Maral bu sahne ne yaa...
Farah…” diyen fısıltısıyla yüksek sesle ağlamaya başladım. “Bunu yapma, baba beni bırakma!” Göğüs kafesi şiddetle inip kalktığında boğazında hırıltılı sesler çıkmaya başlamıştı. Bir anda öksürüp kan kusmaya başlayınca kendimi daha çok parçalayıp, “Yardım edin!” diye haykırdım. Birinin yardımımıza koşmasını bekledim ama kimse gelmedi. Kendimi daha önce hiç bu kadar çaresiz ve köşeye sıkışmış hissetmemiştim. “Yalvarırım biri babamı kurtarsın!” Neden kimse gelmiyordu?5 Babam acı dolu iniltiler çıkartırken konuşmak için yanak kaslarını zorladı. Ağrının gölgesi kasılan yüzünü esir aldığında gözleri doldu. “Se-seni tek başıma bıraktığım için affet…” “Böyle konuşma.” Gözlerimde birbiri ardına yaşlar akarken onun kanıyla yıkanan ellerimi daha çok yarasına bastırdım. Parmaklarımın arasında sızan kanı görünce hıçkırıklar içinde başımı iki yana salladım. “Ba…baba olmuyor.” Kalbimin ağıtı titreyen sesime nüfus ettiğinde, “Durduramıyorum,” dedim. “Çok kanıyor…Baba çok kanıyor, durduramıyorum!” Babam kendini zorlayarak kolunu kaldırmaya çalıştı. Her zaman beni saran o güçlü kolu şimdi o kadar zayıftı ki, yerden kaldırmaya zorlanıyordu. Aldığı nefesler giderek çarpıntılı ve yavaşlayan bir ritme dönüştüğünde elini elimin üstüne koyabildi. Eski ısısını yitiren parmakları elimin üstünde durunca, “Özür…özür dilerim babam.” diye fısıldadı. “Sana…” Göğüs kafesinden gelen hırıltıların arasında konuşmak için kendini zorladı. “Ve-verdiğim sözü…” Kan kusarak öksürdüğünde gözlerinden bir damla yaş süzülmüştü. “Tutamayacağım.” Hep yanımda olacağını söylemesinin üzerinden daha bir saat bile geçmemişti. “Baba kurbanın olayım dayan.” Parmaklarımınkanı görünce hıçkırıklar içinde başımı iki yana salladım. “Ba…baba olmuyor.” Kalbimin ağıtı titreyen sesime nüfus ettiğinde, “Durduramıyorum,”
Hayat muhteşemdir. Ama sonra berbat olur. Derken yine muhteşemdir. Ve muhteşem ile korkunç arasında sıradandır, olağan ve rutin. Muhteşemi içine çek, berbatı atlatmak için dayan ve sıradanla rahatla, nefes alıp ver. Yaşamak böyledir işte. Yürek parçalayan, ruhu iyileştiren, muhteşem, korkunç, sıradan hayat. Ve nefes kesici derecede güzel. L.R. Knost
Sayfa 182·Kitabı okudu
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
Malinowski'nin kendisine göre mit, kendi yaşayan gerçekliği içinde incelendiği zaman, simgesel bir ürün olarak değil, üzerine dayan. dığı konunun doğrudan bir anlatımı olarak görünmekte olup ilkel uygarlıkta kaçinılmaz bir işlevi yerine getiriyor. İnançları yükseliyor, bir düzene koyuyor, ahlakı koruyor.* Dolayısıyla Malinowski'ye göre ilkel ya da erken dönem insanı, Levy-Bruhl'de olduğu gibi en ufak bir ussallık/rasyonalite içermeyen mistik bir düşünüş içinde ve tümüyle manevi bir ortamda yaşamış olmayıp, bilakis hayatın pratik ilgileri ve gereklilikleri çerçevesinde hareket ediyor olmaktadır. Bu noktada kendisi, ileride değinilecek olan zslevselci kültür yaklaşımıyla da din ile toplum arasında işlevsel bir bağ kurmaktadır ki, bu yön hakkında Hilmi Ziya Ülken (19011974), bu yaklaşımının bem ilkel insanlar hem de günümüz açısından kullanışlı bir çerçeve olduğunun altını çizmektedir."5 Malinowski erken dönem insanının düşünüşüne ilişkin yukarıdaki kabullerinden hareketle, öncelikle şu temel kabulü ortaya koymaktadır: “İnsanın ilk dönemleri, söze dönüşen düşünceyle eyleme dönüştürülen düşüncenin birlikte ortaya çıktığı döneme rastlıyor.
