Sadece hayattakilerin canı acırdı . Öldükten sonra acı duyulmazdı. Ölmek , uyumak demekti . Durmak , istirahat demekti . O halde neden ölmeye razı olmuyordu ?
"Uğraşma Marcellinus, önemli şeyler üstüne kafa yorarmış gibi . Büyük bir şey değildir yaşamak . Uşaklar da , hayvanlar da yaşıyor ; ama dürüstçe , akıllıca ve sağlam yürekle ölmek büyük bir şeydir . Düşün nedir kaç zamandır yaptığın , hep aynı şey . Yemek , içmek , uyumak ; içmek uyumak ve yemek . Hep bu çember içinde dönüp duruyoruz gerçekten. Yalnız başa gelen dertler , dayanılmaz acılar değil , yaşamaya doymak da ölümü arzulatır insana . "
Soru buydu. Onda aradığım neydi? Bende eksik olan neydi ? İyi bir yaşamım yok muydu ? Yaşamımın giderek geri dönülmez bir biçimde daralan bir dehlize dönüşmekte olduğunu kime anlatabilirdim ? Çektiğim işkenceyi ,uykusuz gecelerimi,intiharla flört etmemi kim anlayabilirdi ? Ne de olsa her şeye sahiptim : Para,dostlar,aile, güzel ve çekici bir eş , ün ,saygınlık .Beni kim rahatlatabilir? O apaçık soruyu sormaktan kim kendini alıkoyabilir:"Daha ne istiyorsun ?"
Fakat (aynı sihirli lambanın içindeki cin gibi) normal algının çerçevesine sığmayacak kadar özgür bir yaşama gücü doluydu ve benliğimi sımsıkı yakalamış, bırakmıyordu. İstasyon binasına girip çıkan ifadeleri olmayan insanlardan ziyade , bin yıl önce yazılmış bu akıl almaz öyküler çok daha hayat doluydu . Böyle bir şey nasıl mümkün olabiliyordu acaba ?
Hani derler ya , iki insanın kol ağzı sürtmüşse ...
"Bir nedeni vardır" diye tamamladım .
"Hah işte o " dedi . "Anlamı ne peki ?"
"Bir önceki yaşamdan kalma bağları anlatır . Çok küçük şeylerde bile , dünyada hiçbir şeyin tesadüfen olamayacağı anlamında kullanılır ."