Şiirlerini çok sevdiğim İrlandalı şair Yeats'in, Paddy Flynn adında, neşeli bir ihtiyardan duyduğu halk hikayelerini ve kendi yaşamından ilginç kesitleri, hiç bir ekleme yapmadan yazdığı bir defter...
Bugünün İrlanda, İskoçya, Galliler halkları ve Anadolu'da da Galatlar diye bilinen Keltler, politeizm mitolojisine ve pagan inancına sahiptir. Bu nedenle ölmüş ruhlarla bir arada yaşadıklarına inanıyorlar. Özellikle köy yaşamının az sayıda insanın dilden dile konuşulan, -artık hayatın bir parçası haline gelmiş- hayaletlerle sürdüğü söylenebilir.
Küçük bir kızın kaybolduğu bir hikayeyle başlıyor eser; kız kimin ne zaman öleceği bilgisiyle döner ve bunu onu kaçıran perilerin söylediğini anlatır...
Kelt mitolojisinde uğruna çok kişinin can verdiği Mary Hynes öyküsü anlatılırmış. Söylenenlere göre yeryüzü daha güzelini görmemiş. Ama çok genç yaşta ölmüş... Sonra doğan çok güzel kızların mutsuz olduğuna ve kötü kaderle doğduğuna inanılmaya başlanmış... Belki de 'çirkin bahtı' buradan türemiş olabilir :)
Eserde Araf'ın ve cehennemin tasvirleri yapılıyor, çok ilginç detaylar var.
Perilerin ve küçük cüce cinlerin, birlikte çalışan, yiyip içen ve farklı giysiler giyen varlıkların görüldüğü halk hikâyeleri... İntikam ve kötülük için etrafta dolaşan, hattâ sırf yaşayan insanların duasını almak için gelen ve onları terketmenin karşılığında dua isteyen azap içinde ruhlar...
Yazar da bilge bir dostu ve kahin olduğuna inandığı genç bir hanımla yaptığı yolculuğu anlatıyor, mağarada yaşayan küçük insanlar ve uzun boylu güzel bir kadın görüyor, kadın Yeats'i şöyle uyarıyor; "Dikkatli ol, bizim hakkımızda çok şey öğrenmeye kalkışma."
Bazı öyküler kedilerle ilgili öyle şeyler anlatıyor ki; evde kediniz varsa, bir süre çok fena etkisinde kalabilirsiniz :))
Ormanda görülen doğaüstü
Kelt ŞafağıWilliam Butler Yeats · Dedalus Kitap · 201796 okunma
Yayınevine roman için “Bu kitapta basım hatası var” şikayeti iletilmiş pek çok kez. Nasıl okunacağını bilmiyorsanız evet basım hatası olduğunu düşünebilirsiniz. Kitapta iki ayrı kişiye ait günlük var. Soldaki sayfalar tamamen erkek kişiye ait, sağdaki sayfalar ise tamamen kadın kişisine ait. İki okuma şekli var. İsterseniz sadece soldaki sayfaları okuyarak kitabı bitirip, tekrar baştan sağdaki sayfaları okuyarak tekrar bitebilirsiniz. Ya da zaten eşzamanlı gidiyor. Önce aynı günü erkeğin gözünden sol sayfayı okuyarak, sonra aynı günü kadının gözünden sağ sayfayı okuyarak ilerleyebilirsiniz. Ben bu ikincisini yaptım.
Gerçek kişilere ait günlük olmasa da günlük okumak gerçekten çok keyifliymiş. Günlük türünde olan başka kitaplar bulup okuyabilirim aslında. Yazım dilini ve hikayeleri çok beğendim. Aynı olayları iki farklı insanın gözünden okuyunca bu kadar farklı olmasını beklemiyorsun aslında. Gerçek hayatta da bunun olabileceğini düşünmek insana biraz farklı hissettiriyor.
Benim romanda sanırım en çok takıldığım kısım kadın karakterinin abisine karşı olan fazla saplantısı demek istiyorum ben. Gerçek hayatta da insanların aile bireylerine bu kadar saplantılı olması hep tuhaf gelmiştir. Bu karakter belki gerçek hayattakilerden biraz fazla olabilir. Okurken çok sinirlendim çok gerildim.
Neyse ki bu bir kitaptı ve bitti. Sakince uyuyabilirim.
