Puan vermedi·584 syf.·
2026 68. kitabı
Tarih anlatılırken hep aynı sahneye bakıyoruz. Gündüz yaşanan savaşlar, tahta çıkan krallar, kurulan devletler, meydanlarda yaşanan büyük olaylar… Oysa gün batınca hayat bitmiyor, sadece görünmez oluyor. Roger Ekirch’in Gün Batarken’i tam da bu görünmeyen kısmın peşine düşüyor. Yazarın geceyi tek bir kavram üzerinden açıklamaya çalışmaması şahaneydi. İlk bölümlerde karanlık, insanların çekindiği ve hazırlıklı olmak zorunda kaldığı bir zaman dilimi olarak çıkıyor karşımıza. Yangınlar, hırsızlıklar, cinayetler, batıl inançlar… Bunların hepsi gecenin doğal bir uzantısı gibi anlatılıyor. Fakat kitap ilerledikçe aynı gece bu kez insanların nefes alabildiği, sosyalleştiği, çalıştığı, âşık olduğu ve hatta kendisi olabildiği bir zamana dönüşüyor. Bu değişim kitabı benim gözümde daha ilginç hâle getirdi. Çünkü Ekirch, geceyi ne tamamen korkunun ne de tamamen özgürlüğün simgesi yapıyor; ikisini aynı anda taşıyabildiğini gösteriyor. Kralların ya da büyük olayların peşinden gitmek yerine sıradan insanların gecelerini anlamaya çalışıyor yazar. Mahkeme kayıtlarından mektuplara, seyahat notlarından halk inanışlarına kadar çok farklı kaynakları bir araya getirmesi, kitabı kuru bir akademik çalışma olmaktan çıkarıyor. Kitabın dört ana bölüme ayrılması da bence doğru bir tercih olmuş. Önce gecenin tehlikeleri anlatılıyor, ardından otoritenin karanlığı kontrol etme çabası, sonrasında gece hayatının farklı yüzleri ve en sonunda uyku, rüyalar ve mahremiyet ele alınıyor. Bölümler birbirinden kopuk durmuyor; aksine biri diğerini tamamlıyor. Elektrikle birlikte yalnızca gecelerimiz aydınlanmadı, geceye yüklediğimiz anlam da değişti. Bugün bize sıradan gelen pek çok alışkanlığın aslında oldukça yeni olduğunu görmek şaşırtıcıydı. Bu yüzden Gün Batarken bana yalnızca geçmişi anlatan bir
1000Kitap
Gün BatarkenA. Roger Ekirch · Pinhan Yayınevi · 20261 okunma
Alışkanlıklar
Puan vermedi·291 syf.··
2026 46. kitabı
·
23 saatte okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 11:14
Kitapta karşılaştığım şey aslında “anlamı bulma” çabası değil, anlamın sürekli elinden kayıp gitme biçimi. Sözcüklerin bir şeyi açıkladığına dair güven, sayfalar ilerledikçe yerini daha rahatsız edici bir ihtimale bırakıyor: belki de açıklama dediğimiz şey, yanlış anlamaların tamamen dışına çıkabilen bir netlik değil, sadece başka bir yanlış anlama düzeni. Bu yüzden “ne söylediğimizin önemi var mı” sorusu, cevap bekleyen bir soru olmaktan çıkıp zemini sorgulayan bir çatlağa dönüşüyor; çünkü yanlış anlamaların dışına çıkıldığında geriye kalan şeyin gerçekten “saf anlam” olup olmadığı bile belirsizleşiyor. Dil burada bir araç gibi değil, içinde yaşanan bir alışkanlıklar bütünü gibi çalışıyor. Konuşmak, düşünmenin dışına eklenmiş bir faaliyet değil; yürümek, yemek, oynamak gibi yaşamın doğal hareketlerinden biri. Bu yüzden “konuşmadıkları için düşünmüyorlar” gibi bir açıklama tersine çevrildiğinde, geriye biyolojik bir eksiklik değil, farklı bir yaşam biçiminin sınırı kalıyor. Dilin başlangıcı soyut bir yetenek değil, yaşamın kendisinin içinden çıkan bir pratikler ağı oluyor. Sözcüklerin açıklanmasının “bilgi” gibi görünmesi de bu ağın bir parçası. Bir kelimeyi öğrenmek, gerçeğe yaklaşmak değil; başka bir kullanımın içine girmekten ibaret. Bu yüzden anlam, içeride sabit duran bir çekirdek gibi değil, kullanımlar arasında sürekli yer değiştiren bir iz gibi davranıyor. İz sürüldükçe netleşmiyor, tam tersine çoğalıyor. ilerleme hissi, çoğu zaman gerçek bir dönüşümden çok, ölçme biçimlerinin büyütülmüş etkisi gibi duruyor. Değişim, kendini büyüten bir algıdan ibaret kalabiliyor. Bütün bunlar bir araya geldiğinde ortaya çıkan şey şu: anlam, dışarıda bulunacak bir şey değil; yanlış anlamalarla birlikte çalışan, onlarsız düşünülmesi bile zor olan bir yapı. Onu temizlemeye
