Bismillahirrahmanirrahim; "Yarabbi! Yarabbit Beni nur-ı hidayete mazhar eyle Yarabbi! Beni tarik-i hakka îsål eyle... Yarabbi! Kalbimde masiva aşkından sudur edebilmesi muhtemel arzuların baş kaldırmasına meydan vermemek için sarfeylediğim cehd ü gayreti her dem asan eyle. Yarabbi! Her Müslüman İçin ve hangi din ve mezhepten olursa olsun kaffe-i ehl-i iman için, milletim için, ben-i beşer için sıdk u ihlas ile atebe-i felek mertebene månen yükselmek ve maddiyatın levsiyatından temizlenmek hususunda, bu nāçiz kulunun da karınca kaderince bir numûne-i feragat' ve fazilet olma- sını temin eyle Yarabbi!
"Tanrı hər bir çətinlikdən çıxış yolunu çox yaxşı bilir. Biz sadəcə tələsməməliyik və səbirli olmalıyıq. Sonra hər şey birdən baş verir və biz açıq-aydın görürük ki, sən demə, Tanrı bizim üçün hər şeyi planlaşdırıbmış. Biz sadəcə əvvəlcədən hər şeyi görə bilmirik. Elə bilirik ki, çox bədbəxtik və həmişə də belə olacaq."
Sayfa 218 - 3 alma. 2-ci nəşr.·Kitabı okuyor
Hayata Dair
Tatil planı hazırsa sıra okuma listenizde!
Bu yaz yanınızdan ayırmak istemeyeceğiniz kitapları sizin için bir araya getirdik. 💬 Siz olsanız bu listeden hangisiyle başlardınız?
aşağıya baktı, yüzü asıktı. "o adamın dosyasını okudun mu?" "matteo'nunkini mi? evet." "ve?" çenemi kaldırdım. "gördüklerim hoşuma gitti. sonuçta onunla evlenmeyi kabul ettim." çenesini gıcırdattı, sonra gözlerime bakmak için bakışlarını yavaşça kaldırdı. "yalancı." "o sözcüğü kendin dışında kimse için kullanamazsın." boğazından hırıltıya benzeyen bir ses çıktı. "onunla evlenmeyeceksin." "bu konuşma bitmiştir." yanından geçmeye çalıştım ama beni yakaladı. beni belimden tutup göğsüne çekti. "hayır, kesinlikle bitmedi, martina," dedi ağzını kulağıma yaklaştırarak. onu itmek için bütün gücümü kullandım. "sorun ne? beni çöp gibi fırlatıp attın, şimdi de... nedir bu? kendimi matteo'ya verecek olmamı mı kıskanıyorsun? ne yapmamı bekliyordun, rahibe olmamı mı?" bana yaklaştı. "onun adını bir kere daha söylersen, yemin ederim sonraki sefer kendini onun cenazesinde bulursun." geri çekilirken bile midemde hain kelebekler uçuşuyordu. "kendine hâkim ol, giorgio. sen söyledin. o iş bitti." omzunun üzerinden baktım. "çekilmen gerekiyor. dem dışarı çıkabilir ve ondan ne kadar korktuğunu biliyorum. bizi burada baş başa görürse yanlış anlayabilir." sırtım duvara çarptı ve beni kollarıyla kıstırmak için bir saniye bile kaybetmedi. göğsü inip kalkıyordu. "o senin için asla iyi bir eş olmayacak." "sen de değildin ama birlikte eğlendik, değil mi? benden tek istediğin buymuş." başını ağzımdan çıkanlara inanamıyormuş gibi yana eğdi.