Sayfa 46·Kitabı okudu
1000Kitap
Sen Rabbinin hükmünü sabırla bekle;balık sahibi (Yunus) gibi olma
Kalem Suresi'nin 48. ayetinde geçen "Balık Sahibi" (Sâhibi’l-Hût) ifadesiyle kastedilen kişi Hz. Yunus’tur. Bu ayet, Hz. Muhammed’e (sav) ve onun şahsında tüm insanlara, zorluklar karşısında pes etmemeyi ve "aceleci" davranmamayı öğütleyen çok derin bir hayat dersi içerir. 1. Tebliğ ve Umutsuzluk Hz. Yunus, bugünkü Irak sınırları içinde bulunan Ninova halkına peygamber olarak gönderilmişti. Uzun yıllar boyunca onları doğru yola davet etti, ancak kavmi ona inanmamakta direndi, hatta onunla alay etti. Hz. Yunus, bir süre sonra halkının düzelmeyeceğine dair bir kanaate kapıldı ve içini büyük bir hüzün kapladı. 2. İzin Almadan Ayrılış (Acelecilik) Normalde bir peygamber, Allah'tan bir işaret veya izin gelmeden görev yerini terk etmezdi. Ancak Hz. Yunus, halkının inadına daha fazla dayanamadı ve öfkelenerek, bir nevi "küstü" ve şehirden ayrıldı. İşte ayetteki "Balık sahibi gibi olma" uyarısı tam bu noktaya, yani sabrın tükendiği o ana atıf yapar. 3. Gemideki Kura ve Denize Atılış Şehirden ayrılan Hz. Yunus bir gemiye bindi. Gemi denizin ortasındayken büyük bir fırtına koptu. O dönemin inanışına göre, gemide bir uğursuzluk varsa veya efendisinden kaçan bir köle varsa fırtına dinmezdi. Kura çekilmesine karar verildi. Kura Hz. Yunus’a çıktı. O, yaptığı hatayı (izinsiz ayrılmayı) anlamıştı; kendini denizin hırçın sularına bıraktı. 4. Balığın Karnındaki Karanlık ve Tesbih Denize atılan Hz. Yunus’u dev bir balık yuttu. Balığın karnında, denizin derinliklerinde ve gecenin karanlığında yapayalnız kalan Yunus Peygamber, içinde bulunduğu durumun bir "uyarı" olduğunu anladı. Orada şu meşhur duayı (Lâ ilâhe illâ ente subhâneke innî kuntu mine’z-zâlimîn) etmeye başladı: "Senden başka ilah yoktur. Seni eksikliklerden tenzih ederim. Gerçekten ben, (izinsiz ayrılmakla) kendime
Allah'a ait 99 isim ve kısa anlamları alfabetik sıraya göre;
Allah'a ait doksan dokuz isim ve kısa anlamları alfabetik sıraya göre şöyledir: * Adl: "Şüphesiz ki Allah, adâleti, iyiliği ve akrabaya yardım etmeyi emreder. Çirkin işleri, kötülüğü ve azgınlığı da yasaklar. O, düşünüp tutasınız diye size öğüt veriyor." (Nahl 16/90) * Afuvv: "Allah şüphesiz, affedici ve bağışlayıcıdır." (Hac 22/60) * Âhir: "Allah, evvel ve âhirdir..." (Hadid 57/3) * Aliyy: "Allah, onların söyledikleri şeylerden münezzehtir; son derece yücedir ve uludur." (İsrâ 17/43) * Alîm: "O, her şeyi hakkıyla bilendir." (Bakara 2/29) * Allah: "Şüphe yok ki ben Allah'ım. Benden başka hiçbir ilâh yoktur. O hâlde bana ibadet et ve beni anmak için namaz kıl." (Tâhâ 20/14) * Azîm: "Allah öyle bir ilâh ki kendisinden başka hiçbir ilâh yoktur. O, Hayy ve Kayyûm'dur (daima diri ve yarattıklarını gözetip yönetendir ve her şey varlığını O'nunla devam ettirir). Kendisini ne bir uyuklama (gaflet) ne de bir uyku tutar. Göklerde ve yerde olanlar(ın hepsi) ancak O'nundur. O'nun izni olmadıkça O'nun katında kim şefaat edebilir? Kullarının önündeki ve arkasındaki (geçmiş ve geleceklerini, yaptiklarını ve yapacaklarını, dünya ve âhirete ait) şeylerini O bilir. Onlar, O'nun ilminden ancak dilediği kadarından başka bir şey kavrayamazlar. O'nun kürsüsü (kudreti, mülk ve hükümranlığı) gökleri ve yeri kaplamıştır; onları koruyup gözetmek O'na ağır gelmez. O çok yücedir, çok büyüktür." (Bakara 2/255) * Azîz: "Kim izzet ve şeref istiyorsa, bilsin ki, izzet ve şerefin hepsi Allah'ındır. O'na ancak güzel sözler yükselir." (Fâtır 35/10) * Bâis: "Allah, sizi de yerden ot (bitirir) gibi bitirmiştir. Sonra sizi yine oraya döndürecek ve sizi yeniden çıkaracaktır." (Nûh 71/17-18) * Bâkî: “Yeryüzünde bulunan her şey fânidir. Ancak, yüce ve cömert olan Rabbinin varlığı bâkîdir." (Rahmân
Sayfa 114 - 114 - 139 Syf·Kitabı okudu
Alıntı
Savaşlar tarihi bununla kalmadı. 1967 yılı 5 Haziran'ında Mısır lideri Cemal Abdülnasır'ın ateşlemesiyle başlayan 'Altı Gün Savaşı'nın sonunda 10 Haziran'da İsrail galip olarak eski Kudüs'e girdi ve bugünkü filli durum ortaya çıktı. 1967 savaşının nedenleri ve işleyiş biçimi halen tartışılıyor. Filistinlilerin 1950'lerin sonunda başlayan fikri değişimleri, değişim stratejileri ve örgütlenmeleri yeni umutlar yaratıyor gibiydi. 1948 savaşından beri Nasır'ın milliyetçiliği kitleleri etkiliyordu. Bu gelişmelere rağmen Arab dünyasında 1948'den daha farklı bir direniş ve askeri örgütlenme olmadığı anlaşıldı ve İsrail girdiği yerlerden çıkmadı. Bunanla beraber 1967'de savaş kabinesinde dahi girilen her yerin elde tutulmaması ve bazı yerlerin hemen Filistinlilere geri verilmesini savunanlar vardı. Anlaşılan Moşe Dayan ve sonradan Ariel Şaron'un görüşü ağır gelmişti.
Sayfa 311·Kitabı okudu