İlk acı değilsin, dedim. Son acı da olmayacağım, dedi. Sevmenin ötesini görmek istemiştim, dedim. Oradan geliyorsun, dedi. Sözcüklerden duvar örülmezmiş, dedim. Kurduğun konaklarda insanlar kendini seviyor, dedi. Yalnızlık hiç geçmiyor, dedim. Yazıyorsun ya, dedi.
“Tüfek bulundururum,” dedim, “ve sinirlerim bozuk olduğunda münakaşa ederim, olur olmadık her saatte kalkarım ve inanılmaz tembelimdir. İyi olduğumda da başka çeşit alışkanlıklarım vardır ama bunlar şu anda önemli olanlar.”
Tedirgin bir şekilde “Münakaşa ettiğin şeylerin içine keman çalmayı da ekler misin?” diye sordu.
“Çalan kişiye bağlı,” diye cevap verdim. “İyi çalınan bir keman tanrılar için bir ziyafettir, kötü çalınan...”
“öyle mi? Tamam!” diye neşeli bir kahkahayla bağırdı. “Sanırım işi kararlaştırmış düşünebiliriz, yani eğer odalar sana uygunsa.”
“Ne zaman görebiliriz?”
“Yarın öğlen buraya gel. Sonra birlikte gider ve her şeyi hallederiz,” diye cevapladı.
‘Ey kuş!’ dedim, ‘Kâhin misin? Yoksa bela mısın nesin?
Seni şeytan mı gönderdi, yel mi attı buralara?
Tek başına korkusuzca nasıl geldin bu diyara?
Hayaletler gezer burada. N’olur şimdi söyle bana.
Hasret canıma tak etti, aşk derdine var mı deva?
O an kuzgun dile geldi, cevap verdi, ‘Asla!’ dedi.
...
Dedim ‘Dostlar uçup gitti bıraktılar tek başıma,
Yarın sen de terk edersin yitik umutlarım gibi!’
Beni duyup dile geldi, cevap verdi, ‘Asla!’ dedi.