Duygu ve Düşünce
Felsefi SoruşturmalarLudwig Wittgenstein · Totem Yayıncılık · 2008277 okunma
📚🔔 Tatil zili çaldı! Bir yıl boyunca verilen emeklerin ardından şimdi dinlenme, keşfetme ve yeni maceralara atılma zamanı. 🌞 Bu yaz bol kahkahalı, bol anılı ve elbette bol kitaplı geçsin. Tüm öğrencilere keyifli tatiller diliyoruz! 💙📖
10/10
·520 syf.··
Beğendi
·
2026 3. kitabı
·
26 günde okudu
·
Okunma: 26 Haziran 2026 10:32
Cumhuriyetin ilk yıllarında Ankara’ya öğretmenlik görevi için en yakın arkadaşı Nermin hanım ile gelen Nahit Fıratlının hayatından bir kesiti anlatan biyografik bir roman. Kitap boyunca Nahit Hanım’ın hayatıyla birlikte, Cumhuriyet’in ilk yıllarındaki özgürlük, mücadele ve değişim rüzgarları da aktarılıyor. Nahit hanım sadece bir aşkın figürü olarak değil, kendi ayakları üzerinde duran, Cumhuriyet’in getirdiği yeni kadın kimliğini cesaretle taşıyan bir birey olarak ele alınıyor. Yani sadece bir hayat hikayesi değil, bir dönemi, bir kuşağı ve Cumhuriyet’in edebiyatla yoğrulmuş tarihini de anlatan; Sabahattin Ali’nin, Orhan Veli’nin, necip Fazıl’ın ve daha nicelerinin hikayelerine de ayna tutan bir eser. Kesinlikle tavsiye ederim.
Cumhuriyet Gibi Bir Kadın Nahit HanımOsman Balcıgil · Destek Yayınları · 2025835 okunma
9/10
·114 syf.··
2026 13. kitabı
Ç𝕒𝕣ş𝕒𝕞𝕓𝕒 𝕘ü𝕟ü 𝕡𝕠𝕤𝕥𝕦𝕟𝕕𝕒𝕟 𝕙𝕖𝕣𝕜𝕖𝕤𝕖 𝕤𝕖𝕝𝕒𝕞𝕞𝕞 Benim en sevdiğim ikili kahve ve kitap. Peki sizin en sevdiğiniz ikili nedir? Bugün size @dergahyay’ndan çıkan @mustafakutlu_ ‘nun değerli kaleminden #uzunhikaye ‘nin yorumu ile geldim... #kitapözeti 16 yaşında olan Mustafa babası ile ilişkisini keserek tek başına hayata atılmaya karar vermiştir. Ali ise dedesini de alarak artık Bulgaristan'da yaşayamayacağına karar verir.Dedesi ile birlikte İstanbul'a göç etmeye karar verir. Dedesi ile toprakla uğraşan Ali parasını da yine topraktan kazanmaktadır. Oturdukları mahallede ilk olarak Ali ve dedesi hor görülür ve dışlarlar. Ali'nin dedesi her zaman doğruluğu savunan ve doğruluktan şaşmayan bir adamdır. Torununu da bu şekilde eğitir ve onun da her zaman doğruluğu savunması gerektiğini söyler. Ali'de hayatta en çok dedesini örnek alır.Ali Münire'yi ilk defa görmüştür. Düşman bir ailenin kızı olan Münire'ye aşık olan Ali bu aşkından vazgeçmek zorundadır. Çünkü Münire bir düşman ailenin kızıdır. Münire'nin ailesi fakir bir ailedir. Bundan dolayı Münire'nin abisi kardeşlerinin zengin bir kişi ile evlenmesini istemektedir. Bundan dolayı aşık olacağı kişiye vermeyeceklerini söyleyerek sürekli olarak Münire'ye karşı şiddet uygular. Münire'nin de Ali'de gönlü vardır. Ali hiçbir zaman bu abileri varken kavuşamayacakları bilincine varmıştır. Bundan dolayı Münire'yi de alarak birlikte kaçmaya karar verirler. Öncelikle bir tren istasyonuna binerek uzaklaşmaya başlarlar. Kendilerine en uygun yeri bulana kadar tren yolculuğuna devam ederler. #kitaphakkındadüşüncelerim Yazarın daha önce “iyiler ölmez” eserini okumuş biri olarak bu güzel eserini de çok beğendim ve dersler çıkardım.Çıkardığım en önemli ders;
Uzun HikâyeMustafa Kutlu · Dergâh Yayınları · 202345,6bin okunma
8/10
·120 syf.··
Beğendi
·
2026 61. kitabı
·
22 saatte okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 23:13