Sayfa 357·Kitabı okudu
New York, insanların kaldırım kenarlarında televizyon ve radyoların başına üşüştüğü bir üçüncü dünya kenti haline gelmiştir.) New York- lularm bireysel kimlikleri, mekanın kendisiyle asla böylesine samimi ve hassasça kenetlenmemişti: gerek kentin kendisi, gerekse bizler yara­ lı, korkmuş, korkusuz, öfkeli ve gururluyduk. Kentin beden politikası bir mecaz olmaktan çıkmıştı. Peress ve dostları, açtıkları sergiye, E. B. White'ın nükleer savaşın ansızlığıyla New York'un savunmasızlığına değindiği 1949 tarihli de­ nemesine ithafen "Here Is New York" (Burası New York) adını ver­ mişlerdir. White'a göre," faniliğin gözdağı", artık "göklerdeki jetlerin sesinde" duyulabiliyordu." Organizatörler, yalnızca profesyoneller değil, 9/11 ile birlikte şehrin krizi ve ardından gelen o yabancı günlerin birer belgeselcisine dönüştürdüğü amatörlerden, "kim olursa olsun her­ kesten" fotoğraf edinmek için açık bir çağrıda bulunmuşlardır. Burası New York, yıllar boyu belgesel fotoğrafın suiistimaldi, röntgenci ve yabancılaştırın niteliklerinden dem vuran eleştirel argonun bir red- diydi. Tam tersine, Michael Shulan'ın sergi kataloğunda da yazdığı gibi, "doğasındaki demokrasi ve sonsuz biçimde çoğaltılabilmesinden ötürü fotoğraf 11 Eylül'de olanlan ifade etmek için kusursuz bir mecradır... New York sakinleri için bu bir haber değildir: bu başa çıkılması imkansız bir karabasandır. Peşimizi bırakmayan tüm o imgeler ile baş edebilmek için önce tüm bu imgeleri medyadan geri almak gerektiğini düşündük." Beş bini aşkın fotoğraf sergiye adeta yağmış ve bunlar isimsiz biçimde sergilenmiştir (Magnum'un yıldız fotoğrafçılarının resimleri, isimsiz amatörlerle bir arada yer almıştır. Kendi deneyimlerimizi gerçek kılan bu fotoğraflar, başkalarının da tecrübelerini görmemizi sağlar;
Sayfa 310 - Espas kuram sanat yayınları 2013
Araştırma-İnceleme & Sanat
Yıllar boyu hastanede yatacak olan felçli bir baba, bununla nasıl baş edebilirdim ki? Uzun bir nekahet dönemi yaşayan babam beni yanına çağıracaktı, ya gitmeyip onu hayal kırıklığına uğratacaktım ya da gidip kendimi hayal kırıklığına uğratacaktım. ... Oraya gitmek, babamı hastayken ziyarete gitmek istemezdim, Solveig gibi güçlü olmak isterdim, güçlü olmayı ve şöyle demeyi umardım: Artık çok geç. Ama Astrid ve annem başımın etini yiyip bana baskı yaparlardı, büyük kızıyla barışmaktan başka bir arzusu olmayan hasta, felçli ve zavallı bir adama eziyet etmekle suçlarlardı beni, öyle ki bu kız çocuğunun adamın ona yaptıkları hiç olmamış gibi davranması gerekirdi, bunu ondan esirgeyecek miydim gerçekten? Sanki mesele ilkelerimde inat etmemmiş, sanki mesele bir duygular meselesi, derin duygular meselesi değilmiş gibi. Beni suçlayacaklardı, çok tatsız olacaktı, uzun süre yatacak olursa anneme, Astrid ve Åsa'ya bu zorlu bakım konusunda yardımcı olmam için baskı görecektim, reddettiğimde bana çok öfkeleneceklerdi, hastanenin çalışanlarına, etraftakilere benim duyarsızlığımdan, bencilliğimden, şefkat yoksunu olduğumdan dem vuracaklardı, ama olmadı işte, babam öldü gitti. Hafiflediğimi hissettim, babamdan korktuğumu anladım, bir korku ortadan kalktı, o taraftan hep bir tatsızlık gelebilirdi, ama artık gelemez. Babam öldü. Şikayetler, suçlamalar, iğnelemeler, aynaya bak, karşında bir psikopat göreceksin lafları yoktu artık, babam öldü. Bana bir şey yapamazdı artık. İşin aslı, babam son yıllarda bana bir şey yapamıyordu, babamdan korkarak dolanmıyordum artık ortalıkta, ancak belki de öyle yapmışımdır, belki de babamın korkusu bedenime sinmiştir. Ne yapacağı belli olmayan saldırgan bir aslan varken ondan korkmayı bırakmak zordur ama şimdi aslan öldü.
Hun Çol prokuror ola bilməmişdi.Anası hamıya deyərdi ki,“Prokuror olmaq Hun Çolun arzusudur”,sən demə,bu,anasının da arzusu imiş.Hun Çol fikirləşirdi ki,bu,heç vaxt baş tutmayan uşaqlıq xəyalıdır,amma anasının xəyallarını alt-üst etdiyini heç düşünməmişdi.“Bağışla məni,ana,sözümün üstündə durmadım”.İndi bircə şey istəyirdi;anasını tapıb onun qayğısına qalmaq.Amma ürəyinə dammışdı ki,bu fürsəti çoxdan əldən verib.