Kültürün dilde, dilin kültürde yansımasından fazlası vardır. Kültürün dili yarattığı gibi, dil de kültürü yaratmaktadır.
Edebiyat eserleri bu yaratma işinin bizzat vasıtasıdırlar.
Fransız yazar ve diplomat Françoise-Regis Bastide'in meş hur bir sözü vardır: "Düşlerin devlet kontrolü altında bulunduğu bir durumda, gerçeklik kendini bir düş sanmaktadır:' Kendi kelimelerimiz olmadığı müddetçe kendi gerçeğimiz olduğu düşüncesi de bir düşten ibarettir. Roland Barthes "Hazır bulduğum sözcükleri istemiyorum da onun için yazıyorum." demişti.
Hangi kelimeleri seçtiğimiz, nasıl bir insan olduğumuzun en açık göstergelerindendir. Dil ile kişilik arasındaki bağ kısa ve yoğundur. Ve kelimelerle sorunu olmayan insan, pek de yaşıyor sayılmaz. Kelimelerle sorunu olmayan insan, kelimeler tarafından belirleniyor demektir biraz da.
Dünyanın kederi büyüktür, ama güzelliği de bir o kadar kalıcı. Ve bazen en karanlık gecede bile, gökyüzünde parıldayan tek bir yıldız tüm karanlığı alt etmeye yeter
Şimdi en mühim iş, taklidî imanı tahkikî imana çevirerek imanı kuvvetlendirmektir, imanı takviye etmektir, imanı kurtarmaktır. Herşeyden ziyade imanın esasatıyla meşgul olmak kat'î bir zaruret ve mübrem bir ihtiyaç, hattâ mecburiyet haline gelmiştir.
Bu, Türkiye'de böyle olduğu gibi; umum İslâm dünyasında da böyledir.