Romanın merkezinde yer alan Zehra, disiplinli, sert ve merhametten uzak bir öğretmendir. Hayatını şekillendiren en önemli duygu ise babasına karşı beslediği kırgınlık ve nefrettir. Ancak olaylar ilerledikçe, Zehra’nın bildiğini sandığı gerçeklerin aslında eksik olduğunu gördüm. İşte romanın en güçlü yanı da burada ortaya çıkıyor: Bir insanı anlamadan yargılamanın ne kadar büyük bir hata olabileceğini etkileyici bir şekilde gösteriyor. Kitabı okurken en çok dikkatimi çeken şey, merhamet kavramının ele alınış biçimi oldu. Günümüzde de çoğu zaman insanların yalnızca görünen taraflarına bakıyor, yaşadıkları mücadeleleri bilmeden hüküm veriyoruz. Zehra’nın yaşadığı değişim, aslında hepimize yöneltilmiş sessiz bir soru gibi: “Bir insanı gerçekten tanıyor muyuz, yoksa yalnızca gördüğümüz kısmını mı biliyoruz?” Reşat Nuri Güntekin’in sade ama etkili anlatımı romanın en büyük artılarından biri. Gereksiz ayrıntılara boğulmadan, karakterlerin iç dünyasını güçlü bir şekilde yansıtabiliyor. Özellikle Zehra’nın yaşadığı iç hesaplaşmalar oldukça gerçekçi ve etkileyiciydi. Romanın son bölümlerinde ortaya çıkan gerçekler ise insanın yüreğinde buruk bir hüzün bırakıyor. Çünkü bazen geç kalınmış bir anlayışın ve söylenememiş sözlerin telafisi olmuyor. Acımak, bana insanların hikâyelerini bilmeden verdiğimiz hükümlerin ne kadar kırılgan olduğunu hatırlattı. Bazen bir insanı affetmekten önce onu anlamak gerekiyor. Ve bazen en büyük pişmanlık, nefret etmeyi sürdürdüğümüz kişinin aslında sevgiyi en çok hak eden kişi olduğunu çok geç fark ediyoruz. Benim için Acımak, yalnızca bir baba-kız hikâyesi değildi. Aynı zamanda empati kurmanın, insanları anlamaya çalışmanın ve kesin yargılardan kaçınmanın önemini anlatan güçlü bir vicdan romanıydı. Kitabı bitirdiğimde Zehra’nın değişiminden çok,
Edebiyat
AcımakReşat Nuri Güntekin · İnkılap Kitabevi · 202451,7bin okunma
Öfke Dansı
Puan vermedi·199 syf.··
2026 11. kitabı
·
75 günde okudu
·
Okunma: 25 Haziran 2026 17:39
Öfke Dansı – Dr. Harriet Lerner Bazı kitaplar yalnızca bilgi vermez, insanın kendisine ve ilişkilerine farklı bir gözle bakmasını sağlar. Öfke Dansı benim için böyle kitaplardan biri oldu. Kitap, öfkenin bastırılması gereken bir duygu olmadığını; doğru şekilde dinlendiğinde ve yönlendirildiğinde değişim için güçlü bir rehber olabileceğini anlatıyor. Özellikle anne, baba, eş, çocuk ve iş arkadaşları gibi yakın ilişkilerimizde tekrar ettiğimiz davranış kalıplarını fark etmeye ve bunları değiştirmeye odaklanıyor. Kitapta dikkatimi çeken konulardan biri de kuşaklar arası ilişki meselesiydi. Anneannelerimizin, annelerimizin ve bizim sorunlarla nasıl başa çıktığımızı karşılaştırırken bazı davranışların nesilden nesile nasıl aktarıldığını gösteriyor. Böylece sadece kendi davranışlarımızı değil, bunların nereden geldiğini de sorgulamaya başlıyoruz. Kitap bana şu soruyu düşündürdü: "Öfkelenmemin asıl sebebi ne ve bu öfke bana ne anlatmaya çalışıyor?" Yazarın son bölümlerde üzerinde durduğu nokta ise değişimin cesaret gerektirdiği. İlişkilerde yeni adımlar atmanın, alışılmış kalıpları kırmanın ve gerektiğinde sınır koymanın kolay olmadığını; bunun için yürekli ve kararlı olmak gerektiğini vurguluyor. Kitaptan aklımda kalan en güçlü düşüncelerden biri şu oldu: Öfkeyi yok etmeye çalışmak yerine onu dikkatle dinlemek ve değişimin hizmetine sunmak. Çünkü gerçek değişim, rahatsız olduğumuz şeyleri fark edip onların üzerine cesaretle gidebildiğimizde başlıyor. Bu kitabı özellikle ilişkilerini daha iyi anlamak, kendini tanımak ve öfke duygusuna farklı bir açıdan bakmak isteyenlere öneririm. Ancak daha çok hikâye veya roman tarzı kitaplar okumayı sevenler için yer yer ağır gelebilir. Puanım: 9/10 Sizce öfke her zaman kötü bir duygu mudur, yoksa bazen değişimin başlangıcı
Psikoloji
Öfke DansıHarriet Lerner · Varlık Yayınları · 20254,891 okunma