Suzan DefterAyfer Tunç · Can Yayınları · 202520,2bin okunma
Eser, kitabın baş kahramanları olan Selim ve Leyla'nın lise dönemini konu alarak başlıyor. Selim, lisede arkadaşlarıyla vakit geçirmeyi çok sevmeyen, ergenlik yıllarını kitap okuyarak geçiren bir gençtir. Aynı sınıfta okuduğu Leyla'ya âşık olur; ancak Leyla'nın bundan haberi yoktur. Selim, arkadaşının tavsiyesi üzerine Leyla'ya bir mektup yazar ve arkadaşı da bu mektubu ona ulaştırır. Leyla mektubu okur ancak ilk başta tepkisiz kalır. Leyla ve Selim birbirine zıt iki karakter gibidir. Hatta kitapta bu durum ikisi için şöyle anlatılır: Leyla,"Sanki hayatı, bir çizgi üzerinde ilerleyen, her hamlesi önceden hesaplanmış kusursuz bir matematik problemiydi. Sayılar arasında güvendeydi. Aşk ise çözülemeyecek bir bilinmeyendi ve o, bu denklemi çözmek için ne bir çaba sarf ediyor ne de bir merak taşıyordu; sadece görmezden geliyor, varlığını yok sayıyordu." Selim için ise "ruhu fırtınalarla sarsılan, direncini yitirmiş, rotasını şaşırmış, kaybolmuş bir gemiye benzerdi" ifadesi kullanılır.
Selim ikinci mektubunu yazar ve bu kez bir buluşma yeri de belirler. Okuldan sonra mahallenin arka sokağındaki pastanede buluşup yüz yüze konuşacaklardır. Bu buluşmanın ardından ilişkileri ilerler. Liseden mezun olduktan sonra Leyla'nın babası da onların birbirlerine olan bağlılıklarını fark eder ve evlenmelerine rıza gösterir. Evlendikten sonra aynı evde yaşamalarına rağmen birbirlerine mektup yazmaya devam etmeleri benim çok hoşuma gitti. Bir süre sonra Zeynep adını verdikleri bir kız çocukları olur.
Selim çok okuyan ve yazmayı seven bir karakterdir. En büyük hedeflerinden biri yazar olmaktır. Bir sabah her şeyden habersiz şekilde uyanır; kapı çalar ve gelen polisler hiçbir açıklama yapmadan onu alıp götürür. Selim, yaşadığı bu durumu Franz Kafka'nın Dava adlı eserinin baş kahramanı Josef
Merhaba sevgili kitapseverler
Kitap farklı zamanlarda yazılmış üç ayrı kitap aslında. YKY üçünü bir araya getirmiş. Birbirinin devamı niteliğinde olduğu için güzel de olmuş. Bu okuduğum en ilginç kitaplardandı. Zira okurken çok çeşitli duygular yaşadım. Korku, heyecan, tiksinti, hüzün, gülme hissi... hepsi bir arada verilmiş. Gerçekle hayalin birbirine karıştığı her bölümde sizi ayrı ters köşe yapan, insanın aklıyla oynayan bir kitap.Yazar savaşın en iğrenç ve acımasız yüzünü okuyucuya soğukkanlı bir anlatımla, hepsi olağan şeylermiş gibi ustalıkla vermiş. Beni çok etkileyen, şaşırtan, elimden bırakamadığım bir kitap oldu. Fakat ensest ve eşcinsel ilişkilerin bu kadar çok olması, herkesin durmadan kendinden hiç beklenmeyecek iğrençlikler yapması, ölümün bu kadar olağan işlenmesi beni rahatsız etti.
.
Bir kadının büyük şehirdeki bombardımandan etkilenmesinler diye ikiz oğlan çocuklarını küçük şehirde yaşayan anneannelerine getirip bırakmasıyla başlıyor olay. 9 yaşındaki bu çok zeki iki kardeş ortama en kısa zamanda ayak uydurup zorlu koşullarda hayatta kalmayı ve kendilerini eğitmeyi başarıyorlar. Savaş devam edip insanlar yoksulluk ve ölümle iç içe yaşarken bu çocukların ve çevrelerindekilerin başlarından geçen olaylara tanık oluyoruz.
.
Rahatsız edici bir kitap olsa da ben okuduğuma pişman olmadım. Çok akıcı ve ustalıkla yazılmış bu kitabı size de tavsiye ederim.
Çocukluğu sevgisizlikle büyüyen, aile içi şiddet ve baskıların gölgesinde derin psikolojik travmalar alan bir adam: Yusuf. Bursadan İstanbula gelip eski bir ev kiralayarak yeni bir başlangıç yapar. Zorlu hayatındaki tek dayanağı hep yanında olan, birlikte yaşadığı can yoldaşı Hüseyindir. İki arkadaş kiraladıkları evi temizlerken eski çekyatın altında bir defter bulur. Bu, evin yakın zamanda vefat eden sahibi Hikmete ait bir günlüktür.
