Nesiller değişiyor. Babanın yalanı oğul için bir kanıya dönüşüyor. Yalan, gördüğünü görmemiş olmayı, öyle görmemiş olmayı istemektir. Tanıklı ya da tanıksız olması fark etmez. En yaygın yalan kişinin kendine söylediğidir. Başkalarına yalan söylemek daha az rastlanan bir durumdur. Bu inkar, herhangi bir taraf tutmanın hemen hemen ilk şartıdır. Taraf tutan ister istemez yalancı olur.
Yani: "Benim amcam, pederimin kardeşi Abbas'ın veledinde Hilafet-i İslâmiye devam edecek. Tâ Deccal'a, o hilafeti teslim edinceye kadar. Yani saltanat-ı hilafet Deccal'ın muhrib eline geçecek."
Sizden birisi teşehhüde oturduğunda şöyle diyerek dört şeyden Allah’a sığınsın:
‘Ey Allahım! Cehennem azabından, kabir azabından, hayatın ve ölümün fitnesinden,
Mesîh Deccâl fitnesinin şerrinden sana sığınırım.’”
Hıristiyan Batı da Islâm, Türk adıyla birleştiriliyor, Türkler Hıristíyan millerleri yok etmeye gelen gökten inen bir felaket, Tannı'nın Hıristiyanları cezalandırmak için gönderdiği Deccal gibi betimleniyordu.
En son milattan önce Hipokrat dediydi melankoli diye. Depresyon depresyon. Tabipsen melankoli değil depresyon diyecektin. Melankoli deyince alkolik bi şarkı gibi geliyodu kulağa; depresyon deyince çağdaş bi sıkıntı, hayatın bi parçası, olmazsa olmazı.
Öyle bön bön bakmayacaktın; işin doğrusu buydu.
Lüzumlu bir şeydi depresyon.
Vücudun mikrop kapınca nasıl içerde bi pandomima kopar da ateşin yükselirse, ruhun mikrop kapınca da depresyonun depreşirdi.
Gülme oğlum; depresyon, derde, tasaya, bunalıma, can sıkıntısına, hayal kırıklığına karşı ruh ateşinin yükselip müdafaaya geçmesiydi; emniyet supabıydı modern insanın.