Kitapla ilgili düşüncelerim çok karışık. Cesur Yeni Dünya(1932), 1984 (1949) Fahrenheit 451 (1953) kitaplarından önce yazılmış (1920) olan kitap distopya denilince ilk akla gelen kitaplardan. Kendi ülkesinde basımı yasaklanan ve ancak 1924 te basılabilen bir kitabı merak etmiştim.
Bireyselliğin yok edildiği, insanların isim yerine numara aldığı "Tek Devlet" düzeni olan bir gelecek anlatılmış. Her şey o tek devlet için yapılıyor, üreme bile. Seçim yapmak hakkınız yok. Mutluluk ancak özgürlüğün yokluğu ile olabilir.
Kitap çok karanlık atmosfere sahipti. Ama anlatım dili beni kendine çekemedi. Başka bir şekilde anlatsaydı sanki daha çok sevebileceğim bir konuydu ama dedim ya beğenip nefret etmek arasında kaldım. Yine de distopya denilince okunması gereken kitaplardan diye düşünüyorum.
Gelecekte dünyamız insanlar tarafından yaşanmaz hale gelmiş, çıkan savaşla birlikte nüfus azalmış, gıda üretimi sıkıntıya girmiş, dünya yaşanmaz hale gelmiştir. Uzayda kolonileşme fikri ortaya çıkmıştır. Kitap böyle başlıyor ve klonlar, uzaylı yaratıklar, uzay gemisindeki yaşam gibi bilimkurgu öğeleriyle devam ediyor. Kahramanımız ise bir "harcanabilir" olan Mickey. İnsan hayatını zorlayan, ölüm riski olan görevler için klonlanmayı kabul eden karakterimizin başından geçen hikayeyi anlatıyor. Kitap güzel, yer yer etik değerleri sorgulatan, komik, merak uyandırıcı öğeler içeriyor.
Göçmenlik özellikle Doğu’da, nüfusun kalabalık olduğu yerlerde, baskıcı rejimle yönetilen ülkelerde sıklıkla karşılaşılan bir durum oluyor. Genellikle de bu göç trafiği batıya doğru olmaktadır. En çok göçmen veren ülkelerden biri de Çin. Çin nüfus politikasında zorunlu olan tek çocuk şartı, kırsal kesimde yaşayan insanların şehre göç edip çalışmasının yasak olması gibi nedenlerden dolayı daha iyi bir yaşam için Avrupa ve Amerika’ya göç etmektedirler. Tabi tüm bu göç süreci her zaman legal yollardan olmuyor. İnsanların zaaflarını ve çaresizliklerini kullanmayı seven illegal çeteler, suç örgütleri kaçak yollardan da insanları göç ettiriyor. Gizemli Cinayetler kitabı da işte tam bu noktaya parmak basarak kaçak göçmenlerin hayatından bir kesit sunuyor.
Kitapta anlatılmak istenenin ilk etapta kaçak göçmenler üzerinden illegal organ nakli sistematiği üzerinden polisiye-gerilim okuyacağımı düşünmüştüm. Ancak yazar beni bu konuda biraz yanılttı. Ana tema buradan çıksa da daha güzel, detaylı ve net bir şekilde günümüzde hala güncel olan bu sorunu daha iyi bir şekilde kurguya işleyebileceğini düşünüyorum. Bazı noktalar birden fazla bölümlerle uzatılırken olayın çözümlendiği kısımlar hızlı hızlı sanki her okur tüm bunlara aşinaymışçasına olmuş. Birden fazla gizem yaratarak okuru şaşırtmak istemesini sevdim ancak bunu da kurguya iyi işlenmediğini düşünüyorum.
Gizemli Cinayetler benim yazardan okuduğum ilk kitaptı. Beni pek tatmin etmeyen bir kitap olsa da diğer kitaplarını da şans vereceğim. Yazarla tanışma kitabı olarak seçilebilir mi emin değilim ancak yazarın kalemini seven okurlar okuyabilir. Mario Mazzanti ana kahraman olarak farklı meslek gruplarına dahil insanları seçmesi ve sıradan, tanıdık simalarda yaratmasını sevdim aynı zamanda hızlı okunabilen akıcı bir kitap.