Bir toplumun şehirli ya da bedevî, zengin ya da fakir, kültürlü ya da cahil vb. olması ile orada etkili olan mezhebî yapılar arasında bağlantılar vardır. Mürcie, Mu‘tezile ve hatta Ehl-i Sünnet ekolleri hadarî topluluklarda yaygınlık kazanırken Haşevî, Haricî ve Vehhâbî anlayışların bedevîler arasında yaygınlık kazanması bu sosyolojik realiteyi anlamamız açısından önemlidir.
Sayfa 76 - Ketebe·Kitabı okudu
Faysal'ın Arap ordusu muhteşem bir gerilla savaşı çıkardı ancak Bedeviler Osmanlı ordusuna karşı neredeyse dört yüzyıldır yaptıkları klasik vurkaç taktikleriyle savaşıyorlardı. Hâlâ Faysal'ın kuvvetlerinin Arabistan dışındaki Arap eyaletlerindeki Osmanlı idaresini kendi başlarına sona erdirip erdiremeyecekleri tartışmaya açıktır. Bir yüzyıl önce, Vehhabi savaşçıları Arabistan'ı ele geçirdi ama Şam'ı işgal edememişlerdi. Ancak Faysal'ın güçlü müttefikleri vardı. 1917 yılı Avrupa'daki Batı Cephesi'nde korkunç bir çıkmaza girmişti ama, İngilizler Osmanlı İmparatorluğu'nu savaşta mağlup etmek çabasında büyük başarılar imza attı. Hindistan'dan Basra'ya takvije kuvvetleri gönderildi ve İngiliz-Hindistan birlikleri 11 Mart 1917'de Bağdat'a girdi. Batı'ya doğru, General Edmund Allenby kumandası altındaki İngiliz ve İngiliz İmparatorluğu güçleri, o yılın sonbaharında Sina'da Osmanlı direnişini ezebildi. İngiliz kuvvetleri 16 Kasım 1917'de Yafa'yı işgal edip 11 Aralık'ta Kudüs'e girdi. Arap topraklarındaki savaş, yaklaşık bir yıl kadar sürecekti ama İngilizlerin 1917'deki zaferlerinin ardından sonuç kesinleşti. 1 Ekim 1918'de Şam'a giren Faysal'ın ordusuna daha fazla Bedevi kabilesi katıldı. Havran'da İngiliz kuvvetleri karşısında büyük bir yenilgi alan Osmanlı kuvvetleri ise zaten şehirden çekilmişti. Şehre ilk girenin İngiliz komutasındaki birlikler olup olmadığı hâlâ araştırmacılar arasında tartışmalı bir konudur. İngilizler Faysal'a ordusunun kurtardığı bölgelerin gelecekteki Arap Krallığı'nda yer alacağı sözünü vermiş olduğu için bu soru önemsiz bir mesele değildir. Hangi ordu ilk olarak Şam'a ulaşmış olursa olsun, 1516 yılında Selim'in zaferinde olduğu gibi, şehir bir tek silah patlamadan düştü. Faysal şehre girişini müteakip ilk cumada, bilerek ya da bilmeyerek Selim'in
Sayfa 238·Kitabı okudu
Reklam
Süleyman b.Yesar ve arkadaşı Ebva denen yerde konaklarlar. Arkadaşı çarşıdan bir şeyler almak için bulundukları yerden ayrılır. Süleyman çadırda tek başınadır. O sırada başka bir çadırdan Süleyman'ı gözetleyen bir bedevî kadını, onun cazibesine dayanamayarak çadıra yaklaşır. Peçeli ve örtülü olan kadın gelir, Süleyman'ın önünde durur. "Bana yaklaşır mısın?" deyince, Süleyman onun yemek istediğini sanır. Sofradan arta kalan bir parça yiyeceğini ona vermek için ayağa kalkar. Ama kadın; "Hayır, senden bunu istemiyorum. Bir erkeğin ailesine verebileceği şeyi istiyorum" der. "Seni bana şeytan gönderdi!" diye bağıran Süleyman, başını kolları arasına alıp hüngür hüngür ağlamaya başlar. Onun bu umulmayan halini gören kadın peçesini yüzüne örter ve pişmanlık dolu adımlarla gerisingeri çadırına döner. Biraz sonra Süleyman'ın yol arkadaşı, elinde azık olarak satın aldığı şeylerle çadıra döner. Onun ağlamaktan şişmiş gözlerini görünce; "Ne oldu? Niçin ağlıyorsun?" diye sorar. Süleyman, olayı arkadaşına anlatır. Bu sefer arkadaşı ağlamaya başlar. Süleyman; "Seni ağlatan nedir?" diye sorar. Arkadaşı; “Benim daha çok ağlamam gerek"der. Süleyman; "Niçin?" diye sorduğunda, arkadaşı; "Çünkü ben senin yerinde olsaydım, korkarım bu işe sabredemezdim" der. Daha sonra Süleyman Mekke'ye gelir. Rüyasında Hz.Yusuf (a.s) onu övmüştür.
