Kitap için içerisinde dini mesajların bolca yer aldığı bir kişisel gelişim kitabı diyebilirim. Kalbinize iyi gelecek bir kitap arıyorsanız o kitap kesinlikle bu kitap. Bir kez okumak kesinlikle yetmeyecek. Tam bir başucu kitabı. Bu kitaba kitaplığınızda mutlaka yer vermelisiniz. Okumaya ikna edecek harika alıntılar bırakıyorum .
Sabır, kendi belirlediğimize değil, Allah'ın belirlediği zamana teslim olmayı gerektirir.
Bütün bir ümmet toplanıp sana fayda temin etmeye çalışsalar ancak Allah'ın senin için takdir ettiği faydayı temin edebilirler.
Allah bizi mükemmel yaratmamışken bizden niye mükemmellik beklesin ki?
Her âdemoğlu günah işler ama günah işleyenlerin en hayırlısı tövbe edenlerdir.
Duygusal güce ulaşmanın ilk adımı, dünyaya dair gerçekçi, Allah'a dair olumlu beklentilere sahip olmaktır.
Neye odaklanırsan onu büyütürsün. Eğer hayatın iyi olanı arayarak yaşarsan ona odaklanırsan onu çoğaltırsın.
Başkalarının düşüncelerine göre hareket etmek, kendimizi gözleri görmeyen bir sürücünün kullandığı arabanın arkasına zincirlemeye benzer.
Hz. Peygamber yaratılmışların en hayırlısıydı. O bile en sevdiklerini kurtaramazken biz nasıl kurtaralım?
Allah'ın bizlere bahşettiği her şey bir armağandır. Ve bu armağan bizi hak ettiğimiz için değil, verenin sonsuz cömertliği nedeniyle verilmiştir.
Ademoğlu düşünmeye,düşünce başlar.Ha bir kuyuya,ha bir zindana.Ana karakterimizin düştüğü yerden kalkış sürecindeki majör değişimleri minör bağlantılarla anlatan bir hikaye.Merak duygusunun anlatımdaki akıcılıkla beslendiği su gibi akan bir olay örgüsü ilgiyi diri kılıyor.
Aile olgusu farklı notaların bir araya gelip oluşturduğu güzel bir beste mi ? Yoksa Farklılıklar ve benzemez duygular huzur vermez mi ? Sorularına karakterlerin atışmaları üzerinden net bir cevap veriyor.
Düş ile gerçek arasındaki geçişleri duygu metcezirleri ve izleyiciyi karşısında kilitleyen bir akışla anlatan bir kurgu var
Hesapsız cesaretin,insanı uçuruma götürdüğünü sözü gölgelemeden anlatan bu hikaye oturduğumuz yerden bambaşka diyarları da geziyormuş gibi hissettiriyor
Hayatı besleyen şeyin kendisi bu;Bedeller. Her bedel bizi yepyeni,maceralara yepyeni duygulara sürüklüyor.Ödenen bedellerin yaşattığı duyguları her sayfada hissedebiliyoruz
Hüseyin Rahmi GürpınarKuyrukluyıldız Altında Bir İzdivaç
Eserde; tek bir konu etrafında iki farklı hikâyenin aynı zeminde harmanlanmış olarak eski İstanbul semtinde geçen, bir yanda mahalle sakinlerinin ilişki ve iletişimleri diğer yanda ise aynı konu temelinden filizlenen mektuplaşma hâlinin neticesine varıncaya değin farklı bir olay aktarılmaktadır.
• - ... Sanki bu dünyaya bir kuyrukluyıldız çarpacakmış da hepimiz tuzla buz olacakmışız...
- Bedriye Hanım teyze... Kuyruklu bize ne vakit çarpacakmış?
- Önümüzdeki mayısın bilmem kaçında... Sabaha karşı çarpacakmış diyorlar.
- Çarpacağını böyle günüyle saatiyle nasıl biliyorlar? Kuyruklu filan günde filan saatte çarpacağım diye bu dünyaya telgraf mı göndermiş?..
- İnanmayınız... İnanmayınız...
- Yalan değil... Yalan değil... (Sayfa 5)
• ... Çünkü insanlar her felakete cehaletleri sebebiyle uğramışlar ve hâlâ uğramaktadırlar. ... (Sayfa 29)
• ... Meğerse bir kız için dama çıkmak epey ayıpmış... Bu memlekette kızlar için ayıp olmayan ne var acaba?.. (Sayfa 65)
• ... Çeşitli ırklar arasında değil aynı millet içinde, hatta aynı aile fertleri arasında bile emellerde ne derece anlaşmazlık, menfaatlerde ne kadar açgözlülük hüküm sürdüğü ortaya çıktı. Meğerse âdemoğlu hileden ibaretmiş. ... (Sayfa 82)
• ... ben sizi sevdim. Seviyorum. Ve hayatım boyunca seveceğim... Bu bir emrivaki. ... (Sayfa 97)
• Aşk denilen şey meğer ne şiddetli bir ruh fırtınasıymış! (Sayfa 105)
Komşu kadınların iletişimleri; camdan, balkondan kurulan iletişim eski zamanların sıcaklığını hissettirmesinin yanı sıra yüzümde samimi bir gülümseme peyda etmesine vesile oldu.
