En büyük kusurların en masum olunan zamanda yani çocuklukta alışkanlık halini aldıklarını ve karakteri oluşumunun yetiştiricilerin elinde olduğunu düşünüyorum.
Çoğu kişi, akıllı bir hükümdarın, fırsatını bulur bulmaz, kurnazlıkla kendisine düşmanlar yaratarak ve yarattığı bu düşmanları tepeleyip saygınlığını kendiliğinden artırması gerektiğini düşünür.
Başlığa taşıdığımız niteliklerin ilkinden başlarsak, bir hükümdarın cömert olarak tanınmasının iyi bir şey olduğunu söylemek isterim. Ne ki, böyle tanınacaksın diye cömertlik göstermen seni ancak batırır, çünkü cömertliği olması gereken biçimde mantıklı kullanacak olursan, adın ne cömerde ne de cimriye çıkar. Ama hükümdar, insanlar arasında adının cömerde çıkmasını istiyorsa, şatafat ve gösterişten uzak kalamaz. Böyle yapan hükümdar da tüm varsıllığını bu tür etkinliklerde yiyip bitirir. Sonunda adının cömert olarak kalmasını istiyorsa, sınırsız bir biçimde vergi alır ve başka zorlamalar getirerek halkını cendereye sokar, kısacası, para sağlamak için yapamayacağı şey yoktur. Bu da uyruğunun gözünde nefret uyandıracak; yoksul düşünce de saygınlığını yitirecektir. Ayrıca cömertliğiyle az kişiyi mutlu ettiği, çok kişiyi kırdığı için en ufak bir sarsıntıyı duyumsar ve en ufak bir kargaşada iktidarını yitirmekle burun buruna gelir. Durumu gören hükümdar geri adım atmaya kalkınca da bu kez adı cimriye çıkar.
Geçmişinde büyük hayal kırıklıkları olan insanlar, kendilerini ruhsal açıdan korumak için kalın ve yüksek duvarlar örerler. Bu duvarlar kişinin zarar görmesini engeller, ama kişinin sağlıklı ilişkiler geliştirmesini de engeller. Çünkü korkar kişi yakın olmaktan; zarar görmekten. Geçmişte hayal kırıklığı ne zaman yaşanmışsa, duvarlar ne zaman inşa edilmeye başlamışsa kişi o haldeki duygusal yaşıyla içeride kalır.