektuplarının içeriği neyse günümün rengi de o - “ Ben seni sadece meyhanelerden kıskanıyorum , haberin var mı?” cümlesini dikkatle okuyorum. Sonra bir daha okuyorum. Renk? Önce açık gri sonra siyah. Neden mi? Bilmem. Sanki bir umursamazlık, bir ilgisizlik ritmi var o cümlenin anlamında.
Marx’ın suç diye nitelediği bir olay, Papa’nın gözünde suçsuzluğun ta kendisi olabilir. Diyeceğim , çağlar, ülkeler, kişiler arası değişip durur kavramlar. Eh, biz de kavramlarla düşündüğümüze göre... Ayıkla pirincin taşını , demeyeceğim . Demeyeceğim de , senin korktuğun, benimse var saydığım korkunçluk , anlamından çok şey yitirdi. “Bekâret kemeri” dönemi nerde, özgür aşk dönemi nerde. Ne ben kupkuru, fikirden yoksun bir “cinsel kıskançlık “ duyuyorum ne de sen özgür sevişmeyi, her rastlantıyı yaşamakla bir tutuyorsundur.
İşte bir kez daha gördük: anamalcıların bunca çabalarına, yozlaşmanın insanlık değerlerini bunca yıldır kemirmesine karşın adalet duygusu kaldırılamıyor ortadan, ne kadar bastırılırsa bastırılsın, bir yerlerden fışkırıveriyor.