Diğer yanda İrfan Bey'in kadınlar hakkındaki düşüncesi, eylemleri ile başlarda kendisine pek ısınamamış olsam da, ansızın gelen bir mektup ile kendisini bir anda içinde bulduğu duygusal dengesizlik içinde süregelen
Beklemek.
Koca bir ömür, neyi beklediğini bilmeden sürdürdüğün arayış.
Ve hiç gelmeyeni beklemek de çoğumuzun yazgısı.
Okurken “Ne okuyorum ben?” diye sorguluyorsunuz; çünkü bir şeyler sürekli olarak tekrar ediyor ve bir anlam bütünlüğü kurmanız mümkün olmuyor. Ama karakterlerin hareketlerini biraz incelediğiniz zaman Vladimir’in geçmişte yaşayan, Estragon’un ise geçmişini silip bugününe odaklanan karakterler olduğunu görüyorsunuz. İkisi de bu davranışları dolayısıyla bir bütünü oluşturan temel iki öğeyi temsil ediyor.
Bu trajikomik tiyatroda Pozzo benim nezdimde insanlığın temsiliyken, Lucky bir anda her şeyi yüklenen ve zaman içerisinde yaşamı bir alışkanlığa dönüştüren insanların temsilidir.
Pozzo tam anlamıyla diğer karakterlere göre keskin bir davranış yapısına sahip değil; bir öyle, bir böyle davranıyor. Sürekli bir tutarsızlık mevcut. Bu hâliyle, hayatımız boyunca bir süreliğine bize eşlik eden insanların genel profili izlenimini oluşturdu bende. Ayrıca sürekli olarak Lucky’yi ezmesi, ona hakaret etmesi ve bunu “Zamanında bana çok acı çektirdi.” diyerek aklamaya çalışması, günümüz manipülatif kişiliklerinin birebir örneği olduğunu düşündürmedi değil.
Vladimir ve Estragon arasındaki ilişki de çok çarpıcıydı. Sürekli olarak ayrılmaktan bahsedip bir türlü birbirlerinden kopamıyorlar. Sanki artık bir şeyler onları birbirine bağlamış gibi. Alenen bulundukları ilişki kendilerine iyi gelmiyor ama ne olursa olsun yine bir olmayı seçiyorlar. Sevgileri bir duygudan ziyade artık bir alışkanlığa dönüşmüş durumda.
Bir diğer nokta ise Vladimir ve Estragon arasındaki ilişkiyi, felsefedeki diyalektik materyalizme benzetmem. Birbirinin zıttı olan iki şeyin, günün sonunda bir bütünü oluşturması gibi. Gün kavramını metafor olarak ele alırsak Vladimir burada geceyi, Estragon
Merhabalar bugün sizlere kişisel gelişim türünde bir kitapla geldim. Aslında kitabın birincisi de var ama ben bulamadım evde nereye koyuldu bilmiyorum ama sorun değil, sonuçta kişisel gelişim kitapları romanlar gibi seri halinde ilerlemiyor, önemli olan konuya vakıf olabilmek. Bende bu eseri çok beğendiğini ifade etmek istiyorum. Altını çizdiğim o kadar cümle ve post-itlerle donattığım o kadar çok sayfa oldu ki sizlerle birkaçını paylaşacağım elbette. Kitap kısa ve bir günde okunup bitirilebilir. İçerisinde birbirinden güzel çizimler var hatta boyama bile yapılabilir. Eğlenceli mizahi değeri yüksek ve bilgilendirici bir eser. Sizlere birkaç soru da soruyor bu da demek ki düşündürücü bir etkiye de sahip. Mesela ben yeni bir kelime öğrendim bu kitapta. Eskiler Atasözlerine `darb-ı mesel` derlermiş. Bunu hiç duymuş muydunuz? Kısacası bu kitabı esinlikle okuyun ve okutturun.
``Heyecanını, umudunu, hayal gücünü, öğrenme merakını ve iyi niyetini kaybetmemiş her insan, çocuk gibidir.``
``Hayaller mi güzel olmalı, hatıralar mı?``
``Sabır en büyük eylem, sükut en uzun cümledir.``
``Yerini neden yadırgar, dünyada insan?``
``Hayal peşinde koşanlar, gerçekten hayal kuruyorlar. hayallerinin peşinde koşanlar da var. onlar hayal`den gerçek kuruyor.``
``Tüm zamanların en büyük başarı hikayelerini, tüm zamanlarını hikayelerine ayıranlar yazar.``
``Gözden çıkarmadığımı elden çıkaramam.``
``Nefes alırken mi huzur dolar insan, o nefesi verirken mi?``
``Önce acemice tenkit ederler, sonra ustaca taklit ederler.``
``Umduğum gibi yaşamak istiyorum, ne yapmalıyım? Umduğun gibi yaşamak istiyorsan, istediğin gibi yaşayamayacağını um.``
``Herkes sonucuna katlanırım diyor, sebebine kim katlanacak?``
``Hemen hastaneye gitmelisin. bana doktor değil hayal tamircisi lazım.``
``İnsanlara
Bir ademoğlu bundan daha iyi bir roman yazabilmiş midir ? Çok daha okuyarak görmek istiyorum. 1025 sayfa. Hiçbir sayfası sıkmadı, hiç gözümü korkutmadı, harikaydı. Okuyun, okutturun.
Karamazov KardeşlerFyodor Dostoyevski · Türkiye İş Bankası Kültür Yayınları · 202545,4bin okunma