Yusuf sayfaları çevirdikçe Hikmetin dünyasına çekilir; o da tıpkı kendisi gibi baskıcı bir babayla büyümüş, anne sevgisinden mahrum kalmış yaralı biridir. Günlükte Hikmetin gençlik yıllarında yeşil gözlü Hayriyeye sevdalandığı ancak korkuları ve aile baskısı yüzünden bu aşkın yarım kaldığı yazmaktadır. Hikmet daha sonra Esma ile evlense de ömrü boyunca bunun pişmanlığını yaşamıştır. Yusuf, Hikmetin bu yarım kalan hikâyesini tamamlamayı ve emaneti sahibine ulaştırmayı tek amacı haline getirir. Ancak günlüğü okudukça kendi yaşamıyla günlükteki olaylar birbirine karışmaya başlar.
Bu süreçte karşı apartmanda, küçük oğluyla yaşayan Yeşime karşı içinde saplantılı bir ilgi büyütür. Ona sığınmak, evlenmek ister ancak bu ısrarcı tavrı Yeşimi korkutur ve kadın onu kesin bir dille reddeder. Reddedilmek, Yusufun içindeki yalnızlığı iyice tetikler.
Hikâyenin sonunda ise şaşırtıcı bir gerçek gün yüzüne çıkar: Yusufun kitap boyunca konuştuğu, güvendiği en yakın arkadaşı Hüseyin aslında gerçek değildir; yalnızlığının zihninde yarattığı şizofrenik bir sanrıdır. Yusuf başka bir adamın geçmişini tamir etmeye çalışırken aslında kendi zihninin derinliklerindeki ağır akıl oyunlarıyla ve "hiçliğiyle" o metruk odada tamamen yalnız kalır. Kitabın finalindeki o çaresizlik ve beklemediğim son içimi gerçekten çok acıttı.
Gölgede KalanAyten Yağmur · İkinci Adam Yayınları · 2025112 okunma
Püsküllü ayraçlı kitapları çok seviyorum. Yayınevinin bu ayırıcı özelliği çok mutlu ediyor insanı.
Yine çok beğenerek okudugum bir kitapla geldim ..
Birinci Dünya Savaşı zamanları .Emily soylu bir ailenin kızı.Bir çiftlikte yaşıyorlar. Abisi savaşta ölmüş. Küçük kardeşi de difteriden ölmüş. Tek çocuk kalmış. Okul arkadaşı Clarissa orduya hizmet için eğitim alıp Fransa da hemşirelik yapıyor. Emily de istiyor ama ailesi izin vermiyor .
Yakınlarda ki yaralı askerlere annesiyle kek götürüyorlar. Orda Robbie ile karşılaşıyor. O bir Avustralyalı pilot .Yaralanmış ve tedavi görüyor. Emily dogumgününe onları da çağırıyor ve aralarında bir yakınlaşma başlıyor. Annesi bunu hoş karşılamıyor ve Robbie yi baska bir hastaneye sevkettiriyor .
Emily de devlete hizmet icin başvuruyor ama hemşire ihtiyacı olmadığı icin geri çevriliyor .Kadın Kara ordusu adlı oluşum yiyecek temin etmek için kurulmuş .Tarla işleri ,hayvan bakımı, çiftçilik. Emily ona katılıyor.
Asıl bir ailenin kızı oldugu belli oluyor o toplulukta. Ama o her şeyi öğrenmeye çalışıyor
Robbie yle de görüşmeye devam edip birlikte oluyor. Savaş bitince evlenme kararı alıyorlar.
Leydi Charlton malikanesine bahçeyi düzeltmek için işçi isteniyor .Emily Alice ve Daisy i alıp gidiyor .Orda harabe bir kulubeye yerlesiyorlar .Leydi suratsız bir kadın .Ama Emily in bir asilzade olduğunu öğrenince onunla konuşmaya, çay içmeye davet ediyor .Gitgide aralarında guzel bir arkadaşlık gelişiyor.
Emily kulübede bir sandıkta bir defter buluyor .16 .yy da yaşamış bir cadının o evde oturdugu anlaşılıyor. Sonra da bir ogretmen olan Susan oturmuş oda yazmış deftere .Köyde o ev lanetli olarak anılıyor. Defteri okuduktan sonra Robbie savaşta ölüyor ve Emily hamile oldugunu anlıyor .
Ve bundan sonrası hayatta kalma mücadelesi ..Savaşın çirkin