Çok defa , keder ve felaket kıyafetlerini değiştirmiş dostlarımızdır.
Çünkü en unutulmaz dersleri onlardan alırız. Eşikte göründükleri zaman yüzlerine kapıyı kapamayalım.
- Buyurun! diyelim.
Kahvesini elimizle verelim.Söyleyeceklerini dikkatle dinleyelim.
-Sebepsiz gelmedim,diyecek.Beni çağırdınız.
-Ben mi? diyeceksiniz, hayır,hiç, asla...
- Evet , evet . Her hata , her dikkatsizlik, her ihmal bana gönderilmiş bir davet mektubudur.Küçük küçük hatalarınızı unutmuş olacaksınız.Belki büyükleri de hatırınızda değil.Daha doğrusu bunların hata olduğunu kabul etmiyorsunuz.Fakat öyledir.Çağırdınız,geldim.
Ve size hatalarınızı sayacak.Bunları kabul ederseniz, kederin çirkin gözlerindeki yabani ifade kaybolmağa ve yerinde kaderinizin yolunu aydınlatan bakışlar parlamaya başlayacak. Hatalarınızı kabul etmezseniz , kalbinize ,çilenizin dolmadığını hissettiren kızgın bir şiş daha saplanacak.
Marifet sevinçle dost olmak değildir.
Her çocuk bunu yapar. Olgun adamın çocuktan farkı ıstırapla dost olabilmesidir.Ümitsiz bir tevekkül ile değil : Ümitli bir sabırla.
Mahzun gönül , sükut et. Şikayeti bırak. Güneş bulutların arasında da ışık verir.Senin bahtın da herkesin bahtı gibidir. Her hayatta fırtına saatleri, kederli,karanlık günler olmak gerek.