Sayfa 186·Kitabı okuyor
Bedevi kendi yetersiz ibadetlerini hatırlayarak, âhirette Hz. Peygamber'le ve onun aziz sahabileriyle beraber olamayacağını düşünerek problemini dile getiriyor: - Birilerini seven, ama onlarla beraber olacak kadar iyiliği bulunmayan kimse hakkında ne dersin? diye soruyor. Resûl-i Ekrem Efendimiz’in cevabı, mü'min gönüllere derin hazlar ve büyük ümidler verecek sıcaklıktadır: - "Bir kimse, kıyamet gününde, sevdikleriyle beraberdir." 369 - 371 numaralı hadislerde üç büyük sahâbîden ayrı ayrı rivayet edildiğini göreceğimiz bu hadis-i şerîf, Peygamber sevgisinin insanı ne yüce makamlara çıkaracağını gösteriyor. Enes İbni Malik'in rivayetine göre bedevînin biri Resûl-i Ekrem'e: - Kıyamet ne zaman kopacak? dedi. Fahr-i Cihân Efendimiz de ona: - "Kıyamet için ne hazırladın?" diye sorunca, bedevî: - Allah ve Peygamber sevgisini hazırladım, cevabını verdi. O zaman Resûlullah sallallâhu aleyhi ve sellem: - "Öyleyse sevdiğinle berabersin", buyurdu. O bedevilerden Allah râzı olsun. Şâyet zihinlerine takılan bu soruları sormasalardı, nice yanık gönüller böylesine serinlemeyecek, ümid ışığıyla canlanmayacaktı. Bu hadis-i şerifi duydukları zaman ashâb-ı kirâm da çok sevinmişlerdi. Hatta Enes radıyallâhu anh'ın söylediğine göre, İslamiyet'le şereflendikten sonra hiçbir şeye böylesine sevinmemişlerdi. Enes sevincini şöyle dile getirmişti: "Ben Allah'ı, Resülünü, Ebû Bekir'i ve Ömer'i seviyorum. Onların yaptığı ibadetleri ve güzel hareketleri yapamasam bile onlarla beraber olmayı umuyorum." Demek ki sevgi ve muhabbet, hasta gönülleri diriltecek, ulaşılması zor hedeflere insanı emniyetle iletecek üstün bir güce sahiptir. Ne mutlu Allah'ı ve Resûlullah'ı gönülden sevenlere!..
Sayfa 161·Kitabı okuyor
Mısır'ın dışında, önemli olarak görülen başka tarihler de var. Çöl savaşçıları 1801'de Muhammed ibn Abdü'l-Vahhab'ın vaaz ettiği "arınmış" İslam adına kutsal şehir Kerbela'yı yağmaladılar. 1803'te, kutsal şehir Mekke'yi kısa bir süreliğine işgal ettiler. Medine'yi de işgal ettikleri 1805 tarihinde geri döndüler. Bu olaylar Müslüman dünyanın her yerine şok dalgaları gönderdi. Tüm bu olanların Irak'taki Şiiler üzerindeki etkisi aşikârdı ve buna karşılık daha fazla saldırıdan korunmak için Bedevi kabileleriyle ittifaklar kurdular. Müslüman kardeşlerine uygulanan şiddete şaşırmakla beraber, İbn Abdü'l-Vahhab'ın hanedanının İbn Saud'unkiyle siyasi ittifak yapması Sünni ulema için Osmanlı hanedanının 16. yüzyıldaki fetihlerinden beri Osmanlı Arap topraklarında Sünni ulemanın çoğunluğunun oybirliği sayesinde keyfini sürdüğü siyasi meşruiyet talepleri üzerindeki tekelin sonunun geldiğini işaret ediyordu. Bazıları için şu soru akla gelmiş olmalıdır, eğer Osmanlı hanedanı ehl-i sünnetin güvenliğini artık sağlayamıyorsa, onun meşruiyetinin kaynağı nedir?
Sayfa 170·Kitabı okudu
Arabistan’ı terk etmesinin ardından, Mehmed Ali oğlu İbrahim’i Vehhabilere karşı savaşmak için Mısır ordusunun başına geçirdi. İbrahim son derece becerikli bir taktisyen olduğu için bu iyi bir seçimdi. Ancak sefer daha başlangıçta çöl toprağının Vehhabilerin etkili bir müttefiki olduğunu göstermesiyle gecikti. Diğer yandan, İbrahim hızlı öğrenen biriydi. Vehhabilere karşı kin güden Bedevi kabilelerine güvenerek, Arabistan Yarımadası’nın çöllerinin derinliklerine doğru ilerledi. 1818’de Necid’deki Vehhabi hareketinin kalesi Dariyya’yı ve İbn Saud kabilesinin lideri Abdullah’ı ele geçirdi. İbrahim, Abdullah’ı hainlikten dolayı başının kesileceği İstanbul’a gönderdi. Vehhabiler 1818 sonrası Osmanlı İmparatorluğu’na başka bir ciddi askeri tehdit yaratmayacak olmalarına rağmen, içtihadın kısıtlı kullanımıyla İslam’da reforma çağıran bu ideolojinin daha az militan yönleri Arap ülkelerindeki Sünni âlimler arasında yayılmaktaydı.
Sayfa 153·Kitabı okudu
Reklam
Reklam